Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz usta tiyatrocu Zihni Göktay’ın bir filminin sahnesinde izlemiştim.
Çok da etkilemişti beni.
Şöyle diyor adaşım,
“İnsan dünyaya şerefiyle gelir halbuki,
Bütün şerefsizler, şerefsiz olmadan önce şerefli birer çocuktu.
Sonra büyüdüler de şerefsiz hale geldiler.
Namusu ve şerefi ölene kadar korumaktır aslolan.
İşte bütün mesele budur.
Bi kaybettin mi her türlü kötülüğe, pisliği bulaşıverirsin.
Öyle şeref gazeteden kupon keserek alınmaz.
Bir insanda ya vardır ya da yoktur.”
İnsan bu dünyaya ne makamla gelir ne servetle,
Ne cebinde para vardır ne de omzunda bir unvan.
Ama herkesin doğarken beraberinde getirdiği görünmeyen bir sermayesi vardır.
O da şerefidir.
Hiç kimse şerefsiz doğmaz.
Bugün toplumun nefretle andığı, adını duyunca insanların yüzünü ekşittiği nice insan da bir zamanlar annesinin kucağında tertemiz bir bebektiler.
Babasının gururla büyüttüğü, geleceğe umutla baktığı çocuklardı.
Peki sonra ne oldu?
Bir insanı şerefsiz yapan doğumu değil, tercihleri olur.
Vicdanını menfaate satar.
Doğruyu üç kuruşa değiştirir.
Dostunu sırtından vurur.
Emanete ihanet eder.
Yalana alışmıştır.
Harama göz dikmiştir bir kere.
Ve gün geldi, aynaya baktığında yüzünü değil, kaybettiği karakterini görmeye başlar.
Çünkü şeref, bir insanın cebinde taşıdığı kimlik kartı değildir.
İhtiyaç duyduğunda çıkarıp göstereceği bir belge hiç değildir.
Şeref; insanın attığı her adımda, söylediği her sözde, verdiği her kararda kendini belli eden görünmez bir değerdir.
Onun için namus ve şeref, ömür boyu korunması gereken en büyük mirastır.
Bir kere çatlak oluştu mu, gerisi çorap söküğü gibi gelir.
Bugün küçük görülen bir yalan, yarın büyük bir ihanete dönüşebilir.
Bugün "Kimse görmedi" diye yapılan bir yanlış, yarın insanın bütün hayatını karartan bir utanca dönüşebilir.
Kötülük insana bir anda bulaşmaz.
Önce vicdan susturulur.
Sonra utanma duygusu kaybolur.
Ardından her yanlış normalleşmeye başlar.
İşte insanı asıl çürüten de budur.
Ne acıdır ki bazı insanlar şerefi makamda arıyor.
Kimileri parada,
Kimileri güçte,
Kimileri de alkışta.
Oysa şeref ne satın alınır ne miras kalır ne de gazeteden kupon keserek kazanılır.
Şeref, vitrinde satılan bir ürün de değildir.
İnsanın karakterine işlenmiş adeta bir mühürdür.
Ya vardır,
Ya da yoktur.
Hayat boyunca kazanılan servet kaybedilebilir.
Makamlar bir imzayla sona erebilir.
Şöhret bir gecede unutulabilir.
Ama kaybedilen şeref, çoğu zaman bir daha geri gelmez.
Çünkü insanların hafızasında en uzun yaşayan şey, zenginliği değil; nasıl bir insan olduğudur.
Arkanızdan edilen dualar mı kalacak, yoksa beddualar mı?
İnsan, aslında bunun cevabını yaşarken yazar.
Bu yüzden çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras para değil, tertemiz bir isimdir.
Şereftir, onurdur, haysiyettir.
Ve unutulmamalıdır ki,
İnsan, bu dünyadan yanında malını götüremez.
Makamını götüremez.
Servetini götüremez.
Ama geride bıraktığı şerefli ya da şerefsiz bir hayatın izleri, yıllar geçse de silinmez.
Siz siz olun çocuğunuza ev, araba, para bırakma yerine şerefli onurlu bir miras bırakın.