Bugünü herkes başka kutlar, kimi bahar diye, kimi emek diye, kimi tatil diye.

Bense bugünü hüzünle kutlarım.

Hatırlar mısınız 1977’de kanlı 1 Mayıs diye bir olay olmuştu canım Türkiye’m de. Kazancı yokuşunda onlarca işçi, emekçi sıkışmış çoğu ölmüştü/ öldürülmüştü.

İşte o kargaşa da benim de bir abim vardı, Ertan. Canını zor kurtarmış, üç-dört gün sonra kendisinden haber alabilmiştik. Üstü başı yırtık, pantolonun yarısı var yarısı yok bir hafta sonra Ankara’da onu karşıladığımda olayın vahametini anlamıştım.

2-3 sene sonra 80 darbesi oldu, yine asker kapımızda…

Rahmetli Ertan abim Ankara’da Basisen Sendikası sorumlusu idi. 80 darbesinde yine aldılar abimi, 3 ay sonra Ankara Yıldırım Bölge’den salı verildiğinde bir kulağı sağır, bir gözü nerede ise görmüyordu. 3 ay işkence görmüştü, suçu: 1977 Kanlı 1 Mayıs’a katılması idi…

İşte ben her 1 Mayıs’ta bunun için hüzün duyarım.

“Bir Mayıs, bir MAYIS/ İşçinin emekçinin bayramı/ Devrimin şanlı yolunda/ İlerleyen halkın bayramı…”

Kutlu olsun tüm emekçilere…

STADYUM YANI HASTANE…

O dönem Trabzonspor Başkanı ve onun Liman Müdürü aynı gece aynı rüyayı görüp bunu yazılı metne geçirmişlerdi. Zamanında çok yazdık, çizdik şimdi sosyal medya da tartışması olunca tekrar hatırlatayım dedim.

Bu iki şahsı muhterem arkadaş aynı rüyayı aynı akşam görünce projelendirmiş Ankara’ya koşmuşlardı. O muhteşem sahil bir anda yok oldu. Gerçi ona destek epey zamandır devam ediyordu. Getirip o sahile önce Samsun-Sarp otoyolu kapsamında karikatürize T’ler kondurdular. Bu T’ler için çok uğraş verdik, yapmayın etmeyin dedik. İlerde bunların arasını dolduracaksınız, T falan kalmayacak dedik. Dediğimiz de gerçekleşti elbette. İki muhteremin aynı rüyayı görmeleri akabinde Akyazı sahili dolgu alanı oldu, ne varsa boca ettiler bu alana. Çer-çöp, inşaat artığı ne varsa alana aktardılar. Fore kazıklar eksik atılıyor diye siyasiler ses yükseltti o zamanlar. CHP İl Başkanı rahmetli Yavuz Karan gitti Akyazı’da basın toplantısı yaptı, zemin etütlerinde sağlamlaştırmak amacı ile kullandıkları fore kazıkların eksik olduğunu söyledi. Ertesi gün şak diye Jeoloji Mühendisleri Odası “evet, fore kazıklar eksik” dedi. Hatta ben köşemde “saydık, attığınız kazıklar eksik!” diye yazmıştım, ti ’ye alıp. Birkaç gün sonra aynı oda başkanı çıkıp “yanlış anlaşıldım, fore kazıklar yeteri kadar, hatta fazla bile” demesin mi? Ertesi gün şak diye Karayollarında daire başkanı oluverdi!

Neyse bu uzar gider, AKKazık hepimize atılmış güzel bir kazıktır. Rüya diye başladı, rüya gibi gidiyor. Geçenlerde deprem uzmanımız Osman Bektaş Hoca stat zeminindeki oynamalara ve çatlaklara dikkat çekmişti. Şimdi sosyal medya da, stadyum etrafında maç önü veya maç sonu yüksek desibelde hoptek oynanırsa (maç içindeki uğultuyu geçtik, o zaten cepte) ya hastane sakinleri bundan etkilenirse ne olacak? diye beyin cimlastiği yapıyorlar.

Ah Trabzon ahhhh…

Bir uykudan uyanamadın, uyu yavrum uyu…

TOMBALACI TOKİ…

Başka ülkede yaşayamam, diyorum da bana gülüyorsunuz.

Arkadaş, çekilişle ev mi olur?

