Türkiye Cumhuriyeti Anayası’na göre görevi “Yasa yapmak” olan, ancak uygulamada “Her işe karışan, karıştırılan” milletvekillerinden TBMM’de oluşturulan bir “Fındık Çalışma Grubu” mevcut.

“En kötü gerçeğin, en iyi yalandan iyi olduğunu” bildiğimiz için, “Hiç değilse Türkiye’ye tek kuruş ithal girdisi yaptırmadan 2 milyar doları aşkın döviz kazandıran en önemli tarımsal ihraç ürünümüz ile ilgileniyorlar” diyerek ülke gerçeğinden hareket eder isek; “Hiç yoktan iyi bir oluşum” diye de değerlendiriyoruz.

Ama şimdiye kadar sürdürülebilir bir uygulama ile Türk fındığının kazanımını arttırmak için gereken yasal düzenlemeleri hayata geçirme noktasında pek elle tutulur icraatları da olmadı, olamadı. Hatta devlet-i aliyye yüzünden yanlış giden, sadece üreticiye değil, sektörün tümüne zarar veren işlerde olmadı değil!

Her neyse “inşallah önümüzdeki süreçte doğrular olur” diyeceğiz ama üretiminden tüketimine kadar olan safhalarını göz önüne getirdiğimiz de pek umutlu değiliz!

Geçtiğimiz günlerde yapılan ve basından öğrendiğimiz kadarı ile Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın başkanlığında muhalefeti unutarak (!) (Yeri gelmiş iken unutulması değil, hiç yanaştırılmaması gerekenlerin de olduğunu söylemek lazım), Cumhur İttifakı’nın fındık üretilen illerdeki milletvekilleri ile toplanan Fındık Çalışma Grubu toplantısına TMO Genel Müdürü Ahmet Gürdal’da katılmış.

Yine basına hem bakanlık, hem de bazı milletvekilleri tarafından yapılan açıklamaya bakarsak, “fındık adına bütünlük ve sürdürülebilirlik için” umutlu olmak pek mümkün değil.

Neden mi?

Sadece üretim ve üreticiden bahis ediliyor da ondan!

Oysa sektörün üretimden tüketim aşamasına kadar bir bütün olarak ele alındığının en azından beyanlarına yansıması doğru adına beklenendi.

Tıpkı; geçen hafta Trabzon Milletvekili Yılmaz Büyükaydın’ın bir organizasyona gönderdiği mesajda olduğu gibi, üretici, manav, fabrikacı, sanayici, ihracatçı, tüketici bütünlüğünde olmalıydı.

O ki siyaset erbabının komisyonundan söz eyledik, 1983’den bu yana yapılan genel ve yerel seçimlerde fındıkla ilgili olumlu-olumsuz politikaların, uygulamaların sandığa hiç etki etmediğini bir kere hatırlatalım ki, yasa yapmak görevi üstlenmiş olan milletin vekilleri yeni bir yanlışa tevessül etmesinler!

HERŞEY TERSİNE…

Allah’ın “insan” diye yaratıp, “akıl” ile donatıp, “kul” hanesine kayıt eyleyip, kullansın diye “irade” verdikleri içinde “Bildiğimin öğretmeni, bilmediğimin öğrencisiyim” diyebilenlerin oranı her geçen yıl azalıyor.

Amma, buna rağmen, mesleğimizde araştırmacı gazeteciliğin ustalarından rahmetli Uğur Mumcu’nun, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar” diye tarif eyledikleri ise aksine artıyor!

Arttığı için de, ben diyeyim ”her şeye”, siz söyleyin “Bilmediklerine” bile karışıyorlar.

Hatta kimileri halk arasında ki tarif ile “Ota da, bota da” denecek kadar!

Karışınca da durum hangi ahvale geliyor bilir misiniz?

Anormaller normal!

Yanlışlar doğru,

Kötüler iyi,

Çirkinler güzel,

Günahlar sevap,

Haramlar helâl, oluyor vesselâm…

Ne denir?

“Allah sonumuzu hayır eyler inşallah” demekten başka…

TEK ÇATIDA 3 GENEL SEKRETER…

Tek cümle ifade edecek olur isek, “Aynı çatı altında sacayakları” da diyebiliriz!

