Bazı şehirler vardır; suskunluğu bile haykırıştır. Bazı armalar vardır; taşıdığı renkler den çok daha fazlasını anlatır. Trabzonspor, işte böyle bir sevdanın adıdır. O sevda nın karşısında ne makamın ağırlığı ne de koltukların gücü vardır.
Trabzonspor’un 61. Divan Toplantısı’nda yaşananlar, sıradan bir toplantının çok ötesindeydi. Kürsüde konuşulan yalnızca bir başkanın meselesi değildi. Salonda yükselen ses, haksızlık karşısında başını eğmeyen bir şehrin sesiydi. Ertuğrul Doğan’a yönelik tutuma karşı camianın tek yürek olması, çok açık bir mesaj verdi:
TRABZONSPOR SAHİPSİZ DEĞİLDİR!
Ve o kürsüde Ertuğrul Doğan vardı. Süslü cümlelere sığınmadan, kimseye eyvallah etmeden konuştu. Trabzonspor için çalışmaya devam edeceğini, kulübünün haklarını savunmaktan asla
vazgeçmeyeceğini söyledi. Ardından o söz geldi: “BİR ADIM GERİ ATMAK YOK!”
İşte bazen bir cümle, sayfalar dolusu yazıdan daha fazlasını anlatır. Çünkü Trabzonspor başkanlığı, yalnızca bir koltuğa oturmak değildir. O koltukta oturan insan, bir şehrin hafızasını, bir camianın öfkesini, milyonların beklentisini taşır. Gerektiğinde karşısında kim olursa olsun armasının hakkını savunmak zorundadır. Sekiz yıldır Trabzonspor camiasının içinde olan Başkan Doğan, kulübünün haklarını savunmak adına zorlu bir mücadelenin içindedir. Doğan’a verilen cezanın ardından Tahkim sürecine yeniden başvurulması ve bu süreçte 20 milyon TL’lik masrafın yatırılması, Trabzonspor camiasında haklı olarak soru işaretleri oluşturdu. İnsan ister istemez düşünüyor: Bu kadar ağır bir sürecin sonunda geriye ne kalacak? Şunu kimse unutmasın; makamlar geçicidir, koltuklar değişir, isimler tarihin sayfalarında yerini alır. Ama yapılanlar unutulmaz. Hele ki bir şehrin hafızasına dokunan meseleler, yıllar geçse de kapanmayan yaralara dönüşür.
Trabzonspor’un nereden nereye geldiğini, hangi mücadelelerden geçerek bugünlere ulaştığını herkes biliyor. Elbette eleştiri de olacak, hesap da sorulacak. Ancak Trabzonspor’un hakkını savunmak başka, bu mücadeleyi kişisel hesapların gölgesinde bırakmak başkadır. Adalet, kim olduğuna bakılarak dağıtılırsa adalet olmaktan çıkar. Çünkü bugün bir başkasına lazım olan hukuk, yarın herkese lazım olacaktır. Trabzonspor’un istediği ayrıcalık değil, hakkıdır. Beklediği lütuf değil, adalettir. Kimsenin önünde eğilmek değil, herkesle eşit şartlarda mücadele etmektir.
Lokman Hekim’in şu sözleriyle noktayı koyalım: “Ey oğlum! Dünya derin bir deniz gibidir. Çok insan onda boğulmuştur. Takva gemin, iman yükün, tevekkül halin, salih emel azığın olsun. Kurtulursan Allah’ın rahmetiyle, boğulursan günahlarının sebebiyledir.”
Ve şimdi sana sesleniyorum Başkan!
YÜRÜ BE BAŞKAN!
Ardında yalnızca Trabzon sokakları yok. Uzak şehirlerde, başka ülkelerde, kilometrelerce ötede kalbi bordo-mavi atan milyonlar var. O insanların ortak bir dili, ortak bir sevdası var: TRABZONSPOR! Bu sevda ne bir makamın gölgesinde büyüdü ne de birilerinin izniyle bugünlere geldi. Bu arma nice fırtınalar gördü. Nice hesapların içinden geçti. Nice kez yalnız bırakıldı ama hiçbir zaman yalnız kalmadı. Unutma Başkan; bugün kürsüde sen konuşuyorsun ama arkanda bir şehrin hafızası, bir camianın iradesi, milyonların bordo-mavi yüreği var. BİR ADIM GERİ YOK!
Çünkü mesele Ertuğrul Doğan’ın meselesi değil, Trabzonspor’un meselesidir. Bu mücadele bir kişinin değil, bir camianın onur mücadelesidir. Ve Trabzonspor söz konusuysa bu şehir susmaz, bu sevda diz çökmez!
VEFA DEFTERİNDE BESİM KARAMAN VAR!