Olur, abi burası Türkiye. Tombalacı TOKİ’de geçen gün İstanbul’da toplu çekilişte yazılım hatası yapmış. İddialar bu yönde. 1.072.659 kişi hak sahibi imiş, kura numarası almış. 7 rakamlı hiçbir Allah’ın kuluna kura düşmemiş! Yani kura sıra numarası 1 milyon üstü olan (7 haneli olan) hiç kimseye çekiliş çıkmamış. Çekiliş videosunu seyrettim, algoritma rastgele 7 haneli numaralar belirliyor gibi görünüyor ama ilk haneye baktığımızda 0 ile 1 arasında gidip gelip sürekli 0’da duruyor. Eskiler bilir Ramazan’da Meydan’da tombalacılar vardı. Hatta Adalet Partisi, CHP, MHP binalarında tombala çektirilirdi. Tombalayı çeken de pek uyanık olurdu, olmak zorunda (!) idi. Bazen çektiği numaralara bakar, beğenmezse tekrar torbaya atar tekrar çekerdi.

Bizim TOKİ’de aynı eski tombalacılara benziyor.

Yıl olmuş 2026, işimiz gücümüz rezillik…

SAKİN OLUN, DEĞİRMENDERE’Yİ KURTARACAĞIZ…

Ahmet Başkanın da hakikaten yükü ağır, nereye el atacağını şaşırdı.

Kendinden önceki AKP’li başkanların hatalarını örtmekten iflahı kesiliyor. Atom Karınca döneminde, sırf kavgalı olduğu petrol bayiine zarar olsun diye getirip Reşadiye Kavşağına, yılda üç-beş aracı geçebileceği bir köprülü kavşak kondurmuştu. Ahmet Metin Genç bunun bir hata olduğunu ve kaldırılacağını söylemişti.

Şimdi de, kendinden önceki AKP’li Belediye Başkanı Asım Aykan döneminde içine edilen Değirmendere Vadisi için kentsel tasarım yarışmaları düzenliyor.

Arkadaş, bu Değirmendere’yi kim mahvetti?

Siz, siz…

Yani sizin zihniyetiniz ve sizin partinizin yerel yönetimleri.

Önce kömür depolarını, işletmelerini bu alana doldurdukça doldurdunuz. Sonra gitti sizin partili belediye başkanınız üst tarafa (yukarıya doğru) Ayakkabıcılar Sitesi yaptı, mehter marşı ile Erbakan Hoca’ya kurdelesini kestirdi. O Ayakkabıcılar Sitesi’nin zehirli atıkları alt bölgedeki Su Kuyularını mahvetti. Sektördeki deri tabaklama ve boyama işlemlerindeki kimyasal boyalar, çözücüler Değirmendere suyunu kirletti, hemen alt tarafta bulunan ve yerin 7 metre altından çıkan temiz su zamanla kirlendi. Su kuyuları bölgesi atıl hale geldi ve üzerine hemen öne sürücü kursu deneme pisti ardından Oto Galericiler Sitesi, TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları konduruldu. Bunların hepsi benim tertip Asım Efendinin bilinçsiz, plansız, programsız projeleri idi… (sadece Araç Muayene bizim dönemimizde yer buldu)

Şimdi bu beceriksiz yönetimlerin yükünü Ahmet Metin Genç temizlemeye çalışıyor.

Çözüm bulunurken, bulaştıranları da ben hatırlatayım dedim…

SOS VEREN KARADENİZ KIYILARI…

Sadece 118 kilometre olan Trabzon sahilinin tam 108 kilometresi tahribat altında imiş.

Ziraat Mühendisleri Odası bunu bir raporla kentin önüne koymuş, tebrik ediyor ve takip ediyorum. Keşke tüm meslek odaları bu oda gibi çalışsa da diyorum kendi kendime.

Kıyı Kanununa aykırı yapı sayısı 400’den fazla diyor Oda. Deniz dolgusunun oksijen dengesini bozduğunu, dip ekosistemini yok ettiğini ve balık stoklarının azaldığının da altını çizmişler.

Biz kıyı deriz aslında, sahil yolu Karadeniz kıyılarını toplu adıdır.

Muazzam bir tabiattır Karadeniz. Ağaçların denize sarktığı, yeşili ve laciverti adamı mest eden bir yapısı vardır. Vardı desem daha doğru olur, yurdum insanı beşer onar katlı ruhsuz binalar kondurdu kıyıya, sonra devlet 3 gidiş 3 gelişli otoyollar yaptı. Üstün zekâlı devlet kıyı boyunca bu ruhsuz binaların denizle olan ilişkileri kesmek için yol boyunca viyadükler de kondurdu.

Çin Seddi dedik biz Samsun-Sarp Bölünmüş Otoyoluna, iktidar borazanları bizi komünistlik ile suçladı. Yola karşı çıkmak komünist işi idi ama geleceğimiz çalındı kimsenin umurunda bile değildi. Büyük otobüs tekelleri de Karadeniz’e yapılan ve tamamen petrole dayalı yapılar için zil takıp oynuyordu. Onlar vatansever biz komünist. Olsun, doğruyu söyleyelim de komünist olalım o da yeter bize

Şimdi Ziraat Odası güzel bir çalışma ile kıyı yağmacılığını Trabzon kamuoyuna sunmuş.

