AKP iktidarının bulup bizlere reva gördüğü yöneticilerden biri olan Tunceli Valisi bilindiği gibi tutuklandı.

Sosyal medyada ve yazılı-görsel medyada da AKP yöneticileri günah çıkarıyor, ucu nereye giderse gitsinmiş, bu konu aydınlanacakmış! Suçlular cezalarını çekeceklermiş! 6 senedir neredeydiniz, nerede?

Milletvekili Turan Çömez açıklamış, bu Vali’nin aldığı ödülleri.

Mesela bu Vali Tuncay’a (Sonel) İçişleri Bakanlığı tarafından tam 5 kez “Yılın Kaymakamı” ödülü verilmiş, “Yılın Yetim Babası” (bu ödül çok anlamlı) ödülü verilmiş, “Çocuk Hakları, Çocuk Dostu” ödülü verilmiş. “Yılın İdarecisi” ödülü var mesela Vali Tuncay’ın müthiş bir saptama. Bir dergi tarafından “Türkiye’nin Geleceğine Yön Verecek 100 İsim” arasında gösterilmiş. “Teşekkür Belgesi” verilmiş mesela, “Farkındalık Ödülü” verilmiş, “Sosyal Sorumluluk Ödülü” verilmiş, Valiler arasında “15 Başarı Ödülü” ile en önde. Milli Eğitim Bakanlığından (Yusuf Tekin vermiştir, sever bu tipleri) mesela 2 “Takdirname” almış, İçişleri Bakanlığı, bizim Sülo’dur garanti, “Teşekkür Belgesi” vermiş. 3 kentten “Fahri Hemşerilik Beratı” almış bu zat. Diyanet Vakfı tarafından da “İyilik Ödülü”, müthişsiniz Diyanet alkışlıyorum sizi. Asıl bu önemli, şimdi sıkı durun.

“Ucu nereye giderse gitsin, suçlular bulunacak gerekli cezaları alacaklardır” diyebilen bizim danışman Oktay (Saral) kendi Of Belediye Başkanlığı zamanında Of Belediye Meclisi’nden karar çıkararak bu Vali’ye “Of’un Altın Anahtarı” vermiş, iyi mi?

Valla bu Vali’ye bu kadar ödül verirseniz olacağı bu!

Sizin eseriniz bu, hiç sağa sola saptırmayın…

GAZETECİLER CEMİYETİ’NE ÖNERİMDİR…

Son iki belediye (Trabzon Büyükşehir ve Ortahisar) başkanlarının basın toplantısında şunu gördük ki, Trabzon’da soru sormayı bilen gazeteci nerede ise sıfır noktasında…

Adamlar toplamışlar bizim gazetecileri, yazarları icraatlarını anlatıyor ve sonunda da sözü gazeteci-yazarlara bırakıyor. İki belediye başkanına da ilk soru Trabzonspor!

Akılları fikirleri sadece bu.

Eski dönemleri iyi hatırlıyorum Ömer emicenin, hatta Ahmet Şefik’in Cemiyet Başkanlığı dönemlerinde gazeteci-yazarlar için “hizmetiçi seminerler” yapılırdı. İki başkana da rahmetler dileyelim. Onların döneminde bir seminerden benimde “katılım belgesi” aldığım doğrudur.

Arkadaş, size önerimdir; Trabzon Gazeteciler Cemiyeti derhal bir “soru sorma tekniği” kursu açmalıdır. Bence tüm gazetecileri de buna zorunlu katmaları gerekir. Uzman kişilere seminerler verilmeli ve azıcık da olsa kalite yükseltilmelidir.

Haksız mıyım?

SORU SORMANIN PÜF NOKTALARI…

Gırgır falan yaptığımı zannetmeyin, soru sormak önemli bir konudur. Teknik içerir ve bu teknikler almak istediğiniz cevaba göre üzerinde oynamalar yapabileceğiz tekniklerdir.

Buna uzmanlar çok güzel bir fıkra ile örnek verirler.

İki arkadaş, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı konusunda tartışırlar. Tartışmadan sonuç alamayınca iki kafadar Papa’ya sorup izin almaya karar verirler. İkisi de Papa’nın huzuruna gidip aynı soruyu sorarlar. Biri olumlu, diğeri olumsuz yanıt alırlar.

Olumsuz yanıt alanın sorusu şöyledir; “Papa Hazretleri, ben İncil okurken canım sigara içmek istiyor, içebilir miyim?”

Papa’nın bu soruya cevabı şöyle olur; “Oğlum, İncil okunurken Tanrı ile ilgilenmen lazım. Tanrı ile ilgilenirken de dikkatinin dağılmaması lazım. O nedenle, İncil okunurken sigara içilmez…”

İzin alanın sorusu ise şöyle; “Papa Hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak isterse okuyabilir miyim?”

