Futbolda herkes konuşur. Kimi başarıyı sahiplenir, kimi başarısızlığın faturasını başkasına keser. Ama iş icraata, fedakârlığa ve rakamlara gelince herkes aynı cesareti gösteremez. Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ı borç üzerinden yerden yere vuranlar, şimdi ne söyleyecek?
Bordronun, transferin, ekonomik yükün altında ezilmesi beklenen bir Anadolu kulübünün borcunu 5,9 milyardan 2,95 milyar seviyesine indirmesi, görmezden gelinecek bir başarı değildir. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi ekonomik güçleri, gelir kaynakları ve imkânları Trabzonspor’dan çok daha geniş kulüplerin bulunduğu bir futbol düzeninde, bordo-mavililerin kendi gerçekleriyle mücadele ettiğini unutmamak gerekir. Trabzonspor’un her kapıyı çalan, kaynak arayan, kulübün ekonomik yükünü hafifletmek için uğraşan bir başkanı var. Elbette eleştiri olacak. Trabzonspor kimsenin şahsi mülkü değil, milyonların sevdasıdır. Yanlışlar da konuşulacak, eksikler de sorgulanacak. Ancak hakkaniyet dediğimiz şey, yalnızca eleştirirken değil, ortaya konulan emeği teslim ederken de kendini göstermelidir.

Başarıyı alkışlamak kadar, başarıya giden yoldaki mücadeleyi görmek de önemlidir. Ertuğrul Doğan’ın her kararını savunmak zorunda değiliz. Fakat borç yükünün bu ölçüde azaltılması gibi önemli bir gelişme karşısında hakkı teslim etmek zorundayız. Çünkü adalet, sevdiğimizin hatasını örtmek değil, sevmediğimizin doğrusunu da kabul edebilmektir. Trabzonspor’un ihtiyacı, körü körüne övgü de değildir, her yapılanı yerden yere vurmak da. İhtiyaç duyulan şey, gerçekleri olduğu gibi görmek ve kulübün geleceğini kişisel hesapların önünde tutmaktır.
Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerek.

Bugün rakamlar konuşuyorsa, dün söylenen ağır sözlerin sahipleri de kendi vicdanlarıyla baş başa kalmalıdır Trabzonspor’un borcunun azalması, yalnızca bir başkanın hanesine yazılacak bir rakam değil, bordo-mavili kulübün yarını adına önemli bir kazanımdır. Ve Trabzonspor söz konusu olduğunda, asıl mesele kimin haklı çıktığı değil, bu büyük sevdanın nasıl ayağa kaldırılacağıdır.
BAZEN EN BÜYÜK TRANSFER BİR ADAMIN DOKUNUŞUDUR!
Trabzonspor’da futbolcular aynı, forma aynı, arma aynı… Değişen ne? Sahadaki akıl, hücumdaki cesaret, kazanma inancı! Galatasaray’a dört, Samsunspor’a üç gol… İki maçta yedi gol! Demek ki mesele yalnızca transfer tahtasına değil, bazen takımın ruhuna da dokunabilmekmiş. Reis, Trabzonspor’a rakip kaleyi düşünmeyi, gol attıktan sonra geri çekilmemeyi, futbolun cesaretle oynandığında güzelleştiğini hatırlattı.
Üstelik formasını garanti görenlere de mesajını verdi. Onuachu’yu kulübeye çekip Franculino’ya şans tanımak, futbolun en eski gerçeğini yeniden hatırlattı: Bu takımda isimler değil, mücadele konuşmalı! Elbette iki maçla destan yazılmaz. Önemli olan bu ateşi söndürmemek, bu futbolu alışkanlığa dönüştürmek. Ama hakkı da teslim edelim. Bazen milyonlar harcayıp alamadığınız verimi, doğru bir dokunuşla elinizdeki futbolculardan alırsınız. Benim gözümde Trabzonspor’un en anlamlı transferi, bugün için Reis’tir.

Ama Trabzonspor’u yalnızca gollerle, puanlarla, galibiyetlerle anlatmak da eksik kalır. Çünkü bu armaya gönül verenler, sevinci de hüznü de bir ömürlük taşır. Yağmurda ıslanan, yenilgide içine kapanan, ertesi sabah yine bordo-mavi umutlarla ayağa kalkan bir taraftar var bu hikâyenin arkasında. Onlar tribünde oturan insanlar değil yalnızca; bu kulübün hafızası, vicdanı, yüreğidir. Trabzonspor bazen babadan evlada kalan bir miras, bazen bir şehrin haykırışı, bazen de insanın kelimelere sığdıramadığı bir sevdadır.

