Cübbeli’nin damadı Esat Palazoğlu Pusula Portföy’e yüksek miktarda parasını kaptırmış ve gazeteci İsmail Saymaz’a konuşmuş; “Dini anlamda çok uygundur diye iddia etmiyorum. Yanlışsa yanlışımız var, eyvallah. Ama hepimiz bunları yapıyoruz. Herkesin girdiği fonlar da bu kazancı verdi.
Nefsimize yenildik diyebiliriz. Tabii böyle olsun istemezdik” demiş. Bu arada İsmail’in de sorusu şu, “Bu yüksek kazanç vadeden fona neden girdin?”
Arkadaş burada dediği “hepimiz” ve “herkes” sanırım kendi cemaatinden bahsediyor, ben üzerime almıyorum yani.
Millete fakirlik, şükretme öğütlerken kendileri parayı çuvalla götürenleri görüyor musunuz, para da garanti bizim gariban cemaatçinin parası…

Nefis falan hikâye, bence söyleyecek lafları olmayanlar böyle lafları ederler.
Buradan, boş olacak ama bir soralım Cübbeli’ye “fona para yatırmak caiz mi hoca?”
Ne günlere geldik, görüyor musunuz dostlar?
Utanmaları da yok, nefisten bahsediyorlar.
Geçenlerde bu Cübbeli, Üsküdar Belediyesi alengirli bir şekilde el değiştirince kutlamıştı. Müslümanlığın ve kul hakkının neresine sığdırdı da bu elemanı kutladı bilmiyorum ama o kutladığı eleman geçen hafta kazada hayatını kaybetti!
Valla benim nefsimde bu şarlatanları kaldırmıyor…
TRABZONSPOR İYİ GİDİYOR…
Spor yazarı değilim elbette ama abi Trabzon’da yaşıyorsan önce futboldan çakacaksın.
Gerçi ben doğma büyüme Real Madrid’liyim ama doğduğum ve doyduğum kente ihanet etmem, elbette kalbimizde Trabzonspor’da var.
İlk haftalar biraz bocalasa da bence Trabzonspor rayına girdi, bu böyle devam eder. Diyeceksiniz ki şampiyon olur mu? Valla olur mu olmaz mı bilinmez ama lig yarışında sürekli kalacağı çok net.

Salah gibi bir dünya markası var elinde, onun oyunu yönlendirmesi, driplingleri ve ara pasları gerçekten muazzam ve keyif veriyor.
Bu sene kombine alamadığım için kendime kızıyorum.
Galatasaray, Samsun, Avrupa kupası, Beşiktaş derken bu dönemi hatasız ve zararsız kapattı Trabzonspor.
Yarın yine Avrupa kupası maçımız var, bence onu da kazasız atlatacak.
Ben burada sadece Saviç’e bir parantez açmak istiyorum. Bu arkadaşı sezon başında devamlı bir gönderelim söylentileri okuyorduk. Ama gördük Batagov’un kronikleştiği bir yerde Saviç menekşe imiş, bilemedik.
Hep birlikte kendisine bir özür formu doldurmamız gerek diye düşünüyorum.
Yolun açık olsun Trabzonspor, Real Madrid gibi…
MUHTARLARI HATIRLAMAK…
19 Ekim’i “Muhtarlar Günü” olarak ilan etmişti mevcut iktidar, gelenek devam ediyor. Olsun aslında, yılda bir kere de hatırlanmak ister muhtar. Gerçi mevcut iktidar muhtarlık kurumunun içinde hiçbir şey bırakmadı ama yine de ben olumlu buluyorum.
On sene önce iktidarın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Gaziantep de Hasan Kalyoncu Üniversitesinde bir “Muhtarlık Akademisi” açmıştı, balık hafızalıyız erken unuttuk. Bu fakültede muhtarlara önce Türkçe (!), sonra kişisel beceriler, halk sağlığı, uyuşmazlık ve arabuluculuk, insan hakları, kamu yönetimi, liderlik ve temel bilgisayar gibi dersler verdiler. Akademiden mezun olan muhtarlara da cübbe ve kep giydirerek tören yapmışlardı. Cübbe giyip sertifikalarını Bakan Avcı’dan alan muhtarlar sonunda bir de kep atma töreni yapmışlardı.

O dönemler külliye de toplantılarda pek meşhurdu, bol bol Türkiye’nin her tarafından külliyeye otobüs seferleri vardı muhtarların. Seçim zamanı siyaset taklaları derdim ben hep bunlara.
Neyse, gelinen noktada 19 Ekim’i Muhtarlar Günü olarak kabul etmiş canım Türkiye’m.
Bol bol siyasetçilerin paylaşımlarını görüyoruz, kutlama mesajları…
İçini boşalttıkları kurumun, bende gününü kutluyorum eski bir muhtar olarak.
KANSER VAKALARI ARTIYORMUŞ…
Son araştırmalara göre, Türkiye’de kanser vakalarında önemli bir yükseliş varmış.
Üstünüze afiyet, bende aynı illetten muzdaribim. Onun için her kanser sözcüğü geçen yere kulak kabartıyorum. Hele 50 yaş altı kanser vakaları son 20 yılda iki katına çıkmış.
Ne yapacağımız şaşırdık!

