Trabzon şehir planında 3 önemli, birbirine paralel yol vardır.
Biri Sıra Mağazalardan başlar, Kunduracılar Caddesi ile devam eder Semerciler başı ile Moloz’a bağlanır. Diğeri Maraş Caddesi ile başlar, Postane önü Pazarkapı Sotka ile devam eder Yenimahalle ile biter. Uzunsokak ile başlayan üçüncü paralel yol, Tabakhane ve Zağnos Köprüleri ile Atapark’a oradan da Trabzon Lisesi önü ile İnönü Caddesine bağlanır.
Trabzon İmar Planını 1937’lerde başlayıp 39’da teslim eden Fransız Lambert, plan notlarında kentin batı tarafında (Beşirli) mutlaka bir yeni merkez kurulmalı demiştir. O günlerden bugüne gelen tüm yerel yöneticiler bunu görmezden gelip kenti Meydan ve civarına sıkıştırmıştır. Tanjant bunu kısmen rahatlatmış, Kanuni Bulvarı Güney Çevre Yolu’na geçiş adımı olarak bilinmektedir. Elbette öncelik Güney Çevre Yolu olmalıdır.

2000’li yılların başında Trabzon Şehir Plancıları Odası bir rapor hazırlamıştı, “Trabzon’un kurtuluşu 24 Şubat değil, Güney Çevre Yoludur” başlığı ile. Tam 25 senedir havanda su dövüyoruz. Yok, Kanuni yolu yok deniz dolgusu ile yeni sahil yolu! Güney Çevre Yolu var mı gündemde? Hayır.
Vizyonlu olmak kentin 50 yıllık 100 yıllık geleceğini düşünerek adım atmakla olur.
Var mı o adımı atacak bir baba yiğit, bekliyoruz…
DOLMUŞA DOLMUŞ, TRABZON TRAFİĞİ
Her zaman yazarım çizerim, dilimde tüy bitti “bu sistem bize göre değil”…
Bacası tütmeyen bir kenttir Trabzon, faal bir tek Çimento Fabrikamız vardı onu da mehter marşı ile kovduk. Kentte kala kala en önemli sektör şoförlük kaldı…
700 küsur dolmuş var, (gerçi şimdi birde şehir hastanesi durağı Akyazı’yı da içine alan yeni bir dolmuş hattı kuruluyor ama) yine de kentin 24 saat canlı kalmasını sağlayan dolmuş durakları ve dolmuş minibüs sistemi mevcut hali hazır Trabzon’da. Her dolmuş 2 veya 3 ortak, bunların birde 2-3 değişmeli şoförleri var. Yani aileleri ile birlikte en az 10 bin kişiyi kapsayan bir bacası olmayan fabrika “dolmuş sistemi”…

Hiçbir politikacı bu sektörü karşısına almak istemiyor.
Ama kentte boğulmuş durumda.
Çözüm var mı Galaylı Gazan diye sorarsanız bence çözüm tek: Yerel yönetimlerin acilen toplu taşımacılığa önem vermesi ve kenti 24 saat canlı tutacak bir taşımacılık ağı ile kenti sarıp sarmalaması şart.
Ve bu ağın içine kentteki dolmuş sisteminden evine ekmek götüren bacasız fabrika çalışanlarını da dâhil etmen şart. Hatları özel halk otobüsleri ile çeşitlemen lazım. Ve hafif raylı sistem hatta metro metrobüs ile de desteklemen lazım.
“Sesimi duyan var mı?” diyoruz…
ADNAN KAHVECİ’Yİ ANMAK…
Müthiş bir zekâ Adnan Kahveci, Milliyet Gazetesinin düzenlediği ilkokullar arası bilgi yarışmasında birincilik ödülü alıyor. Kabataş Lisesini birincilikle bitiriyor, aynı yıl (1966) girdiği üniversite sınavında da Türkiye 1.cisi oluyor. ABD’nin İndiana eyaletindeki Purdue Üniversitesinden elektrik mühendisi olarak mezun oluyor, Missouri Üniversitesinde doktora yapıyor. 80’lerin başında Başbakanlık danışmanlığına getiriliyor, 83 de Özal yanında ANAP kurucusu oluyor. 87’de ise İstanbul milletvekili ve ardından da önce devlet sonra da Maliye Bakanlığına getiriliyor. 5 Şubat 1993’de ters yola girdiği Bolu Gerede’deki kazada eşi ve kızı dâhil 3 kişinin ölümü ile hayata veda ediyor.
Dik duruşlu, dürüst bir insandı Adnan Kahveci.

