Bazı ilişkiler vardır; mutlu etmez, beslemez, hatta zamanla incitir. Ama yine de bitmez. Çünkü kişi ilişkiye bakarken bugünü değil, geçmişte verdiklerini görür.

Harcanan zaman, gösterilen emek, yapılan fedakârlıklar… Hepsi zihinde tek bir cümleye dönüşür:
“Bunca şey boşa mı gitsin?”

Psikolojide buna yatırım yanılgısı denir. Kişi, artık iyi gelmeyen bir ilişkide kalma kararını, bugünkü gerçekliğe göre değil; geçmişte yaptıklarına göre verir. Oysa bir ilişkinin değeri, geçmişte ne kadar emek verildiğiyle değil, bugün nasıl hissettirdiğiyle ölçülür.

İlişki kötüye gittikçe kişi aslında şunu yapar:
Bugünün acısını görmezden gelir, geçmişi kutsallaştırır.
“Eskiden çok iyiydik”, “Bir ara düzelecek”, “Bunca yıl kolay mı?” gibi cümleler bu yüzden kurulur. Bu düşünceler rahatlatıcıdır ama gerçeği değiştirmez.

Bir diğer güçlü engel ise ayrılık sonrası belirsizliktir. İnsan zihni, kötü ama tanıdık olanı; belirsiz ama potansiyel olarak daha sağlıklı olana tercih eder. Çünkü beyin için belirsizlik tehlike demektir.
Yalnız kalırsam ne olur?
Bir daha böyle sevilir miyim?
Yanlış karar mı veriyorum?

Bu sorular, ilişkide kalmanın bedelini görünmez kılar. Oysa çoğu zaman kişi ilişki içindeyken zaten yalnızdır, zaten anlaşılmıyordur, zaten tükenmiştir. Ama bu yalnızlık tanıdık olduğu için daha az korkutucu gelir.

İlişkilerde kalma nedenlerimiz çoğu zaman sevgi değildir. Alışkanlık, korku, suçluluk, umut ve geçmişe sadakat duygusu bizi tutar. “Onu bırakmak nankörlük olur”, “Bu kadar emekten sonra gitmek yanlış” gibi düşünceler, kişinin kendine sadakatini ertelemesine yol açar.

Bu ilişkide kalmak mı zor, yoksa ayrılmak mı?
Çoğu zaman insanlar ayrılığı zor zanneder; oysa zor olan, her gün biraz daha kendinden vazgeçmektir.

Geçmişe yapılan yatırım, geleceği ipotek altına almak zorunda değildir. Bir ilişkiyi bitirmek, yapılanları inkâr etmek değildir. Bazen bitirmek, “Artık burası bana iyi gelmiyor” diyebilecek kadar kendini ciddiye almaktır.:
Bir ilişkide ne kadar kaldığınız değil, kendinizden ne kadar kaldığınız önemlidir.
Gitmek bazen vazgeçmek değil; kendini kurtarmaktır.

Öz Değer Erozyonu

İnsan Kendinden Nasıl Yavaş Yavaş Vazgeçer?

Öz değer erozyonu bir günde olmaz. Kimse sabah uyanıp “bugün kendime olan saygımı kaybedeyim” demez. Bu süreç sessizdir, yavaştır ve çoğu zaman fark edilmez. İnsan kendinden bir anda değil, parça parça vazgeçer.

Başlangıçta küçük tavizlerle olur.
“Bunu da ben alttan alayım.”
“Şimdi sorun çıkarmayayım.”
“Zaten hassas, üzülmesin.”

Bu cümleler iyi niyet gibi görünür ama tekrarlandıkça kişinin iç sesi şunu öğrenir: “Benim sınırlarım o kadar da önemli değil.”

Öz değer, insanın kendini nasıl gördüğünden çok, kendine nasıl davrandığıyla ilgilidir. Sürekli görmezden gelinen, küçümsenen, dinlenmeyen bir kişi zamanla şuna alışır: ihtiyaçlarını bastırmaya, rahatsızlığını normalleştirmeye, mutsuzluğunu rasyonalize etmeye.

Öz değer erozyonunun en tehlikeli yanı şudur: kişi yaşadığı durumu “problem” olarak görmemeye başlar. Saygısızlık “şaka”, ihmal “yoğunluk”,duygusal yokluk “karakter farkı” olur.

Zihin, incinmemek için gerçeği yumuşatır; ama bedelini benlik öder.