Bir kulübün büyüklüğü yalnızca kazandığı kupalarla değil, kendisine emek veren insanları ne kadar hatırladığıyla ölçülür. Bazı isimler vardır ki görevleri bitse de Trabzonspor'a kattıkları değer asla unutulmaz. Besim Karaman da bu isimlerden biri.. Trabzonspor Divan Başkanlık Kurulu, duayen Asbaşkanlarımızdan Besim Karaman'ı Çağlayan'daki evinde ziyaret ederek anlamlı bir vefa örneği sergiledi. Ziyarette kendisine Trabzonspor'un 50. yıl kitabı, özel dergisi ve Hüseyin Avni Aker kitabı takdim edildi.
Bu buluşma, yalnızca bir ziyaret değil; Trabzonspor'a yıllarını vermiş bir isme duyulan saygının, geçmişe sahip çıkmanın ve unutulmayan emekleri hatırlamanın güzel bir göstergesiydi. Çünkü Trabzonspor'un tarihi sadece kupalarda ve arşivlerde değil, bu büyük camiaya gönül vermiş insanların yüreğinde yaşar. Yönetimler değişir, görevler sona erer ama bordo-mavili armaya verilen emek hiçbir zaman unutulmaz.
Ziyarette Besim Karaman'ın evlatları Coşkun ve Ahmet Karaman ile kıymetli eşlerinin samimi ev sahipliği de ayrıca takdire şayandı. Kendilerine gönülden teşekkür ediyor, duayen Asbaşkanlarımızdan Besim Karaman'a sağlık, huzur ve uzun ömürler diliyoruz. Trabzonspor' da vefa, sadece geçmişi hatırlamak değil, emek veren insanlara yaşarken sahip çıkmaktır. İyi ki varsınız Besim Karaman. Trabzonspor'un hafızasında da gönlümüzde de yeriniz daim olsun!
TRABZONSPORLULUĞUNU KİMSE SORGULAYAMAZMIŞ!TARAFSIZLIĞINI KİM SORGULAYACAK?
İbrahim Hacıosmanoğlu, TFF Başkanlığı koltuğuna oturduğunda hakemlere verdiği mesajı unutmadık. Ne demişti? “Eğer Diyarbakırspor ile Trabzonspor oynuyorsa, cüzi de olsa bir takdir hakkınız varsa o takdir hakkınızı Diyarbakırspor'dan yana kullanacaksınız.” Amedspor maçının hakemi Trabzonspor'u nasıl doğrandığını herkes gördü. O gün bu sözleri söylerken Trabzonsporluluğu aklına gelmiyordu da bugün mü hatırladı? O gün tarafsızlık adına ortaya koyduğu anlayışı, bugün neden aynı kararlılıkla sergileyemiyor? Kimse İbrahim Hacıosmanoğlu'nun Trabzonsporluluğunu sorgulamıyor. Ama TFF Başkanı olduğunuz andan itibaren kimliğiniz değil, tarafsızlığınız konuşulur. Hele ki söz konusu Trabzonspor olduğunda, herkesten daha dikkatli ve adil olmak zorundasınız.
Gelelim asıl meseleye…
PFDK'nın Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan'a verdiği cezayı içine sindiremeyip, verilen cezayı az bulduğunuz düşüncesini kamuoyunda tartışmaya açan bir tavır sergiliyorsanız, burada ciddi soru işaretleri doğar. Üstelik Tahkim Kurulu'na 20 milyon lirayı bulan itiraz harcı yatırılarak cezanın ağırlaştırılması yönünde girişimde bulunulması, Trabzonspor camiasının tepkisini daha da büyütüyor. İnsan sormadan edemiyor: Bir TFF Başkanı, kendi şehrinin kulübüne ve başkanına karşı bu kadar sert bir tutum sergilerken tarafsızlık sınırlarını nasıl koruyacak?
Trabzonsporluluk, gerektiğinde Trabzonspor'u savunmak kadar, gerektiğinde yanlışına da karşı çıkabilmektir. Ama TFF Başkanlığı başka bir makamdır. O koltukta oturan insanın ne Trabzonsporluluğu ne de başka bir aidiyeti kararlarına gölge düşürmelidir. Hacıosmanoğlu, “Benim Trabzonsporluluğumu kimse tartışamaz” diyebilir. Elbette diyebilir. Fakat mesele artık Trabzonsporluluğunuz değil, TFF Başkanlığı koltuğunda ne kadar adil ve tarafsız olduğunuzdur. Unutmayın; Trabzonsporluluğunuzu kimse sorgulamayabilir ama tarafsızlığınızı herkes sorgular. Çünkü o koltuk sizin şahsi makamınız değil, Türk futbolunun emanetidir.
NAZAR ETMEYİN, BU YÜRÜYÜŞÜ BOZMAYIN!
Thomas Reis yönetiminde yedi maçta yedi galibiyet alan Trabzonspor, yeniden zirvenin sesini duyurmaya başladı. Tam da böyle bir dönemde İstanbul medyası sahneye çıktı. Dün görmezden geldikleri Trabzonspor'u bugün şampiyonluğun en büyük adayı ilan etmeye başladılar. Biz bu filmi daha önce gördük. Trabzonspor'u göklere çıkarıp sonra en küçük sendelemesinde yerin dibine sokan anlayışı iyi tanıyoruz. Bu övgülerin arkasında ne olduğunu da biliyoruz.