Hele Başbakan Turgut Özal’ın oğlu Star TV’nin ilk sahibi bizim tombiş Ahmet’ten vergisini ödemesini istemesi vardı, benden direk destek almıştı. Gerçi Özal ona “edepsiz, terbiyesiz” bile dedi ama olsun, Türkiye’de yaşayan herkes aynı vatandaşlık hakları ile yaşar. Vergi herkesin vatandaşlık görevi. Onun bu dik duruşunu önemsiyordum.
Kendi aracı ile yaptığı kazadaki sis perdesi hiç dağılmadı, bende şüpheliyim onun kazadan.
TBMM de yapılan oylamada milletvekili maaşlarının arttırılmasına ret oyu vermişti. Yani adil olmayan zamlı milletvekili maaşını almayı reddetti. Vefatından sonra bu biriken paralar çocuklarına ödenmek istenmiş, çocukları ise “babamızın istemediği parayı bizde kabul etmiyoruz” diyerek geri çevirmişti.
Hayatında hiç “ikincilik” olmayan bu özel insanı rahmetle anıyorum, ruhu şad olsun…
SEVİMLİ HIRSIZIMIZ: TÜİK…
Mübarekler fakirden alıyor zengine veriyor…
Ocak ayı enflasyonu açıklamışlar: yüzde 4,84. Yıllık %30,65 imiş. (Bağımsız akademisyenler grubu ENAG ise Ocak ayını %6,32 yıllık ise %53,42 olarak açıklamış.)
TÜİK açıkladığı rakam ile alacağımız asgari çalışanların maaşını, emeklinin maaşını belirliyor biliyorsunuz. Şimdi sormak istiyorum arkadaş daha bir ay önce Aralık’ta açıkladığınız enflasyon rakamı aylık %0,87 değil miydi? Biz ona göre maaşlarımız almadık mı? Ne oldu da veya neyin fiyatı birden yüzde 4 yükseldi?
Özgür Özel bu kurum için “Tayyip’i Üzmeyen İstatistik Kurumu” demiş.
Arada canım sıkkın olduğu zamanlar bu kurumun sitesine girip vakit öldürüyorum. Bir nevi meditasyon gibi. Geçenlerde bir oran gördüm veri tabanında, Türkiye’deki tiyatro seyircisi sayısını yayımlamışlar. İllerin nüfusuna oranlayarak mesela Trabzon’daki tiyatro seyircisi sayısını buldum. Hatta Erzurum’da Trabzon gibi birçok batı kentini tiyatro seyircisi bakımından tokatlamış durumda. Bak bunlar güzel şeyler TÜİK, bize bunlarla gel.

Ama enflasyon resmen Tayyip’i Üzmeyenler İstatistik Kurumu hüviyetinde.
Sizi gidi sevimli hırsızlar, sizi.
Emekliler olarak elimiz bu dünyada da yakanızda, öbür dünyada da…
ÜLKEYİ YÖNETMEYE HAZIR MISINIZ?
Sevgili okurlar, size demiyorum. Muhalefete soruyorum; Ey muhalefet ülkeyi yönetmeye hazır mısınız?
Anket firmaları da sormuş, ORC memur ve öğrencilerin oy tercihini sormuş, SONAR erken seçim anketi yapmış, Asal Araştırma yine “erken genel seçim yapılmalı mı?” diye anket gerçekleştirmiş.
Metrepoll Araştırmanın yapmış olduğu bir anket var önümde, ilginç. AKP ve MHP’li seçmenlerde refah için değişim şart diyorlar. Hatta daha ilginç bir sonuç CHP için çıkmış! Genel seçim anketinde CHP birinci iken, aynı kişiler CHP’nin ülkeyi yönetmeye hazır olmadığını da söylemiş ve oran çok yüksek! İmamoğlu dışarda olsa böyle olmaz diyorum ben, halkın virajında takılıyor iş. Bir eşik var orayı geçemiyor CHP, ankete yansımış zaten.