Raporu en kısa zamanda alıp inceleyip size sunacağım, şimdilik tebrik ediyorum Oda’yı.

Her Oda sizin gibi duyarlı olabilse, nerde…

KÖPÜRTÜN, KÖPÜRTÜN, ŞİMDİDE KÜT’ÜL-AMÂRE

Gerçekten çok ileri bir seviyede Milli Eğitim Bakanımız var, kim ne derse desin Yusuf Tekin bu ülkenin yerli ve milli olan bir değeridir. Ben çocuklarımızın emin ellerde olduğuna eminim, gülmeyin. Bakın yaptıkları çok muazzam işler, helal olsun Sayın Bakan’ım…

Bir kaç gün önce sosyal medyadan bir şey paylaşmış, diyor ki; “Tarih, dünün hikayesi değil, yarının mayasıdır. Küt’ül-Amâre’de yazılan destan, bize şehitlerimizin kanlarıyla yoğrulan emanete sahip çıkmayı öğretir. Vazifemiz, bu şuuru evlatlarımızın dimağına işlemek; kökleri mazide, ufku istikbalde bir nesil yetiştirmektir.”

Nasıl bir seviye görüyor musunuz? Daha okul katliamının dumanı tüterken, aileler evlatlarının cansız bedenlerine sarılırken koca bir Milli Eğitim Bakanının attığı tweet’ı görün!

Sayın Bakan geçin bu işleri geçin, Milli Eğitim Bakanı olarak göreviniz bu vahşetin hesabını vermektir ve sorumluluğunuzu bilmektir. Pişkinlik ile gündem değiştirmek, halkın acısı ile alay etmektir bu attığınız tweet. Tarih sizi unutmayacak bilesiniz…

Biz biliyoruz, elbette Küt’ül-Amâre şanlı bir Osmanlı zaferidir, o cephede savaşanların ruhları şad olsun. Ama şunu da iyi biliyoruz ki, sizin gibi siyasal İslamcıların bu zaferi son yıllarda aniden keşfedip devletin zirvesinden her fırsatta köpürtmesinin tek sebebi vardır; içinde Mustafa Kemal Atatürk’ün olmamasıdır. 18 Mart Çanakkale’yi hatta 30 Ağustos’u bile gölgeleyip nasıl bir “AKP Tarihi” yazma içerisinde olduğunuzu da görüyoruz.

Bırakın bu ali cengiz oyunlarını da umutsuz ve mutsuz bir nesil yarattınız onu görün.

Eserinize bakın ve öğünün bence, gerisi fasa fiso…

SUMUD FİLOSUNA ÖNERİMDİR…

AKP İl Başkanı Sezgin Mumcu açıklamış, Gazze halkına umut olunması ve Uluslararası yardım çalışmalarına katkı sağlanması amacıyla 1-2 Mayıs arasında Trabzon’da Hayır Çarşısı (Kermes’in adı şimdi AKP tarafından Hayır Çarşısı’na evrildi) düzenlenecekmiş. Birçok (!) sivil toplum kuruluşunun ve birçok partinin (!) destek organizasyonunda elde edilecek gelirin Sumud Filosu’na destek amacı ile kullanılacağını duyurmuş.

Arapçada direniş manasına gelir Sumud.

İnsani bir yardım adımı, epeydir düzenleniyor. Ama geminin üzerine çıkıp “zaferle döneceğiz” demek nedir arkadaş? Bizim İsrail’i durduracak bir gücümüz var mı? Asla olmadı, olmayacak da. Ama hala bir kafa var, bir kahraman çıkacak (bunu genelde Tayyip’e yüklüyorlar) ordusunu alıp ya Allah Bismillah deyip Gazze’ye gidecek, Yahudileri öldürüp Mescid-i Aksa’ya bayrak dikecek. Tamam, biz Süpermen hikayeleri, Fatih’in karadan gemi yürütmeleri ile büyüdük ama arkadaş yok öyle bir dünya şimdi. Gücün yetiyorsa işte böyle insani yardımları, milletin gözüne sokup şov yapmadan, kullanabiliyorsan ne ala.

Hatta AKP İl Başkanı Mumcu’ya bir de önerim var, milletvekili iken her Reis’in Trabzon havaalanındaki karşılama törenine diktikleri kefenli mücahitler vardı. Palta bu işleri iyi bilirdi, liste onda vardır. Al listeyi, sal bu arkadaşları Gazze yoluna.

Biz de görelim hangi yoldalar, epeydir yoklar ortada.

Kaybolduklarından şüphelerimiz var…