Öyle gezilir mi? Ne o öyle tayt falan, kendine gel kendine, burası Türkiye…

Demiş butlancı CHP milletvekili, Reis de görevden şak diye almış Ardahan Valisini. Türkiye böyle bir taytlı Vali’ye hazır değil, demiş sanırım.

Rahmetli süper Vali Recep Yazıcıoğlu’da aynı tabuları kırmak üzere idi, bir sabah görevden alındı. Yanlış hatırlamıyorsam Sadettin Tantan tarafından, 3 sene kızağa çekilmişti ve sonrada muhtemel bir suikasta kurban gitmişti.

Görevden alınan taytlı Vali 11 Temmuz’da Bisiklet Festivali düzenlemiş görev yaptığı Ardahan’da. 71 vilayetten 1000’in üzerinde bisikletçi gelmiş kente. Her bir bisikletçinin 3 kişi geldiğini düşün eder 3 bin kişi. Ardahan savaşlar dışında bir günde 3 bin turisti ağırlamamıştır yeminle. Vay sen misin bunu yapan, kendine gel Vali kendine…

Görüyor musunuz geldiğimiz noktayı, Vali tayt giymiş Ardahanlı erkeklerde azmış, butlancı vekil de “taytınan pisiklet sürüyor” diye TBMM’de şikâyet etmiş ve bu şikâyeti görev telakki eden kankaları da Vali’yi görevden almış.

Haklı iktidar bence…

Valilik çok mühim bir makam çok ciddi bir iş…

Ne öyle tayt falan?

Sevgili dostlar, neden böyle diyorum? Çünkü ünlü Valilerimizden mesela Şam Valisi Muaviye Bin Ebu Süfyan veya Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa gitse tayt giyse olur mu arkadaş? Bu adamlara yakışır mı? Çok mühim çok…

Erkek adam ayrıca tayt falan giymez, kendine gel Vali kendine gel.

Hakikaten Valilerin de işi zor arkadaş, sabah uyan AKP İl Başkanı programını öğren, İlçe Başkanı hangi açılışa gidecek, AKP’li belediye nerde ne açılışı yapacak öğren ve programına koy, koştur Allah koştur peşlerine…

Gitsen böyle tayt giysen o da ayrı dert…

BU ŞEHİR ZAMANINDA PLANLANSA İDİ…

Anahtar Parti Genel Başkanı hemşerimiz Yavuz Ağıralioğlu, Trabzon’da gazetecilerle kahvaltıda bir araya gelmiş “Kentin yıllar önce doğru planlanması halinde bugün yaşanan birçok sorunun ortaya çıkmayacağını” söylemiş. “Önce yollar, altyapı ve şehir planlaması yapılsaydı Trabzon bugün çok daha yaşanabilir bir şehir olurdu. Turizmi, limanları, çevre yolları, üniversitesi, konaklama kapasitesi ve yaylaları planlı şekilde geliştirilebilirdi. Yaylalara gelen turistlerin burada daha uzun süre kalmasını sağlayacak yatırımlar yapılabilirdi. Biz ise çoğu zaman önce işi yapıyor, ardından ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışıyoruz.” diye de eklemiş…

Ben her zaman söylerim, sarı öküzü 1956’da verdi Trabzon!

1956’da tasdikli tip imar yönetmeliği çıkarıp “Ön Bahçe Mesafesi”ni terk ettik. İmar planına “Arka Bahçe Mesafesi” diye (h/2) ucube bir uygulama ile binaların arkalarını önce mezbelelik hale getirdik sonra da o dar sokaklarda hududun sıfırına yani tam cepheye yaslanan binalar yaparak kentin içine ettik.

Plansız kentleştik, haklı Ağıralioğlu…

Trabzon düşünün İçkale ile, Ortahisar’ı ile, Aşağı Hisarı ile, Aşağı Hisar’ın hemen önünde şu an su altında olan, tariflere göre 150’den fazla büyük gemiyi barındırabilecek limanı ile ve Güzelhisar’ı ile bir suriçi antik kent. O dönemlerde elbette planlama yok ama kent doğru şekilleniyor. Komşuluk üniteleri sağlıklı, sokaklar belli merkezlerde odaklanıyor. Çeşme başı hatta bir çınarın dibi gibi…

Komşuluk ilişkileri de çok sağlıklı yürüyor, bahçe duvarları arkasında ön bahçe gerisinde evler. Bahçelerinde çeşitli ağaçlar, çiçekler ve bunlarla komşuluk yaşayan bir kent halkı.

Kente önce 1956’da İmar Planını değiştirmek ile hançer soktuk.

Ardından da 1959’da da Sahil Geçiş Yolu ile. Düşünebiliyor musunuz? Bu sahil yolu o dönem hiçbir imar planında yok, hiçbir belediye meclisi kabul numarası yok! Karayolları (TCK) dayatması ile sahilden yol geçirildi Trabzon’da.