Enteresan değil mi sizin içinde, halk hem iktidar değişsin diyor hem de aynı halk CHP hazır değil diyor. Bence bunun anlamı şu: siyaset yeni yüz istiyor. 2000’lerde AKP nasıl bir çıkışla ortaya çıkmışsa, CHP’nin de öyle bir çıkışa ihtiyacı var ama bu mevcut siyasilerden değil, yeni yüzlerden oluşmalı.
AKP’liler bile değişim istemeye başlamışsa bence bundan önemli de bir şey yok. Muhalefet sadece ivme kazanmalı ve artık sadece yapacaklarını anlatmalı.
Ayrıca benim önerim daha önemli, ben ülkeyi 23 Nisan’da koltukları bıraktıkları çocukların yönetmesini diliyorum. İnanıyorum ki, o çocuklar bunlardan daha iyi yönetir bizi.
Haksız mıyım?
SAMSUN-SARP DEMİRYOLU HAYALİ
30 yıl daha bununla oyalanırız artık, demiş CHP Milletvekili Sibel Suiçmez.
Ben yine de Trabzonlu bakanımız Uraloğlu nezdinde daha iyimser yaklaşıyorum. İsteseler yaparlar yani, iktidar önünde hiçbir engel yok. Hatta ilk etap da Erzincan-Trabzon hattını da proje aşamasından ihale aşamasına getirirlerse Samsun-Sarp demiryolunun da alt yapısı oluşturur diyorum.
Ben ANAP döneminde Mesut Yılmaz’ın evinde dağıtılan Samsun-Sarp Bölünmüş Yolu çerçevesinde mutlaka bir tren geçiş güzergâhı da olması taraftarı idim. Bari bu yolu dolgu ile geçiyorsunuz bari yanlarına ya da tam ortadan bir tren yolu düşünülsün diyenlerdenim. Duymadılar sesimizi elbette o müteahhitler. Niye Karayollarına değil de ihaleyi alan yol müteahhitlerine sesleniyordum o tarihlerde? Çünkü yer yer yol yapımındaki çevresel katliamlar karşısında yerel mahkemelere gidiyorduk, mahkemelerin çoğunda ilgili kurum Karayolları geliyor ama proje elimizde yok deyip işin içinden çıkıyordu! Gülmeyin, haklı idi Karayolları. Çünkü bölge bölge Mesut Yılmaz’ın evinde paylaştırılan Samsun-Sarp yolunu alan müteahhitler sonradan proje yaptırıyordu. Yani ihaleyi alıyor, yer tesliminden sonra yolun projesini düzenliyordu. İşte bunun için diyorduk ki, bari yüzde 90 dolgu ile geçiyorsunuz ey müteahhitler bari tren geçişini de projenize ekleyin. Eklediler mi, hayır!

Şimdi değerli bakanımız Samsun-Sarp hızlı tren projelerinden bahsediyor.
2000’li yılların başında bizi dinlese idiler şimdi işimiz daha kolaydı.
Ben atılan adımları önemsiyorum ama yapımının çok zor olabileceğini söylüyorum. İlk hedef bence Erzincan-Trabzon hattının daha kolay ve yapılabilir olması. Bu gerçekleşirse Trabzon Limanı da bir o kadar büyür, yörede belki ekonomik olarak rahatlar…
ESKİ VEKİLLERE STK KOLTUĞU…
AKP’de siyaset yapmış eski bakanlar ve milletvekillerine, beslenen şirketlerde, üst düzey yöneticilik kapısını açtılar. Mesela bizim hemşerimiz eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Cahit Turhan şak diye Kuzey Marmara Otoyolu işleten konsorsiyumun CEO’u yapıldı. Eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız şirketlerde üst yöneticiliğe atandı. Nurettin Canikli bile Albayrak gurubunda yönetici, eski bakan Abdulkadir Aksu Vakıfbank yönetim kurulunda, eski bakan Kürşat Tüzmen de ballı yerlerden faydalanıyor. Siz düşünün gerisini işte.
Bizim eski vekillere de gidin Trabzon’da dernek kurun demişler sanırım.

Benim tertip Asım Efendi, ilim irfan derneği kurdu. En son eski AKP vekili Adnan Günnar da Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Trabzon Şubesini açıp başkanlığını yapıyor.
Valla 50 senedir sanatla, kültürle uğraşırım değerli dişçimiz Adnan kardeşimi bir sanat etkinliğinde falan görmedim. Hayırlara vesile olsun, edebiyat derneği!
Ben aslında bir dernekte eski vekil Muhammet Balta’dan bekliyorum, “Ayağımı CHP’liler Dişledi Derneği”. Hatta Ortahisar şubesini de, yıllarca Trabzon’da il başkanlığı yapıp sonra da AKP Genel Kongresi’ndeki katılımcıların saat hediyesi alacağını duyunca Ordu’dan genel kurul delegeliğine seçilen tüpçü arkadaşını da şube başkanı yapmasını öneriyorum…