Trabzonspor bugün ligde üçüncü sırada, zirve yarışının tam içinde. Futbolda ortaya konan mücadele, alınan sonuçlar ve genel tabloya bakıldığında “başarısızlık” kelimesini kullanmak haksızlık olur. Ancak sahadaki bu tablo ne yazık ki tribünlere aynı şekilde yansımıyor. Zaman zaman tepkiler oluyor, eleştiriler yükseliyor ama asıl eksik olan şey çok net: destek. Takım kazanıyor ama tribünler dolmuyor. Trabzonspor zirvede ama taraftarın önemli bir bölümü hâlâ evinde.

Kulüp Başkanı Ertuğrul Doğan’ın son televizyon programında dile getirdiği sözler aslında bu tablonun kısa bir özeti gibiydi: “Sponsoru yok, loca alan yok, bilet alan yok, kombine alan yok, maça gelen yok.” Bu cümleler bir serzenişten çok, bir gerçeklik tespitiydi. Çünkü Trabzonspor yönetimi bir yandan sportif başarıyı sürdürmeye çalışırken, diğer yandan kulübün ekonomik yükünü hafifletmek için ciddi bir mücadele veriyor. Borç azaltıldı, Bankalar Birliği’nden çıkan ilk kulüp olundu. Bunlar Türk futbolu adına bile çok kıymetli adımlar. Ama bu yük, ne yazık ki birkaç omuzla taşınmaya çalışılıyor.

Trabzon, iş insanı açısından zengin bir şehir. Trabzonspor sevgisiyle övünen, her fırsatta bu kulübün parçası olduğunu söyleyen çok sayıda isim var. Ancak konu sponsorluk, somut destek ve sorumluluk almaya gelince tablo aynı parlaklıkta değil. Bunun en çarpıcı örneği basketbol takımı. Üst üste galibiyetler alan, şehirde yeniden salon kültürü oluşturan, başarıyla yoluna devam eden bir takım var ama hâlâ bir ana sponsor yok. Futbolda transfer istenirken, basketbolda bu başarı görmezden gelinirken, “destek” kavramını yeniden düşünmek gerekiyor.

Elbette taraftar transfer ister, daha iyisini ister, zirvede kalıcı olmak ister. Bu çok doğal. Ama büyük kulüp olmak sadece istemekle olmaz; sahip çıkmakla olur. Maça gitmekle, bilet almakla, kombine almakla olur. Trabzonspor bugün ayakta duruyorsa, bunu büyük ölçüde fedakârlıkla yapan bir yönetime ve yalnız bırakılmış bir mücadeleye borçlu. Eğer bu şehir gerçekten “Trabzonspor şehriyse, bu başarı hikâyesi yalnızca sahada değil, tribünde ve şehirde de yazılmalı.

Trabzonspor bu şehrin sadece bir futbol takımı değil, ortak hafızasıdır. Sevinci de hüznü de yıllardır birlikte yaşadığımız bir yol arkadaşlığıdır bu. Bugün sahada mücadele edenler kadar, kulübü ayakta tutmaya çalışanların da yalnız bırakılmaması gerekiyor. Bu yük birkaç omuzla taşınamaz. Tribünler dolmadan, şehir topyekûn arkasında durmadan bu hikâye eksik kalır. Destek bazen bir tezahürat, bazen alınan bir bilet, bazen bir sponsor imzasıdır. Ama hepsi aynı yere çıkar: sahip çıkmaya. Trabzonspor’un bugün en çok ihtiyacı olan şey de tam olarak budur.

