Bugünkü köşe yazımı bir okuyucumun ölümünün 5. yıldönümünde babasına yazdığı mektuba ayırmak istedim.

Hele hele bir kız çocuğu için baba bambaşkadır.

Onun duygularına ses olmak için bir kızın babasına yazdığı mektupla sizi baş başa bırakıyorum.

“Bazı acılar vardır; takvime yenilmez.
Aradan yıllar geçer, mevsimler değişir, insanlar değişir ama bazı eksiklikler insanın içinde ilk günkü gibi durur.

Hele ki kaybedilen bir baba ise,

İnsan zamanla toparlandığını sanıyor.

Gülüyor, çalışıyor, kalabalıklara karışıyor, hayatına devam ediyor gibi görünüyor.

Ama sonra bir kapı sesi duyuyor,

Bir cümle işitiyor,

Sokakta birine uzaktan bakıyor,

Ve içindeki o eksik yer yeniden sızlıyor.

Çünkü baba sadece bir insan değildir.
Baba; insanın sırtını yasladığı dağdır.
Düştüğünde kaldıran eldir.
“Ben varım” diyen sessiz güvendir.

Bir baba öldüğünde sadece bir insan gitmez bu dünyadan.

Evdeki huzurun bir kısmı gider.

Çocukluğun bir bölümü gider.

İnsan ne kadar büyürse büyüsün, içindeki o küçük çocuk bir köşede boynunu büker.

En acısı da şudur; insan babasını kaybettikten sonra gerçekten büyüyor.

Artık kimseye tam anlamıyla yaslanamıyorsun.

Dünyanın yükü omuzlarına daha ağır geliyor.

Bir mesele olduğunda telefona sarılıp arayacağın o ses yok artık.

“Ben hallederim kızım” diyen adam yok.

Ve insan bunu kabullenmiyor aslında,

Sadece yaşamayı öğreniyor.

Özlemek bazen ağlamak değildir.
Hatta bazı özlemler vardır ki gözyaşını bile kurutur.

İnsan öyle bir noktaya gelir ki artık ağlayamaz olur.

Çünkü acı gözden çıkıp ruhun içine yerleşmiştir.

Bir babanın yokluğu işte tam da böyledir.

Kalabalığın içinde bile eksik hissettirir.

Bayram sabahlarında boğazı düğümler.

Başarı anında buruk bir tebessüme dönüşür.

İnsan en mutlu gününde bile göz ucuyla onu arar.

“Keşke görseydi…” der.

Bazı cümleler vardır, ömrün boyunca kulağında yankılanır.
“Kızım senin taksitini ödemeye gidiyorum.”

Belki sıradan bir cümle gibi gelir başkasına.

Ama insan kaybedince anlıyor;

Meğer en kıymetli şeyler günlük hayatın içindeki küçük seslermiş.

Şimdi dünyanın en büyük serveti verilse, insan yine o sıradan cümleleri bir kez daha duymak ister.

Çünkü özlemek; geri gelmeyeceğini bile bile beklemektir biraz da,

Beş yıl geçmiş olabilir.
Ama bazı yoklukların tarifi ve tarihi olmaz.

Bir baba öldüğünde takvim ilerler ama evin bir köşesinde zaman durur.

Ve insanın içinde hep aynı cümle yankılanır,

“Bir kere daha sarıl bana baba…”