Şimdi diyeceksiniz ki, sen kim ABD Dışişleri Bakanı kim? Yeme bizi… Bak anlatayım da dinleyin o zaman.

Yıl 2007, Ankara’da İnsan Hakları İl Kurulları Semineri var. Dedeman Hotel’de kalıyoruz. O zamanki kurul üyeleri arasında KTÜ temsilcisi şimdinin Anayasa Mahkemesi Üyesi Prof. Dr. Yusuf Şevki Hakyemez hoca da var. (Şahit istiyorsanız buyurun) Kasım ayının 2’sini de kapsayan hafta seminerdeyiz. Son gün Cuma, Dışişleri Bakanlığı’nda da bir toplantımız var İnsan Kaçakçılığı ile ilgili, Trabzon adına katılmam gerek. Zaten komisyonda bir Antalya Belediyesi var bir de Trabzon Belediyesi. Ben bizim İnsan Hakları seminerinden Dışişlerine gitmek için çıktım. Hiçbir taksi beni toplantı yapılacağı yere götürmek istemedi. Çünkü Dışişleri etrafı çevrilmiş. Aynı zamanda o gün rahmetli Erdal İnönü (Eski Dışişleri Bakanı olduğu için) Dışişlerinde cenaze merasimi var. Aklıma bizim Çaykaralı Nazmi Eş, Eşkom Bilgisayar geldi. Bir araç gönderde Dışişlerine yetişeyim dedim.

Gözünü sevdiğim Nazmi’de bana şoförlü bir kahverengi kısa Limuzin göndermesin mi? bindik mecburen. Dışişlerine yanaşıyoruz bütün bariyerler bizim Limuzine serbest. Allah’ın kulu bi’şey sormuyor. Geldik toplantı yapılacağı salonun (Galip Balkar Toplantı Salonu) önüne ki tüm dünya verici arabaları orada. Ben hala Erdal İnönü için zannediyorum. Salon kapısında Limuzin durdu, şoför kapımı açtı. Ne bir güvenlik beni durdurdu ne de bir yetkili. Öten XRay’e dönüp bakan bile olmadı. Geldim toplantı salonunun kapısına goril gibi 2 metrelik zenci korumalar, kameralar ordusu arasından bir baktım ki bizim toplantı yapacağımız yerde bir başka basın toplantısı var, bir Türk yetkili de koştu bizim toplantının üst katta yapılacağını söyledi. Ama ben bekledim, acep bu kim? diye. Biraz sonra tüm dünyaya yayın yapan toplantı bitti ve bir zenci kadın koruma ordusu ile kapıda belirdi. Aaaa bizim Condoleezza Rice değil mi, evet. Elimi uzatamadım elbette izbandut gibi zenci korumalar beni anında paket ederdi ama göz göze geldik ve kafalarımızla referans ettik birbirimize. İçimden sessizce şunu dedim; KATİLSİNİZ…

Bugün 2026, yine aynı duygulardayım.

Katilsin Amerika…

MAÇKA ŞAHLANIYORMUŞ, KAÇIN…

Biz eskiler Küçük Moskova deriz Maçka’ya.

Müthiş eğitimli (çok öğretmen çıkardı eskiden), müthiş sanat ve kültür adamı yeşerten bir coğrafyadır Maçka. Sanatçılarını saymakla bitiremeyiz.

Geçmiş dönemlerden bir eleştiri yazım vardır Maçka için, o dönem Maçka Belediye Başkanı şimdinin Prof. Dr. Ömer Yıldız’ı. TGRT’de de “Reis’in Takası” diye bir program var, Ofli Ali sunuyor. Bizim Prof. iyi bir cukka sallamış Ali’ye 2004 seçimleri öncesi bir Maçka programı yapıyor. Müthiş kabiliyet ANAP’lı Eyüp Aşık da programda. Ama programda Maçkalı bir sanatçı yok, bulamamışlar. Tuncelili bir türkücü bunların sanat açığını dolduruyor. Program baştan aşağı rezil, gülmekten ölüyoruz. (O program akabinde sevgili Prof. Yıldız Maçka Belediyesini CHP’li Genç’e teslim etti, bu da burada tarihe not diye dursun)