Papa bu soruya ise; “Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin…” cevabını verir…

Onun için diyorum ki, soru sormak bilgi gerektiren bir eylemdir, ayrıca soru sormak için bilgi sahibi olman gerekir. Elbette kafanda bilgi yoksa Belediye Başkanına Trabzonspor’un halini sorarsın, Emniyet Müdürüne köyün yolunu, Vali’ye çocuk parkını…

Bilmemek ayıp değil arkadaşlar, öğrenmemek ayıp.

Soru sorabilirsin ama önemli olan “doğru” soruyu bulabilmek.

Anladınız mı, mesleğe yeni başlayanlar, meslekte emekli olup arkanızda bir dikili yazı-haber bırakmayanlar, derneği cemiyeti “kendileri” zaptında olduğunu zanneden aristokrat zümre?

Sözüm size…

BİR AHMET KAYACIK VARDI…

Bugün Gazeteciler, gazetecilerin eğitiminden falan bahsettik birden önüme Ahmet Kayacık’ın ölüm haberi düştü. Sosyal medyanın da bu güzelliği var, geçmişte o gün ne yapmışsanız onu size sunuyor. Ahmet’in 12 sene önceki vefat haberi öyle oldu.

21 Nisan 2014’de kaybetmişiz Ahmet’i.

Muhtarlık yaptığım dönemlerde benim mahallemde (İskenderpaşa’da) otururdu, çok iyi bir dostluğumuz arkadaşlığımız vardı. Aslen Giresun-Bulancak’lı idi ama mesleğinin büyük bir bölümünü Trabzon’da yapmıştı.

Volkan Bey ile belediye seçimini kazandık, yıl 2004. Görevde daha 2-3 günlüğüm Ahmet geldi. “Üçlü sacayağını iyi kolla Muhtar” dedi, anlamadım. “Valiliği de, bu üçlü sacayağı rant kapısına çevirmişlerdi, aman dikkat et burayı da yakında çevirirler” dedi ve gitti.

Ogün pek bir şey anlamadım. 2-3 ay sonra bir baktık ki Ahmet’in dedikleri doğru. Üçlü sacayağı sarıp sarmaladı etrafı. Onların etrafında sandalye tutanlarda türedi.

Geç öğrendik bu 3’lü sacayağı cambazlarının ve şürekâlarının maharetlerini. İlerde 2004-2009 arasını bir kitap haline getiririm diye düşünüyorum. Yazarım bu Üçlü sacayağı ve yancılarının marifetlerini.

Ah Ahmet, ahhh…

Erken gittin, ruhun şad olsun…

MİRASIMIZA GÖZ DİKENLER…

Birkaç gün önce bir haber okuduk gazetemiz TAKA’da, başlık “Miras İncelenecek” idi.

Pazarkapı ve çevresindeki kazılardan öğreniyoruz ki muhteşem bir geçmişin üzerinde oturuyoruz. Reşadiye Caddesi üzerinde Atom Karınca tarafından kondurulan Reşadiye Köprülü Kavşağında rantabl olmadığı ortaya çıkınca yıkımına karar verildi. Kadın Hali yanı başındaki kazılarda devam ediyor. Şimdi iki ana köprüden Tabakhane için hazırlıklar başlatmışlar.

Her ne kadar da AKP zihniyetinin yaptığı tarih kazılarından hiç umutlu olmasam bile önemsediğimi söylemek istiyorum. Reşadiye Köprüsünün yıkılmasına ve akıllı kavşak (Ayasofya altında uygulanan) ile o trafiğin disiplin edileceğine inanıyorum.

Ama sormak istiyorum, bu devasa Reşadiye size battı da mesela surların hemen dibinde AKP’li deha Asım Efendi tarafından izni verilen, petrol istasyonu size batmıyor mu?

Açın surların önünü, petrol işleticisinin de hakkını ödeyin temizleyin o bölümü. Eğer mirasa sahip çıkıyorsanız, surlara da sahip çıkın. Açın, temizleyin tüm bölgeyi, hem de Pazarkapı kazılarınıza da el ayak olur bu hamleniz.

Hadi, yapın görelim tarihe nasıl önem veriyorsunuz?

23 NİSAN’I YAŞAYAMAYAN ÇOCUKLAR…

Dün 23 Nisan’dı.

Bir zamanlar çocuklara umut, neşe ve gelecek armağan edilen bir gündü 23 Nisan. Görüyorum ki, bugün çocuklar sevgisizlikten, yalnızlıktan ve ihmalden öyle yorgunlar ki, kendi yaşıtlarının canını yakacak kadar karanlıkta kalabiliyorlar.