Bu süreçte kişi dışarıdan bakıldığında güçlüdür. Sabırlıdır, anlayışlıdır, uyumludur. Ama içeride başka bir şey olur: kendine yabancılaşma. Ne istediğini, neye kırıldığını, nerede durması gerektiğini bilemez hale gelir. Çünkü uzun süredir kendi tarafında durmamıştır.

Öz değer erozyonu çoğu zaman ilişkilerde görünür ama kaynağı sadece ilişki değildir. Çocuklukta koşullu sevgiyle büyüyen, “iyi olursam sevilirim” mesajını alan bireyler, yetişkinlikte de sevgiyi hak etmek için kendini küçültmeyi öğrenir. Böylece değer, içsel bir gerçeklik olmaktan çıkar; başkasının onayına bağlanır.

En kritik kırılma noktası şudur: kişi artık kötü muamele gördüğünde bile gitmez. Çünkü gitmek, sadece bir ilişkiyi değil, yıllardır verdiği tavizleri de sorgulamayı gerektirir. Ve bu yüzleşme çoğu insana ağır gelir.

Ama gerçek şudur:
Öz değer, başkasının sana verdiği yerden değil; senin kendine verdiğin yerden oluşur.
Ve kimse, kendine sürekli zarar verdiği bir yerde kalarak iyileşmez.

Öz değer erozyonunu durdurmak; bir anda “kendimi seviyorum” demekle olmaz. Küçük ama net davranışlarla olur: rahatsız olduğunda susmamayı, istemediğine “hayır” demeyi, kırıldığında bunu inkâr etmemeyi öğrenmekle.

Kendine saygı geri çağrıldığında hayat aniden kolaylaşmaz. Ama şunu yapar: insanın içini toparlar.
Ve bazen iyileşme, başkalarının seni nasıl gördüğünü değil, senin kendini nerede terk ettiğini fark etmekle başlar.

Bağlanma Stilleri

Yakınlığı Nasıl Kurduğumuzu Belirleyen Görünmez Harita

Bağlanma stilleri, çocuklukta bakım verenle kurulan ilişkinin yetişkinlikte yakın ilişkilere nasıl taşındığını açıklar. Yani mesele “kime âşık olduğumuz” değil, yakınlıkla ne yaptığımızdır. Yetişkin ilişkilerinde yaşanan pek çok çatışmanın arka planında bu bağlanma biçimleri yer alır. Bağlanma stilleri, bireyin yakınlığa, güvene ve ayrılığa nasıl tepki verdiğini belirleyen temel psikolojik örüntülerdir.

Güvenli Bağlanma

Güvenli bağlanan bireyler yakınlıktan kaçmaz, yalnız kaldıklarında da dağılmazlar. İlişkide ihtiyaçlarını açıkça ifade edebilir, karşısındakiyle duygusal temas kurmaktan çekinmezler. Sorun yaşandığında kaçmak ya da saldırmak yerine çözüm ararlar. İlişki onlar için bir tehdit değil, duygusal olarak büyüyebilecekleri bir alandır.

Kaygılı Bağlanma

Kaygılı bağlanan bireyler için ilişkinin merkezinde terk edilme korkusu vardır. Sevildiğinden emin olmak ister, ilgi azaldığında zihni hemen senaryolar üretir. Bu kişiler ilişkide genellikle fazla verici, fazla düşünceli ve kendini ikinci plana atan bir pozisyonda bulunur. Asıl ihtiyaçları sevgi değil, güvencedir.

Kaçıngan Bağlanma

Kaçıngan bağlanma stilinde yakınlık arttıkça içsel bir geri çekilme başlar. Bu kişiler bağımsızlığı çok önemser ve duygusal mesafeyi korumayı güvenli bulur. Sevgi hissederler ancak bunu göstermekte zorlanırlar. İlişkide “boğulma” hissi sık görülür ve duygusal konular çoğu zaman geçiştirilir.

Korkulu-Kaçıngan Bağlanma

Bu bağlanma stilinde kişi hem yakınlık ister hem de ondan korkar. Bir yandan bağlanmak isterken diğer yandan incinme ihtimali yoğun kaygı yaratır. İlişkilerde gelgitler, ani kopuşlar ve kararsızlık sık görülür. Genellikle geçmişte güvenin kırıldığı ilişkisel deneyimler bu yapıyı besler.

Dağınık (Dezorganize) Bağlanma

Dağınık bağlanmada ne yakınlık ne de mesafe tam anlamıyla güvenlidir. Kişi ilişkide ne istediğini netleştiremez, tutarsız tepkiler verebilir. Bu bağlanma stili çoğunlukla erken dönem travmatik ilişkilerle ilişkilidir ve yetişkinlikte yoğun kafa karışıklığıyla kendini gösterir.