Neyse, bende o dönem Karadeniz Gazetesinde Galaylıyorum, yazdım köşemden bu ne rezilliktir, diye. Maçka gibi kültürü ve sanatı en üst ilçelerimizden birinin “Maçka” adı ile bir program yapılıyor ama bir tane Maçkalı bulamamışlar Tuncelili bağlamacıyı eklemişler programa ayıptır, diye. Yazı gazetede çıktı Ofli Ali’yi bir telaş aldı. Bizim Yusuf Turgut’u saatlerce telefondan meşgul ettiğini iyi bilirim.

Şimdi böyle bir sanat ve kültür ilçesine senelerdir başkanlık yapan ve 30 sene önce ne idi ise bir gram katkısı olmadan sin külahım görünmesin düsturundaki başkanı açıklama yapmış: Maçka turizmle şahlanacakmış!

Aynı ANAP dönemi hiçbir farkı yok.

Geçenlerde Büyükşehir Belediyesi Trabzon’da sahipsiz hayvanları koruma birliği kuruyor, Ortahisar dahil 17 ilçe bu birliğe katılıyor ama tek bir belediye buna katılmıyor: Maçka.

Şimdi almış Bakanlığın projelerini arkasına uçuyoruz diyor.

Bence kaçalım, köpekleri bile bağlayamıyor…

TEKKE BELEDİYESİNDE SEÇİM VAR

Bir ay sonra, 7 Haziran Gümüşhane Tekke Belediyesi seçimleri var.

Durup dururken demeyin, Türkiye genelinde belde statüsü kazanan 5 yerleşim yerinde seçim yapılacak Yüksek Seçim Kurulu açıklamış, biri de Gümüşhane Tekke.

Gümüşhaneliler sıcakkanlı insanlardır, hem de çok esprilidirler.

2004 Trabzon Belediyesine Volkan Bey ile seçildik, her gün biri telefonla bize ulaşıyor: Tekke Belediye Başkanı Rahmi Ertürk. Ama bu arkadaş müthiş renkli biri, ağzı da iyi laf yapıyor bizi hiç rahat bırakmıyor. Tekke’nin tüm otobüs duraklarını bize yaptırdı, ilçenin içerisindeki tüm oturma bankları Trabzon belediyesinden, daha dünya kadar iş. Olmuşuz Tekke Belediyesinin şantiye bölümü, şantiye şefi de ben. Çünkü bu işleri diğer Başkan Yardımcısı Orhan İlarslan’dan geçiremiyor beni tatlı dili ile bağlıyor. Her işini hallettiğinde de “Gürsel Başkanım gelirsen sana 2 koyun keseceğim” diye söz veriyor.

Bir gün Volkan Bey ile Erzurum’a gidiyoruz, uğrayalım şu Tekke’ye dedik, Rahmi’ye bir selam verelim geçerken. İki koyun meselesi de var, gülüşüyoruz Volkan Beyle. Bizi karşılayan Rahmi ile bir karşılaştık ki adam 200 kilo! “Tevekkeli değil, bir koyunu bu yutar” dedi Volkan Bey. Etrafı da “aynen öyle, bir koyun size bir koyun kendine” dediler. Çok ısrar etti “hemen 2 koyun keseceğim, bir yere bırakmam” dedi ama fazla duramadık Tekke’de, Erzurum’da Deniz Baykal’ın mitingi vardı. Dönüşte de acelemizden yine uğrayamadık.

Şimdi Tekke yine belediye oluyor, hatırlatayım dedim, kim seçilirse seçilsin 2 koyun alacağımız var Başkan…

TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ DE NE?

Bizim Davut, sosyal medyasında paylaşmış ve soruyor; “Gerçekten bilen biri aydınlatsın beni. Sakın Türk olmayı anlatmasın ama. Onu biliyorum, bende Türküm. Türkçülük ne demektir, üfürükçülük gibi bir şey mi?” diye.