Biz hala çocuk büyütmeyi sadece ‘okula göndermek’ olarak görüyoruz. Öyle değilmiş dostlar, onları dinlemek, onları anlamak, onlara sarılmak ve onların ruhunu fark etmekmiş…

Çünkü kırılmış bir çocuk bazen sessiz ağlıyor, bazen de dünyayı ağlatabiliyormuş.

Yaslıyız elbette ama ulusal bayramların asla başka bir günde kutlanmasını içime sindiremiyorum. Niye arkadaş, niye? Bazı okullar niye bu bayramı kutlamıyor? Hele bazı özel okullar var, gününden önce kutluyorlar, çoğu da yas ilan etmiş kutlamıyor! Arkadaşlar, milli bayramlar gününde kutlanır, bunu aklınızdan çıkarmayın.

Mustafa Kemal Atatürk nasıl bir büyük lidermiş ki ülkenin içinde bulunduğu durumda bile çocukları, her dönemin geleceğini düşünüp onlara bayram hediye etmiş. Ruhun şad olsun Paşam.

Geleceğin umutları çocuklar ve içindeki çocuğu hiç öldürmeyen büyükler hepimizin bayramı kutlu olsun.

Ne mutlu o bayrama gerçekten inananlara, ne mutlu Türküm diyene…

AHMET’E SORDUM…

Ortahisar Belediyesinin son 2 yılını özetlediği basın toplantısına katılmıştım.

Sordum; “Büyükşehir ile Ortahisar iç içe hizmet veriyor. Senin de kültür müdürlüğün var Büyükşehir’inde, senin de imarın var onun da, senin de spor müdürlüğün var onun da, senin de zabıta müdürlüğün var onun da. Bu durum çalışmalarda sıkıntı yaratıyor mu? Mesela bir vatandaş zabıta müdürlüğünüzü arıyor, telefona çıkan görevli önce hangi sokakta oturduğunu soruyor. Ya da işletmesinin hangi caddede, sokakta olduğunu soruyor. Eğer Ortahisar Zabıtasının görev alanına girmeyen bir sokak veya cadde ise “bizim yetki alanımızda değil” diye sorunu olan vatandaşı Büyükşehir’e yönlendiriyor. Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi’ni elimden aldılar diyorsun, Tenis Kortları ve Yüzme havuzunu elimden aldılar diyorsun. Belli ki iktidar sizi sıkıştırıyor. Yok mu bunun bir çıkış yolu?” dedim.

Ahmet Kaya’da samimi bir şekilde “Gürsel abi, aynen öyle” dedi. “Bu sıkıntıları ilk baştan hissettiğimiz için Büyükşehir Başkanımız Ahmet Metin Genç ile konuştuk, bir uzman kişi görevlendirelim, çözsünler bu iki başlılığı dediler. Ben Başkan Yardımcım Cüneyt Beyi o da Danışmanı Mustafa Yaylalı beyi görevlendirdi. 1,5 senedir bu ikili çalışıyorlar 1,5 metre yol alamadık!” diye cevap verdi…

Görüyor musunuz iktidar ile muhalefetin uyumlu çalışmasını!

Ya bizden olacaksın, ya düşman.

Halkı düşünen yok dostlar, saldım bayıra Mevla’m kayıra…

MÜSLİM ABİNİN ŞANSIZLIĞI…

Eski CHP cemaati top yekûn tanır Müslim abiyi, yeni yetmeler bilmez.

Süper bir insandır, SHP döneminde İl Başkanlığı ’da yapmıştır. 1994’de SHP adayı olarak yakın zamanda kaybettiğimiz rahmetli Atay Aktuğ’un karşısındaki Belediye Başkan adayı idi. (Atay Bey o zaman SHP’den istifa etmiş, yeni kurulan CHP’nin adayı olmuştu).

Her seçim döneminde bir yerlere aday olur Müslim abi, kadrolu aday yani.

Çok severim, çok da takılırım ona.

Son yıllarda yine CHP’den milletvekili adayı olmuştu, eczacı eczanesini de Ankara’ya taşımış ama olsun kadrolu aday, kalktı geldi Trabzon’a milletvekili adayı oldu, o dönem CHP’de önseçim var. İlk 6 arasında yer bulamadı Müslim abi. Aramıştım, “nerelerdesin” diye? “Köye çıktım Gürsel Başkan, tarla belliyorum” demişti. Çaykara’da köyde yakaladım yani. “Hayırdır” dedim, “tek suçlu dedem, niye kaybettiği şimdi iyi anladım” dedi. Yine ben şaşkınları oynuyorum “Gürselciğim benim adımı ‘Müslim’ diye dedem koymuş, kardeşime de ‘Nazım Hikmet’. Ey gözümü sevdiğimin dedesi koy benim adımı Nazım Hikmet da, oyları silip süpürmezsem ne olayım…”

Seviyorum kentimi, kentimin renkli insanlarını…