Bazı sorular vardır, insanın yüreğine dokunur. Bazı cevaplar ise kelimelere sığmaz. Hele bir de insan, sevdiği kadar sevilmemişse…
“Hiç sevildin mi? Anlat dediler.”
Hiçbir şey anlamadım.
Öylece kaldım. Sanki içimde yıllardır sakladığım bir yaraya dokunmuşlardı da hangi tarafından başlayacağımı bilemedim.
Sevildiğimi anlatmak…
Neydi ki sevilmek?
Birinin seni merak etmesi miydi?
Sesini duymadan gününü tamamlayamaması mıydı?
Yoksa herkesin içinde seni arayan gözlerin, kalabalıklar arasında yalnızca sana ait bir huzur bulması mıydı?
Bilmiyorum.
Ama keşke sevildin mi değil de “Sevdin mi?” diye sorsalardı.
İşte o zaman kim susturabilirdi ki beni?
Anlatırdım…
Bir insanı sevmenin, bazen onun adını anmadan bile bütün gün onu düşünmek olduğunu anlatırdım.
Bir şarkının ortasında ansızın ona gitmenin, kalabalık bir caddede yürürken onun sevdiği bir şeyi görünce duraksamanın ne demek olduğunu söylerdim.
Anlatırdım; insanın sevdiği birinin ses tonundan yorgunluğunu anlamasını, “İyiyim” derken gözlerindeki hüznü fark etmesini, kendi derdini unutup onun derdine derman aramasını…
Sevmenin, yalnızca güzel günlerde yanında olmak olmadığını anlatırdım.
Asıl sevginin, hayatın insanı köşeye sıkıştırdığı zamanlarda ortaya çıktığını söylerdim.
Herkesin uzaklaştığı bir anda bir kişinin elini bırakmamasının, dünyadaki bütün kalabalıklardan daha büyük bir anlam taşıdığını anlatır ve yaşatırdım.
Evet, ben sevdim.
Öyle sıradan, gelip geçici bir hevesle değil.
Bir insanı hayatımın içine almanın, onun mutluluğunu kendi mutluluğumdan ayrı düşünememenin ne demek olduğunu bilerek sevdim.
Belki de en büyük hatam buydu.
Çünkü insan, sevdiği kişiyi yüreğinin en güvenli yerine koyunca, onun da aynı özeni göstereceğine inanıyor.
Kendi sevgisini karşısındakinin kalbinde arıyor.
Kendi sadakatini, karşısındakinin sadakatiyle ölçüyor.
Oysa hayat bazen insana şunu öğretiyor;
Senin için bir ömür anlam taşıyan şey, başkası için bir mevsim kadar kısa olabiliyor.
Yine de sevmekten hiç pişman olmadım.
Çünkü insanın kalbinden geçen gerçek bir sevgi, karşılık bulmadığında bile yaşanmışlığını kaybetmiyor.
Birlikte içilen kahvenin, paylaşılan sessizliğin, gecenin bir yarısında edilen bir telefonun, “Kendine dikkat et” diye söylenen küçücük bir cümlenin bile insanın hafızasında nasıl koca bir ömre dönüştüğünü kim bilebilir?
Bazı insanlar hayatımıza gelir, kalır ve gider.
Ama bazıları giderken bile içimizde yaşamaya devam eder.
Onları unutmak istediğimiz için değil, unutmanın mümkün olmadığını anladığımız için susarız. Bir fotoğrafı kaldırırız, bir şarkıyı dinlememeye çalışırız, bir sokağın diğer tarafından geçeriz. Fakat kalbin hafızası yoktur.
O, bazen yıllar önce yaşanmış bir anı bugünün acısı gibi taşıyabilir.
İşte bu yüzden “Hiç sevildin mi?” sorusuna cevap veremedim.
Çünkü sevildiğimi anlatmak için önce sevginin bana nasıl dokunduğunu, hangi gecelerde beni ayakta tuttuğunu, hangi sabahlarda içimi acıttığını anlatmam gerekirdi.
Ama dedim ya Sevildin mi değil de “Sevdin mi?” diye sorsalardı
Yine anlatırdım.
Bir insanın adını kalbine yazmanın ne demek olduğunu, onunla konuşurken zamanın nasıl durduğunu, ayrılık ihtimalinin bile insanın göğsünde nasıl bir ağırlık bıraktığını anlatırdım.
Bazen bir bakışın, bin cümleden daha fazla şey söylediğini,
Bazen bir vedanın, söylenmemiş bin sözden daha ağır olduğunu,
Bazen de insanın, karşısındaki yanında olduğu hâlde ona ne kadar uzak olduğunu hissedebildiğini anlatırdım.
Evet anlatırdım.
Fakat bir yerde susardım.
Çünkü sevginin en derin tarafı, anlatılabilen değil, insanın içinde taşıdığıdır.
Bazı duyguların adı vardır ama tarifi yoktur.
Bazı acıların sebebi bellidir ama iyileşmesi yıllar sürer.
Bazı insanlar hayatımızdan çıkar ama onlara verdiğimiz değeri kalbimizden söküp atamayız.
Ve insan, bir gün kendine şu soruyu soruyor,
Ben birini bu kadar sevdim de, kendimi neden unuttum?
Belki de sevginin en büyük sınavı burada başlar.
Bir başkasını severken kendini kaybetmemek, fedakârlık yaparken kendi değerini unutmak. Birinin hayatında yer edinmek isterken kendi hayatının kapılarını kapatmak.
Çünkü sevgi, insanı büyütmeli.
Kendinden vazgeçmeye, onurunu yitirmeye, her gün biraz daha eksilmeye mahkûm etmemeli insan.
Yine de bütün bunlara rağmen, ben hala sevmenin güzelliğine inanıyorum. İnsan sevdiğinde dünya biraz daha anlamlı oluyor.
Birinin varlığı, sıradan bir günü hatırlanmaya değer kılıyor.
Bir ses, bir koku, bir gülümseme yıllar sonra bile insanın yüzünde tebessüm bırakabiliyor.
Belki herkes sevdiği kadar sevilmiyor.
Belki herkes beklediği karşılığı bulamıyor.
Belki bazı aşklar kavuşmak için değil, insanın kendi kalbini tanıması için yaşanıyor.
Ama ne olursa olsun, gerçek bir sevgi insanın içinde bir iz bırakıyor.
İşte bana “Hiç sevildin mi?” diye sorduklarında söyleyecek söz bulamadım.
Fakat “Sevdin mi?” deselerdi, bütün ömrümü anlatırdım.
Çünkü ben sevdim.
Hem de bazı geceler adını anmadan dua edecek kadar,
Bazı sabahlar uyandığımda ilk aklıma gelecek kadar,
Kırıldığım hâlde güzel hatırlayacak kadar,
Ve en önemlisi, bütün yaşanmışlıklara rağmen kalbimdeki sevgiyi inkâr etmeyecek kadar sevdim.
Şimdi anlıyorum.
Bazı soruların cevabı dilde değil, insanın susuşundadır.
Ve bazı sevgiler, anlatılmadığı için değil, anlatmaya kelimeler yetmediği için sessiz kalıyor.
“Hiç sevildin mi?” diye sormayın bana.
“Sevdin mi?” diye sorun.
O zaman bilin ki anlatacak çok şeyim var.
Hem de bir ömre sığmayacak kadar.