Trabzonspor'un ihtiyacı manşetler değil, sahada inançtır. Alkış değil, istikrardır. Çünkü bu takımın yürüyüşünü belirleyecek olan İstanbul'un kalemleri değil, kendi bileğinin gücüdür. Şimdi herkese düşen susup bu takımın yoluna bakmasını beklemek. Yedi maçlık seri tesadüf değil, emeğin ve inancın eseridir. Trabzonspor yükseliyor diye kimse nazar etmesin! Bu şehrin şampiyonluk hayali manşetlerle başlamadı ki manşetlerle bitsin.
TRABZON BEYEFENDİSİNİN ŞİİRİNDE SAKLI BİR HAYAT
Burhan Genç… Şiiri yalnızca okumayı değil, kelimelere ruh vererek gönül dünyasını anlatmayı da seven bir Trabzon beyefendisi… Gençlik yıllarında çok yürüyen, hayatın içinde nice yollar aşındıran Burhan abimizi yakından tanıdıkça insan, onun içinde saklı ne cevherler, ne birikimler olduğunu daha iyi anlıyor. Sakin duruşunun ardında güçlü bir gözlem yeteneği, kelimelerin ardında ise derin bir gönül dünyası var. Şiir okumayı da yazmayı da seven Burhan Genç, yaşadıklarını, gördüklerini ve hissettiklerini mısralara dökerek adeta hayata başka bir pencereden bakmamızı sağlıyor.
Trabzon'un fındık ticaretinde önemli bir yere sahip olan, ilk fındık fabrikasını modern bir anlayışla kuran rahmetli eniştesi Kenan Oltan'ın da şiire ve yazıya olan yatkınlığını düşündüğümüzde, bu edebiyat sevgisinin aileden gelen bir kültürün izlerini taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Burhan Genç'in kaleme aldığı “Sabahçı Kahvesi” adlı şiir ise sıradan bir kahvehaneyi anlatmanın çok ötesinde… Dört duvar arasına sığdırılmış koca bir hayatın, insanların içine attığı dertlerin, geçim mücadelesinin ve yalnızlığın hikâyesi…
Bir fincan kahvenin eşlik ettiği uzun sabahlarda, kimi zaman bir insanın bütün hayatı gizlidir. Kimi ekmeğinin derdindedir, kimi geçmişinin yükünü taşır, kimi de kimseye anlatamadığı kırgınlıklarıyla baş başadır. Sabahçı kahvesi, işte bu insanların ortak adresidir. Şiirin her mısrasında biraz hayat, biraz hüzün, biraz kırgınlık ve insanın kendi içine döndüğü o derin sessizlik var. Özellikle şu dizeler, insanın yüreğinde ayrı bir iz bırakıyor:
Sabahçı kahvesi olmuş mekânım
Bir fincan kahvedir benim sultanım
Gelen merhaba der
Giden eyvallah
Bitmiyor gönülde ahu figanım
Etrafta hep aşina dostlar
Alaca karanlıkta mahmur olmuşlar
Hepsine dert olmuş geçim kaygusu
Hepsinde hayata karşı küskünlük var
Gittikçe yükselen bir ezan sesi
Yırtıldı karanlığın esrar perdesi
Etraftan çekildi dostlar, yapayalnızım
Gönlümde bir hüzün, sabahçı kahvesi…
Özellikle ezan sesinin yükselmesiyle karanlığın dağılması, kahvehanedeki insanların birer birer ayrılması ve geride kalan kişinin yalnızlığıyla baş başa kalması, şiirin en etkileyici bölümlerinden biri. Çünkü bazen kalabalıkların içinde bile insan yapayalnızdır. Dostlar gelir, sohbetler edilir, kahveler içilir ama herkesin içinde kendine sakladığı bir hikâye vardır. Burhan Genç, “Sabahçı Kahvesi” ile sadece bir mekânı değil, toplumun farklı kesimlerinden insanların ortak kaderini anlatıyor. Geçim kaygısını, hayata karşı küskünlüğü, dostluğu ve yalnızlığı birkaç mısraya sığdırıyor. Okuyan herkesin kendinden bir parça bulabileceği bu şiir, kelimelerin gücünü bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü bazen bir şiir, sayfalar dolusu yazının anlatamadığını birkaç mısrayla anlatır. Bazen bir fincan kahve, koca bir ömrün tanığı olur. Bazen de bir şair, hiç tanımadığı insanların yüreğinden geçenleri kendi kelimeleriyle dile getirir. Burhan Genç'in şiiri de tam olarak böyle… Kalemine, yüreğine sağlık Burhan abi. Şiirin bol, gönlün huzurlu, kelimelerin daim olsun.