BAHANELER BİTMİYOR, TRİBÜNLER DOLMUYOR

Şampiyonluk sezonunun ardından Trabzonspor taraftarında oluşan tabloyu tarif etmek zor ama görmezden gelmek daha zor. Sanki bu şehir başarıya doymuş gibi, sanki kazanmak artık heyecan vermiyor. Ortada zirvede bir takım var ama tribünlerde ciddi bir boşluk var. Sokakta konuştuğumuz, röportaj yaptığımızda duyduğumuz cümleler hep aynı ve hep bahane dolu: “Küstüm, gelmiyorum.” Trafik var gelmiyorum, hava soğuk gelmiyorum, bilet pahalı gelmiyorum, maç geç saatte gelmiyorum, erken saatte gelmiyorum… Transfer yok gelmiyorum, takım kötü oynuyor gelmiyorum, iyi oynuyor ama keyif vermiyor gelmiyorum. Liste uzuyor ama tribünler dolmuyor. Sanki herkes maça gelmemek için bir sebep arıyor. Oysa küsmek, bahane bulmak çok kolay. Zor olan, bu kulübe gerçekten sahip çıkmak. Oysa taraftarlık sadece kupayla, şampiyonlukla yaşanan bir duygu değildir. Bu kulüp bugün zirvede mücadele ediyorsa, bunu birkaç kişinin omuzladığı fedakârlıklarla yapıyor. Trabzonspor’u yalnız bırakmak kimseye bir şey kazandırmaz ama bu yalnızlık, yarın hepimize çok şey kaybettirebilir.

DOKUNDUĞU YERDE FARK YARATAN TECRÜBE

Trabzon’da bazı isimler vardır; yaptıkları işi anlatmaya gerek kalmaz, ortaya çıkan sonuç zaten kendini anlatır. Ali Şahin de onlardan biri. Yaklaşık 40 yıllık meslek hayatı, bunun 22 yılını Trabzon’un ilk ve beş yıldızlı oteli olan Zorlu Grand Otel’de işletme müdürü olarak geçirmiş olması, onun hizmet ve turizm sektöründeki yerini net biçimde ortaya koyuyor. Yıllar boyunca misafir memnuniyetini merkeze alan, disiplinli ve detaycı yönetim anlayışıyla Zorlu Grand Otel’i bir marka haline getiren Ali Şahin, Trabzon’da hizmet kalitesinin yükselmesinde önemli rol oynayan isimlerden biri oldu. Bu süreçte yönettiği yapılar, mesleğe yeni başlayan birçok isim için adeta bir okul işlevi gördü.

Tecrübe kamusal alanda karşılığını bulunca;

Nisan 2024 itibarıyla Trabzon Büyükşehir Belediyesi TRABİTAŞ (Sosyal ve Kültür Hizmetleri Ticaret A.Ş.) Genel Müdürlüğü görevine atanmasıyla birlikte, bu birikim kamusal alana taşındı. Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal tesislerde kaliteyi ve erişilebilirliği esas alan yaklaşımı, Ali Şahin’in meslek tecrübesiyle sahada daha görünür hale geldi. Özellikle son dönemde yenilenen EYOF Restoran, bu anlayışın en somut örneklerinden biri oldu. Mimari yapısı, mekân kurgusu, hizmet anlayışı ve organizasyon disipliniyle EYOF, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin bu alanda çığır açan yatırımlarının simge tesislerinden biri haline geldi. Ancak EYOF yalnızca bir örnek; bugün Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı sosyal tesislerde hissedilen düzen, kalite ve misafir odaklı yaklaşımda Ali Şahin’in dokunuşu net şekilde görülüyor. Doğru tecrübenin doğru yerde kullanıldığında nasıl fark yarattığını gösteren bu tablo, Trabzon adına önemli bir kazanım olarak öne çıkıyor.

Bu noktada altını çizmek gerekir ki, Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal tesisler alanında son dönemde ortaya koyduğu vizyonun arkasında güçlü bir irade bulunuyor. Özellikle Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, kamusal alanlarda kalite, sürdürülebilirlik ve şehir kimliğini önceleyen yaklaşımı, bu yatırımların ana taşıyıcısı konumunda. EYOF gibi projelerin ortaya çıkmasında ve doğru isimlerle doğru modellerin hayata geçirilmesinde bu bakış açısının payı büyük. Kurumsal vizyon ile sahadaki tecrübenin buluştuğu bu yapı, ortaya tesadüf olmayan sonuçlar çıkarıyor.