Bende Davut’a diyorum ki, yok kardeşim o bildiğin tüm yurtta, yavru vatan Kıbrıs’ta ve dış temsilciliklerimizde coşku ile kutlanan bir hadise değildir. 3 Mayıs’ı sembolik olarak seçmiş MHP ve BBP gibi sağ odaklı parti ve partililerince kutlanan bir gün.

Bir nevi Türkçülük değil, Türkçüler günü gibi bir şey. MHP “Milliyetçiler Günü” nü tercih ediyor, Zafer Partisi ve İyi Parti ise “Türkçüler Günü” nü tercih ediyor. Neye dayanıyor 3 Mayıs peki? Uzun bir mesele ama rahmetli Başbuğ Türkeş’in anlatımına dayanarak diyorum ki; 3 Mayıs Nihal Atsız’ın Sabahattin Ali’ye “vatan haini” dediği gerekçesi ile açılan hakaret davası günü gerçekleşen yürüyüşün tarihidir. Nihal Atsız Orhun Dergisi’nde (Mart 1944) dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e hitaben yazdığı açık mektuplarda, Sabahattin Ali’yi “vatan haini” ve “komünist” olmakla suçluyor. Sabahattin Ali’nin öğretmenlikten atılmasını ve devlet kadrolarından temizlenmesini talep ederek, Ali’nin “içimizdeki hainler” olduğunu ileri sürüyor. Sabahattin Ali’de bu ağır hakaretler üzerine Atsız’a Ankara’da hakaret davası açıyor. Davanın 3 Mayıs 1944’teki duruşması sırasında, Ankara Adliyesi önünde toplanan binlerce öğrencisi ve Türkçü genç, Sabahattin Ali’ye ve komünizme karşı protesto gösterileri düzenliyor. Adliye’ye sokulmayan gençler Ulus’a doğru yürüyor. Bu davayı Sabahattin Ali kazanıyor, Atsız hakaretten hapis cezası alıyor ama ceza erteleniyor.

İşte bu tarih MHP ve paydaşları tarafından “Türkçüler Günü” ya da “Milliyetçiler Günü” olarak kutlanıyor, üfürükçülerle alakası yok Davut.

Sen kutlama Davut, bende kutlamıyorum.

Ama bu tatlı su solcuları niye kutlar onu da anlamış değilim Davut!

ARNAVUT TAŞLARDA YANLIŞ YAPIYORSUN AHMET KAYA!

Yüzüne karşı da söyledim, yazmakta hiçbir beis görmüyorum.

En son İskenderpaşa gibi bir tarihi mahallenin zerre tarihini kültürünü değerlendirmeden bir oldubitti ile Arnavut taşlarının sökülüp üstüne asfalt dökülmesi en nazik tavırla: Hainliktir.

Tarihe hainliktir, kültüre hainliktir, sanata hainliktir.

Son Ortahisar Belediye Meclisi toplantısında da AKP’li meclis üyesi Ufuk Hoş’un da dediği gibi; “Kentin yapı dokusunu, binalarını koruma konusunda özen gösteriyoruz, bu doğru” diyor Hoş. “Ama o dokunun ayrılmaz bir parçası olan zemin döşemeleri de en az onun kadar önemli. Bu taşlar geçirgen yapılarıyla şehir açısından ciddi bir işlev görüyor. Ayrıca kalınlıkları ve yüzey uyumları da belli bir düzene göre oluşturulmuş. Bu nedenle, bu taşların numaralandırılarak sökülmesi ve sonrasında aynı düzende tekrar yerleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu konunun nasıl ele alındığını gerçekten merak ediyorum” diye sormuş Ufuk Hoş.

Ahmet Kaya’da cevaben; “Kaldırımlarda parke taşları sökülüp asfaltlama çalışması yapılıyor. Ben de yadırgadığımı ifade ediyorum. Şehircilik açısından o kaldırım taşları daha estetik. Tarihî kent kimliğimize daha yakışır olduğunu ben de ifade ettim. Ancak çok sayıda insanın o kaldırım taşlarına takılarak düştüğünü, hatta birinin kolunun kırıldığını öğrendik. Mahalleden asfaltlanması istenildi. Ben de asfalta hiç sıcak bakmam. Yazın asfalt koku yapar ve estetik durmaz. Mahallenin ekser çoğunluğu bu şekilde talepte bulundu. Sökülen taşlar, Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerimiz tarafından değerlendiriliyor. Depomuzda kullanılacak şekilde depolanıyor” demiş. (basından)

Önce AKP’li üye Hoş’a cevap vereyim, tüm söylediklerinin altını çiziyorum ve katılıyorum.