O yüzden bu takıma inananları, zor günlerde armasına sırtını dönmeyenleri unutmayalım. Futbol değişir, teknik adamlar gelir geçer, futbolcular gider. Ama gerçek sevda, skor tabelasına bakarak karar vermez. Reis sahaya dokunsun, futbolcular yüreğini ortaya koysun, taraftar da inancını hiç kaybetmesin. Çünkü Trabzonspor’un en büyük gücü yalnızca sahadaki on bir kişi değil, o on bir kişinin arkasında atan milyonlarca yürektir. Bazen en büyük transfer bir hocadır, bazen en büyük zafer yeniden inanmaktır. Ama Trabzonspor’u Trabzonspor yapan, her şartta bu armaya sahip çıkanların sevdasıdır. İyi ki varsınız Büyük Trabzonspor taraftarı! Her zaman, her yerde en büyük Trabzon!
HASTANEYE DEĞER KATAN İNSAN: ALPARSLAN KAPISIZ!
Bazı insanlar vardır, yaptıkları işin reklamını değil, eserinin konuşmasını ister. Fatih Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Alparslan Kapısız, benim gözümde tam da böyle bir isim. Salı günü Fatih Devlet Hastanesi’ne uğradım. Önce Güvenlik Müdürü Ayşe Hanım ve yardımcısı, mahallemizin çocuğu, gözümüzün önünde büyüyen Levent Karadavut’u ziyaret ettim. Samimi bir sohbetin ardından Başhekim Doç. Dr. Alparslan Kapısız’ın kapısını çaldım. Başhekimlik makamında gördüğüm içtenlik, tevazu ve misafirperverlik, sohbetimize ayrı bir güzellik kattı. Ben sordum, o yürekten cevapladı.
Başhekim Alparslan Kapısız, gösterişten uzak durmayı tercih eden, yaptığı işlerle konuşan bir hekim. Hastaneye dokunuşu öyle sıradan bir yönetici dokunuşu değil. Hizmetin kalitesini yükselten, kuruma değer katan ve emeğin karşılığını sahaya yansıtan bir anlayışın izlerini görmek mümkün. 2024-2025 döneminde hastane adına kazanılan ödüller, hayata geçirilen çalışmalar ve acil serviste hastaların bekleme süresinin 14 dakikaya kadar indirilmesi, bu çabanın dikkat çeken örnekleri arasında. Rakamlar elbette önemlidir ama hastaneye gelen bir insanın derdiyle ilgilenilmesi, kendisini güvende hissetmesi ve şifa umuduyla kapıdan çıkması çok daha kıymetlidir.

Çünkü hastane yönetmek yalnızca bir makamı yönetmek değildir. İnsanların en hassas anlarında onlara dokunabilmek, sağlık çalışanlarının emeğini büyütmek ve hizmeti her gün biraz daha ileri taşımaktır. Ben o gün bir başhekimle yalnızca sohbet etmedim; işini sessizce yapan, tevazusunu koruyan ve başarısını hizmetle anlatan bir yöneticiyi de yakından tanıma fırsatı buldum.
Unutmayalım; bazı makamlar insana değer katmaz, bazı insanlar makama değer katar Fatih Devlet Hastanesi’nde gördüğüm tablonun ardından aklımda kalan cümle tam da buydu. Yolu açık, emeği daim olsun Doç. Dr. Alparslan Kapısız’ın. Çünkü sağlıkta en güzel başarı, insanın hayatına dokunan başarıdır.
SİKAUT RUHU, BÜYÜK HAYALLER!
Bazı hikâyeler tribünde değil, yolda yazılır… Ne alkış vardır içinde, ne de manşet olma derdi. Kartal İlyas, Obuz Erol, Kamış Orhan… Üç isim, bir sevda, bir de yanlış yazılmış ama doğru yaşanmış bir kelime: “SİKAUT!” Kimine göre bir harf hatası… Ama bana göre bu işin en saf, en samimi tarafı. Yağmur var, gidiyorlar. Çamur var, vazgeçmiyorlar. Soğuk var, üstüne bir de rüzgâr eklenmiş… Yine oradalar. Ne için? Bir tabela için değil. Bir menfaat için hiç değil. Yalıspor için! Otobüste maç yolculuğu… Kamış Orhan ve Kartal İlyas maça gidene kadar otobüsün içerisinde Yalıspor maçlarını kazansın diye dualarını sesli okuyorlar. Bazen de direksiyonun başında dostluklar. Başkan İsmail Erkaya’nın emeği, Yaşar Aydın’ın desteği… Ve bir gün geliyor… Masaya bir hayal konuluyor. 150 binlik araba… Pazarlıkla 130 bin TL’ye düşüyor.100 bini hazır! Peki ya kalan? İşte hikâyenin düğümü tam burada atılıyor. Obuz “ben varım” diyor, 10 bin cebinde. Diğerleri hâlâ sessiz… Hayaller bazen parayla ölçülmez ama gerçekler çoğu zaman kasada bekler. O araba alınsa ne olacak biliyor musunuz? Mavi-beyaz renklere boyanacak. Ve üzerine kocaman yazılacak: “SCOUT EKİBİ”
Ama biz biliyoruz… Onun gerçek adı çoktan kondu:

“SİKAUT EKİBİ!” Çünkü bu hikâyede doğrular sözlükte değil, yürekte yazıyor. Belki araba bugün alınmaz… Belki yarın da olmaz… Ama şunu unutmayın: Bazı insanlar arabaya binmek için değil, Bir takımın hayaline omuz vermek için yola çıkar. Ve işte o yolculuk… En pahalı arabadan bile değerlidir.