Yediklerimiz sağlıklı değil, içtiğimiz sağlıklı değil. Sokakta güvende değilsiniz, evde güvende değilsiniz, okulda hiç değil…
Değerli dostlar, yaşadığınız hayat hep bir stres yaratan bir yaşam şartları koyuyor önünüze. Sürekli hayatın yaşattığı bu stres ile kanser olmayacağınızı mı zannediyorsunuz?
Hatta yaşadığınız hayat, size sunulan hayatın sigaradan bin kat daha zehirli olduğunu ben görüyorum, siz görmüyor musunuz?
Görüyorsunuz elbette.
Onun için ben derim ki, bu şartlarda kafanıza bere falan takın!
Takın ki kafayı da üşütmeyin…
SAMSUN-SARP MI? ERZİNCAN-GÜMÜŞHANE-TRABZON MU?
Tarihi bir adım atmış bizim Bakan Uraloğlu.
Yaklaşık 509 kilometrelik Samsun-Trabzon-Sarp projesinde ön yeterlilik süreci tamamlanmış ve şimdi firmaların açıklanmasına, güzergâh detaylarının deklere edilmesine sıra gelmiş.
Ön yeterlilik süreci; 4734 sayılı Kamu İhale kapsamındaki belli istekliler arasında ihale usulü ile yapılan ihalelerde, teklifler alınmadan önce adayların mesleki, teknik ve mali kapasitelerinin incelenmesi, ihalenin ilk aşamasıdır. Bakanlık ilk adımı geçti, şimdi sırada firmaların belirlenmesi ve ihale edilecek güzergâhın belirlenmesine geldi.
Hayırlı olsun, dikkatlice izliyoruz.

Ama ben her zaman yazdığım gibi, Erzincan’ın Gümüşhane üzerinden Trabzon’a bağlanmasını daha rantabl gördüğümü belirtiyorum. Samsun Limanı ile entegreli olarak bir demiryolu hattının Ordu, Giresun ve Trabzon’u da içine alarak Sarp sınır kapısından Gürcistan’a başlanması ilk bakışta cazip görünse de bence Erzincan-Trabzon daha ucuza ve daha verimli olabileceği düşüncesindeyim.
Karadeniz sahilinde Samsun dışında sanayi tesisi az, nerede ise yok gibi. Tarım ve hayvancılık da mevcut iktidarın hedef kitlesi dışında, geriye ne kalıyor? Sadece yolcu taşımacılığı...
Bunun için ben Erzincan demiryolunun Gümüşhane üzerinden Trabzon Limanına bağlanacak bir yolun daha az maliyetle yapılabilir olacağını ve bölge ekonomisine beklenen faydayı yeterli düzeyde sağlayacağını düşünenlerdenim.
Ha, bizi yönetenler diyecek ki biz diğer daha pahalı ve daha elverişsiz olanı tercih edeceğiz var mı itirazın?
Yok, ben yöreye faydalı bir çivi çakanın her daim yanındayım.
Bekliyoruz…
KOMUTAN LOGAR, SİZE DOĞRU YAKLAŞAN BİR CİSİM VAR!
Cem Yılmaz’ın oynayıp yönettiği G.O.R.A filminde müthiş bir replikti “Komutan Logar, size doğru yaklaşan bir cisim var…”
Son Fon vurgununda gördük ki, logarın kapağı az açıldı koku her yeri sardı…
Sen düşün bu ay eksi hesabı hangi krediyle daha ucuza kapatırım diye ama adamın kayyum yardımcısının evinde milyon dolarlar çıksın.
Seyrettiniz sizde herhalde İstanbul Esenyurt Kayyum’un göreve gelir gelmez yaptığı bir başkan yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın evinde (7 Ekim) yapılan aramada 450 bin 854 dolar, 31 bin 815 avro ve 2 milyon 580 bin lira ele geçmiş. Bir hafta sonra (15 Ekim’de) yeni bir adrese yapılan operasyon da Küçükçekmece’de boş bir kiralık dairede iki çelik kasa, kasaların içinde 7 milyon dolar ve 400 bin avro yakalanmış!

Asıl mesleği avukatlık olan Yusuf Ulutaş geçmişte AKP İstanbul İl teşkilatlarında çalışmış bir ehlisünnet arkadaş. İstanbul AKP İ l Başkanlığında İl Başkan Yardımcılığı yapmış. Aynı İl teşkilatında İl Başkan Yardımcısı koltuğunda oturan arkadaşı Fatma Betül Sayan Kaya önce milletvekili sonra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı olunca bu arkadaş istisnai kadro bakanlık müşaviri adı altında memur oluvermiş! Sonra 2019’da şak diye o zamanki AKP’li Beyoğlu Belediye Başkanı tarafından Başkan Yardımcısı yapılıvermiş. Aynı bölgede yani Beyoğlu’nda Kaymakamlık yapan Can Aksoy, Esenyurt Belediyesi kayyum Başkan Vekili tayin edilince tak diye Beyoğlu Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş Esenyurt’a tayin edilivermiş!
Bunlar hep tesadüf…
Ulutaş şimdi tutuklandı, Esenyurt kayyumu ise bu hafta görevden alındı.
Aslında belli olan şu; logarın kapağı aralandı, seyrediyoruz sadece…