1994-2004 arası aynı mahalle de Muhtarlık yapıp birde belediyeye “Mahalleme bir metre asfalt istemiyorum, sakın Arnavut taşlarımızı sökerek bizi cahil duruma düşürmeyin” diye dilekçe veren biri olarak Ahmet Kaya’ya diyorum ki; Hakikaten acemilerle çalışıyorsun Kaya. Hemşeri derneğinin sokağının Arnavut taşlarını söktürüp onlara şirin görünmeye çalışan biri ile çalışmak seni zor durumlara bırakıyor Kaya. Kültürsüz kültür insanları ile çalışmak hakikaten zor. Seni de bu Arnavut taşları sökümü ile tarihe kazıttılar.

Tarih sizi: Tarihi İskenderpaşa’nın “Arnavut taşlarını söken” bir CHP’li belediye olarak anacak, bilesiniz…

OSMAN AŞKIN BAK’A BAK TRABZON…

Büyük Galatasaray, şampiyon Galatasaray için var gücüyle çalışacak Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak Cuma günü Trabzon’a geliyormuş.

Akçaabat’ta Olimpik Yüzme Havuzunun açılışını yapacakmış, Ocak ayından beri tesis hizmet veriyor! Gülmeyin, hizmet veren bir yer için AKP açılış yapmayı unutmuş. Bakan gelip “yeniden” hizmete açacak.

Şehir Tiyatroları tadında bir ülkede yaşıyoruz, sayelerinde.

Bildiğin Galatasaray’dan sınırlı sorumlu devlet bakanı bu şahsı muhterem, düşünüyorum da hangi ülkenin “spor bakanı” bu kadar coşkulu bir şekilde böyle bir söz söyleyebilir?

Olimpiyatlarda veya Dünya, Avrupa şampiyonalarında şampiyon olan sporcuları Cumhurbaşkanı ile telefon bağlantıları sağlamak dışında ben spora pek faydası dokunmadığının şahidiyim.

Adam açık açık Fenerbahçe derbi haftasında “Şampiyon Galatasaray” dedi. Artık masada neler döndüğünü gizlemiyorlar bile, her şey apaçık.

Haydi, şimdi Trabzon AKP İl Başkanı, İlçe Başkanları, AKP’li Belediye Başkanları Osman Aşkın Bak’ı ayakta alkışlayın.

Bana güvenmeyin, kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyorum.

EN AZ KİTAP OKUNAN YER, İZMİR’MİŞ…

Yazar Ayşe Kulin söylemiş “En az kitap okunan şehir İzmir, Adana ve Karadeniz’de çok kitap okunur…”

Ya Teyze, senin aşk romanlarını okusan ne olur okumasan ne olur?

Bence İzmir, doğrusunu yapıyor.

Ayrıca, kitap satın almak ayrı bir şey, okumak ayrı bir şey. Benim kütüphanemde de yüzlerce kitap var, kıramayıp aldığım bir sürüsünün kapağını açmadım bile. Alınacak kitap var, okunacak kitap var.

İdefix’in açıkladığı “İllere Göre Kitap Okuma Endeksi” ne göre de kitap okuma endeksi en yüksek 5 ketten biri İzmir. En yüksek Muğla, onu Ankara, İstanbul, İzmir ve Çanakkale izliyor.

Bu teyze Adana ve Karadeniz’i nereden bulmuş, gerçekten soru işareti.

Şimdi bizim Karadenizli gençler şımarırlar, en yüksek okuma bizde diye.

Sevgili gençler, en büyük hatanız olayları siyah ya da beyaz olarak yorumlamanızdır diyorum. Siz asıl gri’nin tonlarını keşfettiğinizde hayatı daha fazla anlamaya başlayacaksınız.

O yüzden Dostoyevski okuyun gençler, aşk romanları değil…