Önce Almanya idaresine verildi. Ama toprakları diğer Afrika toprakları gibi maden fışkırmıyordu. Komşu ülkelerin doğal kaynakları para saçarken, kuru toprakların kendilerine verilmesine bozuldu Almanya. Bu yüzden ilgilenmedi o kuru kara parçasıyla. 189

Önce Almanya idaresine verildi. Ama toprakları diğer Afrika toprakları gibi maden fışkırmıyordu. Komşu ülkelerin doğal kaynakları para saçarken, kuru toprakların kendilerine verilmesine bozuldu Almanya. Bu yüzden ilgilenmedi o kuru kara parçasıyla. 1890 yılında kendisine verilen bu para saçmayan topraklara idareci dahi göndermemesi üzerine 1. Dünya savaşı sonrasında Belçika’ya verildi. Almanlar umursamamıştı. Fakat Belçikalılar nimetten sayıp ciddiye aldılar bu ülkeyi. Kahve tarlalarında çalışma mecburiyeti getirdiler. Çalışmayana da kırbaç cezası. Kırbaç cezaları durdurmadı Belçikalıları. Daha fazlasını yaptılar. Emperyalist güçlerin uyguladıkları o bilindik gösterileri bu topraklarda da uygulamaya başladılar. Ülkede yaşayan iki kabileden azınlıkta bulunan Tutsileri, Hutulara karşı desteklemek amacıyla Tutsi’lere ayrıcalıklar verdiler. Yıllar sonra Tutsilerin siyasi olarak güçlenmesi üzerine, bundan rahatsız olan Belçikalılar kurdukları baskıyı azaltarak bu defa Hutulara doğru yönelmeye başladılar. Korkunç derecede adaletsiz ve acımasız olan Belçika Hükümeti 1962 yılında kara kıta’daki ülke bağımsızlığını kazanana dek yönetimi elinde tuttu. Pek tabi yerel halka vahşice davranarak! Bağımsızlığa hazırlanması amacıyla Birleşmiş Milletlere verilen Ruanda da yapılan seçimlerde Belçika’nın da desteklediği Hutu yönetiminin iktidara gelmesi ile ülkede kaos daha da arttı. Yüz bine yakın insan öldürüldü. Binlercesi de komşu ülkelere kaçtı. Bu kadar ölü sizi yanıltmasın. Çünkü bu daha başlangıçtı. Sonrasında tarihin bilindik simaları… ABD, Fransa, Almanya, Birleşmiş milletler,  darbeler, silahlı çatışmalar, iç savaş... 6 Nisan 1994 günü Hutulu olan devlet başkanının uçağının düşürülmesi ile tarihin en kanlı soykırımı başladı Ruanda da… Tam 100 gün sürdü bu soykırım. Yani 3 ay! Bu süre zarfında 1 milyon insan öldürüldü. Silah alacak parası bile olmayan Ruanda satırlarla, oklarla tam 1 milyon vatandaşını katletti! Şimdi durup dururken neden Ruanda’yı yazdığımı sorabilirsiniz… Mitterland ailesini biliyorsunuz… Hani Güney Doğu da ki olaylara veryansın eden Fransız aile! Bize gelince Dünyayı ayağa kaldıran, bizi vahşet ve soykırım yapmakla suçlayan Mitterland ailesi Ruanda da olan katliam için 12 Ocak 1998 yılında Le Figaro gazetesine  “ O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” diye açıklamada bulunmuştu. Bu arkadaşlar böyle… Başka bir yerde kıyamet kopsa umursamaz, fakat olay Türkiye’de olunca canlı yayına bağlanır, hatta hızlarını alamayıp gazeteye bile ilan verirler. Dün de ABD, Türkiye’de yaşananlara skandal demiş! Amerikan İç Gelir İdaresi'nin (IRS) Çay Partisi Hareketi gibi muhafazakâr bazı grupları vergi muafiyeti dışında bırakmasının arkasından patlak veren olaylara, ortaya dökülen diplomatik belgelerle dünyayı ayağa kaldıran Wikileaks’a ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) personellerinden Edward Snowden’in ABD’nin istihbarat faaliyetlerinin detaylarını gösteren dokümanlarını dünyaya sızdırmasına, Rusya ile Snowden krizi yaşamasına rağmen Amerikan hükümetinin ülkemizde olan bitenleri skandal olarak nitelendirmesine bir kere daha hayret ediyorum! Sen Siyonizm’e esir beyinler yüzünden Dünya’yı yangın yerine çevir, girilmedik talan edilmedik bir ülke bırakma! Milyonlarca masum insanın kanına gir, gözü doymaz hırsların için insanları evinden barkından et! İnsanları aç bırak! Sırf kendinden olanlar biraz daha fazla para kazansın diyerek neredeyse her eve bir silah sok! Dünyada kan gövdeyi götürsün! Irkçı polislerin sırf tenleri kara diye o tenleri dayaktan kan kırmızısına bulasın! Eline tüfeği alan halkın gitsin okul bassın, bebeleri katletsin sonra da Türkiye’de olan bitene skandal de! Biz Türk halkı siz teknolojiyi Google Earth seviyesine getirdiğiniz an itibari ile telefonlarımızın dinlendiğini gün gibi zaten biliyoruz. Gelinler bile kaynanalarını telefonda çekiştirmiyor artık. Birçok toplantıya telefon sokulmuyor. Kimse özel meselelerini telefonda konuşmuyor. Hele para meselelerini ASLA! Bütün ülkenin hatta dünyanın bildiği bu telefon dinleme meselesini herkes biliyor da bir başbakan mı bilmiyordu? Bu kadar mı saf? Düşünebiliyor musunuz, ofisinden bile böcek çıkan, teknolojinin ağa babasını bilen başbakan, oğluyla para hesabını telefonda yapıyor? Her şeyi bilen adam, milyon dolarları oğluyla telefonda konuşuyor öyle mi? Siz bu makamda olsanız bunu yapar mısınız? Dinlendiğinizi bile bile konuşur musunuz? Sahi konuşur musunuz? Enteresan olan, muhalefettin bile bu işe balıklama atlaması… Atladıkları bir şey daha var ki, insanların bıkkınlığı… Birçok insan siyasetin “ Fesat “ üzerinden yapılmasından illallah etmiş durumda. Projelerin, yapılacak olan hizmetlerin,  havada uçtuğu bir dönem olması gerekirken, siyasetin kasetler üzerinden yapılması gerçek anlamda insanlarda bıkkınlık yarattı. Eskiden olsa inanırdık! Ama artık o kadar çok montajlı kaset duyduk ki, dolayısı ile her şey inandırıcılığını kaybetti. Hele ki Hazirandan beri ülke üzerinde oynanan pis oyunlar, artık yeter! Dedirtti. 28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı olması planlanan Deniz Baykal’a uygulanan etik olmayan yöntemin bu defa da prim yapmasını bekleyen CHP Genel Başkanının ağzında sadece ve sadece kasetler var! Lütfen bir tane projeden bahsetsin. Bitanecik projeden! Ben henüz duymadım. Duyan var mı? Daha düne kadar karşı geldikleri ABD’nin her söylediğine kafa sallayıp “ evet “ demeleri de inandırıcılıklarını yok etmekte. Ha bu arada aman dikkat! Eski düşman dost olmaz!