Trabzonspor, Avrupa Konferans Ligi'nin geçen sezonki finalistlerinden Freiburg karşısında kendi sahasında istediğini alamadı. Güçlü rakibine 3 puan bıraktı. Ancak bu mağlubiyetin içinde, üzerinde durulması gereken başka bir hikâye vardı: Mücadele eden, oyunun içinde kalan ama son vuruşta eksik kalan bir Trabzonspor...

Maça iyi başlayamayan bordo-mavililer, 14. dakikada kalesinde gördüğü golle sarsıldı. Fakat o golün ardından silkelendi, kendine geldi. Oyunun dengesini kurdu, rakip kaleye gitmeye başladı. Freiburg'un tecrübesi ve kalitesi karşısında geri adım atmak yerine mücadeleyi seçti.

İlk yarıda Salah'ın ceza sahasında yakaladığı yüzde yüzlük fırsat vardı. Tribünlerin ayağa kalktığı, gol diye nefeslerin tutulduğu o pozisyonda topu üstten dışarı gönderdi. İşte Avrupa maçlarında bazen bütün hesapları tek bir dokunuş bozar. Salah'ın kaçırdığı o fırsat da Trabzonspor adına ilk yarının en büyük kırılma anıydı.

Thomas Reis'in lig maçlarına kıyasla ilk 11'de yaptığı değişiklikler de dikkat çekiciydi. Elbette karşınızda Avrupa tecrübesi olan güçlü bir rakip varsa rotasyonun sınırları vardır. Ancak futbolun değişmeyen bir gerçeği bulunuyor: Birlikte oynama alışkanlığı, uyum ve birbirini tanıma, başarıya giden yolun en önemli taşlarıdır. Takım olabilmek, yalnızca aynı formayı giymekle değil, aynı oyuna inanmakla mümkündür.

İkinci yarıda Trabzonspor'un sahadaki ağırlığı çok daha belirgin hâle geldi. Daha özgüvenli, daha istekli ve daha cesur bir takım vardı. Golü arayan, rakip savunmayı zorlayan yine bordo-mavililerdi. Salah bir kez daha önemli bir fırsat yakaladı ama bu kez de topu ağlarla buluşturamadı.

Salah ile Muçi arasındaki paslaşmalar zaman zaman umut verdi. Ancak o güzel düşüncelerin son hamlesi bir türlü gelmedi. Futbolda güzel paslaşmak yetmez; o paslaşmayı tabelaya yazdıracak son dokunuşu da yapmak gerekir.

Trabzonspor'un Freiburg karşısındaki en büyük eksiği buydu: Mücadele vardı, arzu vardı, oyuna ortak olma iradesi vardı ama gol yoktu.

Avrupa futbolu hatayı affetmez. Hele karşınızda Freiburg gibi güçlü bir takım varsa yakaladığınız fırsatları harcamaya hakkınız yoktur. Rakip bir kez gelir, golünü atar; siz defalarca gelirsiniz ama tabelayı değiştiremezseniz sahadan boynu bükük ayrılırsınız.

Bu mağlubiyet dünyanın sonu değil. Fakat Trabzonspor'un çıkarması gereken önemli dersler var. Birlikte oynama alışkanlığı geliştirilmeli, hücumdaki uyum güçlendirilmeli ve yakalanan fırsatlar mutlaka gole çevrilmeli.

Avrupa yürüyüşünde yalnızca mücadele etmek yetmez; mücadeleyi sonuca dönüştürmek gerekir.

Trabzonspor'un Avrupa hayali bitmedi. Ama Avrupa'da hayal kuranların, önce sahada hesap kapatmayı öğrenmesi gerekiyor