İpekyolu geçmişi ile bugün Doğu Karadeniz’in merkezi konumunda olan Trabzon’da ticaretin üst düzey temsilcisi kuruluşlar “Moloz” diye tarif edilen Pazarkapı da fiziki olarak tek çatı altındalar.

Başta Ticaret Müdürlüğü olmak üzere, iştigal alanları ile ilgili birçok yan kuruluş da kendilerine eşlik etmiyor değil.

Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası, Trabzon Ticaret Borsası ve Doğu Karadeniz İhracatçıları Birliği’nin “işkolik” diyebileceğimiz aynı çatı altındaki genel sekreterlerini binanın önünde “Üçü Bir Arada” diyerek görünce fotoğraf makinesinin deklanşörü yerine, cep telefonunun düğmesine dokunarak kayıt altına aldım.

TTB Genel Sekreteri Nazlı Genç, TTSO Genel Sekreteri Ali Rıza Kul, DKİB Genel Sekteri Ongan Bahadır’ın birlikteliklerinin sadece tek kare fotoğrafta kalmadığını, uyumlu bir işbirliği içinde bulunduklarını da belirtmek, “bir hakkın teslimi” olacaktır.

TOPTAN HIRSIZLIK!

Geçen akşam televizyonların birinde denk geldiğim programda yapımcının yönelttiği; “En büyük hırsız kimdir?” sorusuna kendimce düşünüp, sıralama yaparak cevap aramaya çalışırken konuşmacının “tak” diye; “Kamudan çalandır” demesi yok mu?

Birkaç kelime ile “Toptancı Hırsızlık. Topyekün kul hakkı” dedirtmedi değil!

Öyle ya, “kamu” denilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının haklarından tümünden topluca çalmadan daha büyük hırsızlık ne olabilirdi ki?

Haa! Gerçi kamudan çalmaya da artık “hırsızlık” denmiyor ya, o da ayrı bir durum!

Çünkü hatırlar mısınız? Bu ülkede “Yolsuzluk hırsızlık değildir” diye fetva verenler de vardı!

KAMPÜSSÜZ ÜNİVERSİTE, FASO FİSODUR!

Ülkenin dört bir yanında, kimisi dağ başında, kimisi apartman katında, kimisi de yerleşke denilen yerlerde…

Ben diyeyim “Dağ taş, dere tepe”, siz söyleyin “Bulunan her boşluk, her kat” üniversite yapılır, sayılır olmuş!

Oysa açık, yani yaygın öğretim hariç bir gencin “İş hayatına atılmadan önceki son durağım” ifadesini bir üniversite için kullanabilmesi sadece ve sadece son öğrenim yerinin kampüsü olabilmesine bağlıdır. Gerisi Rahmetli Erbakan Hoca’nın deyimi ile “Faso fisodur.”

KISSADAN HİSSE

Kürsüde coşkuyla konuşan politikacı yüksek sesle bağırıyordu:

-“Bana istedikleri kadar iftira etsinler. Ben kimseden beş kuruş rüşvet almadım” dedi ve birden ceplerini ters çevirdi.

-“İşte Tanrı çarpsın ki şu ceplere tek kuruş haram para girmedi.”

Dinleyenlerden biri seslendi: “Anlaşılan terziden daha yeni aldınız:”

DÜNDEN BUGÜNE

Ticaret, futbolcuyu bozar!

13 Haziran 2007’de kaleme almışız.

Trabzon Ticaret Borsası Meclis Üyesi Şükrü Güngör Köleoğlu’nun (ki daha sonra 2009-2017 arası yönetim kurulu başkanlığı yaptı) ilginç olduğu kadar araştırmaya değer bir tespiti var.

Rahmetli Şükrü Abi’nin (1953-2018) bizatihi bana ifade ettiğini aktarıyoruz.

Araştırma da bu işten aldığı trilyonların hakkını veremeyen futbolculardan sorumlu olanlara düşüyor:

Faal futbolcuların, futbol dışı yatırımlar yapması, iş hayatına atılması, ticaret yapması verimlilik açısından yanlıştır. Çünkü ticarette kâr-zarar vardır. Borç vardır, alacak vardır. Çek vardır, senet vardır.

Ödemeydi, satıştı, zarardı, derken, futbolcu aklını asıl işine değil, bunlara takıyor. Futbola kendini tam olarak veremiyor. Kendi sahada, aklı başka yerde top koşturuyor. Bu da performansına olumsuz olarak yansıyor.”