Bazı kayıplar vardır; insanın elinden bir şeyi değil, bir çağını alır sanki. Bir ses çekilir hayattan. Bir yüz silinir. Bir kapı, bir daha açılmamak üzere kapanır. Bir şehir bütün ışıklarını söndürür de, zindan karasına bürünür cümle alem...
Oysa, en büyük sırlar yıkıntılar arasında saklanır sevgili okur!
Sonbaharda dökülen yaprakların ölüm olmadığını toprak bilir mesela; Ağacın içten içe başka bir bahara hazırlandığını meselâ.
Kış, dalları çırılçıplak bırakırken bile ağacın içinde, damarlarında, gizli bir yürüyüş sürer çünkü.
* * *
Eksilmek felaket zannedilir.
Mahvolmak gibi hissedilir.
Fazlalıklardan törpülenmişizdir belki de sevgili okur!
Gururunun dağılması, ezberlerinin kırılması gerekir ki ulaşabilmeli kendine.
Ulaşmak kaybetmekle mümkündür.
Ki, kaybetmeden finiş çizgisini görmek hayal ürünüdür.
Kurduğu sahte masallar denizinde yüzmeyi varoluş zanneder insan.
Boğulmak yoktur orada;
Ah nasıl da hayat memat meselesidir o varoluş arzusu.
Oysa ki dalgalar yükseldikçe başlar en gerçek, en hakiki nefes.
Ve dalgalar çoğaldıkça başlar asıl hikâye.
Her acı bir öğretmendir demiyorum.
Hiç birimiz diyemeyiz de.
Bazı acılar çok can yakar.
Telâfisi, ya da izâhı zordur.
Fakat bir başka bir göz kazandığını acının içinden geçerken görürüz ancak.
Daha derinden bakma sebebiyetidir, o yokluklar.
Hiç bilinmeyen odalar açılır eşikten eşiğe geçercesine.
Yokoluş biraz da arınmaktır...
Bir nehrin bulanık suyunu geride bırakıp berraklaşması gibidir.
Hafiflemek ve berraklaşmak için gereklidir o sürükleniş.
Her sürüklenişin ardından yeni bir durağa gelmek için.
Anka misâli küllerinden doğmak masallara mahsus değildir;
Küllerin içinden de yürünebilir, korkmadan.
Hatta insanı en güzel yapan şey, içinden geçtiği yangınlardır.
Her yangın başka bir çeşmeye götürür ayakları.
Her eksiliş yeni bir yer açar varoluşa.
Kaybettiğin şey, dönüşeceğin insanın bedeliydi belki de sevgili okur!.
Saygı ve Muhabbetle