Bu yol yapılmasa idi Ganita sahilinden ayağınızı kumsala bastığınızda, aşağı yukarı Yıldızlı’daki askeri kampa kadar 10 kilometre kadar gidebiliyordunuz. 1959-1964 yılları arasında Sahil Yolu adı altında Trabzon leb-i derya sahilini kaybetti. Kapkara asfalt ile yolu geçirdiler. O yol güzergâhı üzerinde Karayolları istediği istimlaki yaptı, geriye çarpık çurpuk parseller kaldı. 1970 planı ile eski yapılaşmada 2 kat olan bina izinleri, önce 4 oldu. Sonra 6 yaptılar, tabanda küçültüp yukarda sivrilmesi gibi şartlarla en sonunda serbest bıraktılar ve kent çok katlı binalarla doldu.

İşte diyorum ki Sayın Ağıralioğlu, haklısınız.

Ama biz asıl sarı öküzü 1956’daki “Ön bahçe mesafesini” kaldırmakla ve 1959’daki “Sahil Yolu” ile vermiştik.

Biline…

SİFTAHI TÜGVA’DAN ALANININ, BEREKETİ…

TÜGVA 15 Temmuz’da Trabzon’da sabah namazı ardından henüz işyerlerini açmayan esnafın dükkânlarına alttan zarf bırakmış. “Siftah bizden, bereketi Allah’tan” demişler…

Meydan civarında dolaşmış zarf bırakmışlar, en azından fotolardan bunu görüyoruz.

Meydan esnafı pek memnun, ben eski muhtarları olduğum için bana söylediler. “Allah razı olsun, TÜGVA sabah zarf içinde bize siftah bırakmasaydı ne olacaktı halimiz?” dediler.

Görüyor musunuz dertlerini, ülkede ekonomik şartlar ve hayat pahalılığı almış başını gidiyor bunların işi şov ya da sadaka kültürü…

Esnaf kalıcı reformlara ve gerçek desteklere ihtiyacı olduğu bu günlerde bu arkadaşların dertlerine bakın.

Geçen gün Birgün Gazetesinde Mustafa Bildircin’in bir haberini okumuştum. 2025 yılı Kasım ayında TÜGVA il ve ilçe temsilcileri 1.400 kişilik bir Umre ziyareti yapmışlar. Allah kabul etsin. Kabul etsin elbette ama Bildircin’in haberinden öğreniyoruz ki; 1.400 kişilik TÜGVA kafilesinin Medine’deki ulaşım giderleri ile konakladığı 5 yıldızlı otelin ücretleri Diyanet tarafından karşılanmış! Yapılan toplam harcama 40 milyon Türk Lirası… (Zaytung’a göre 40 milyon TL harcayarak TÜGVA yöneticilerini Umre’ye götüren Diyanet’ten emeklilere müjde gelmiş: Açlıktan ölmemeniz için de dua ettiler…)

Bir taraftan Trabzon’da esnafa “siftah” adı altında para zarfları dağıt, bir taraftan da o esnafın verdiği vergiler/ bağışlar/ kesintiler ile zenginlikten boğulan Diyanet eli ile üyelerine Umre ziyaretleri yaptır…

Bir de unutmadan, Meydan da bir esnafa da aynı zarflardan atmışlar. “Gürsel abi, akşama kadar satış yapamadım valla…” dedi.

Ne günlere kaldık…

HALUK LEVENT’E BİR TEKMEKTE MAHSUN’DAN

Son Haluk Levent olayından sonra “Sekiz ayrı bankaya olan borçlarını kapatabilmen için, Star TV'de yaptığım diziden kazandığım parayla borçlarını ödedik. Yeniden ayağa kalkman için elimizden geleni yaptık. Hayat bu kadar ucuz muydu, Haluk? Birkaç dakikalık heyecan uğruna, bunca sevgiye, bunca güvene, bunca emeğe sırt çevirmeye gerçekten değer miydi? Yaptıkların sadece seni yıkmadı. Sana inananları, seni sevenleri, dostlarını da derinden yaraladı” demiş…

Zerre sevmem, türkülerini dinlemem, çektiği filmlerini seyretmem ama bu cümlesi tam taşı gediğine koymuş Mahsun.

Aslında o “New York’ta Beş Minare” filmi ile, nasıl Fetö soruşturması yememişti hala düşünür dururum. Neyse, her iktidar yağdanlığının bir şekilde Fetö ile bir bağı vardı bu da ayrı bir konu.

Haluk Levent’in piyasadaki en eski arkadaşı da bu imiş, şöhret basamaklarına beraber başlamışlar. Muhtemelen Haluk Levent’in güncel yediği tüm haltları da biliyordu, dava sonuçlanmasını da beklemedi çaktı şutu.

Aslında kendi parasını değil derneğin parasını kullandı ise az bile demiş derim ben.

Arada doğru işler de yapıyor demek ki Zaza milliyetçisi Mahsun gardaş…