Bu defa rotam Tayland Phuket adası. Ana baba günü gibi olan Maldiv Havaalanından 10 saatlik gece uçuşuyla önce Singapur’a, orada1 saatlik bekleyişle Phuket’e uçuyoruz. Bu uçuşumuzda yaklaşık 2 saat kadar sürüyor. Pasaport kuyruğundaki polis Türkiye’den geldiğimiz görünce başka bir bankoya yönlendiriyor bizi. İğneden ipliğe bilgilerimizi inceliyorlar. Sebep mi? Tabi ki de terör! Anlıyorum ki ülke vatandaşlarım ve ben birer terörist adayıyız. Kızıma eğilerek sessizce ” eğer bir sonra ki gideceğimiz ülkede de terörist imasını duyarsam yeminle üstüme bomba bağlayıp o havaalanını havaya uçuracağım!” diyorum. Gülüyor sözlerime. Özerklik istiyoruz, özgürlük istiyoruz diye diye ülkemi mayın tarlasına çeviren zihniyetlerin bütün özgürlüğümüzü elimizden almaları berbat bir duygu!

Neyse ki sorunsuz geçiyoruz taramaları. Bizi kapıda tatil programımızı düzenleyen Travel Servis’in Sahibesi sevgili Şermin Akdoğan’ın yönlendirdiği şoförümüz karşılıyor. Daha önceki seyahatlerimi kalabalık insanların katılımıyla gerçekleştirdiğim turlarla yaptığım için münferit turdan çekinmiştim açıkçası. Fakat tüm önyargım değişti. Gezmeyi seven herkese tavsiye ediyorum. Bir daha asla başkalarının olduğu turlara katılmam. Birilerine ayak uydurarak gezmek korkunç yorucuymuş meğer. Münferit turlarda sizi kapıda karşılayıp sizin istediğiniz saatlerde gezdiriyorlar. Birilerine ayak uydurmak zorunluluğunuz olmadığı için telaş etmiyorsunuz. Dolayısıyla yorulmuyorsunuz. Bu konuda kesinlikle Taksimde yeri bulunan Travel Servis Acentasını tavsiye ederim.(İnternetten numaralarına ulaşabilirsiniz)

Havaalanından çıktığımız an bunaltıcı nem yüzümüze vuruyor. Klimalı aracımıza kendimizi zor atıyoruz. Araçta wife olması bizi çok mutlu ediyor. Derhal naklen yayına geçiyoruz Türkiye’deki sevdiklerimizle. Bu müthiş bir duygu. Adayı onlara da izlettiriyoruz. İlk gözüme çarpan elektrik telleri oluyor. O kadar fazlalar ki önünden geçtiğiniz binayı bile zor görüyorsunuz. Binalar deprem bölgesi olduğu için genelde 2-3 katlı. Her yer Budha heykelleri ve minik dua evleriyle dolu. Balkonlar, bahçeler… Dua evlerinin sunak bölümünde Budha’ya sunulmak üzere yiyecek ve içecekler var. Bu arada neredeyse 10 evin altısının bahçesinde ev sahipleri bir şeyler satıyor. Tezgâhlarda garip yiyecekler ve meyveler mevcut. Yaşlı başlı teyzeler-amcalar oturdukları sallanan koltuklarında bir yandan bunaltıcı sıcaktan korunup bir yandan da satış yapıyor. Her şey tam da Tayland filmlerinde ki gibi. Ada yemyeşil. Yaklaşık 1 saatlik kara yolculuğumuzdan sonra otelimize varıyoruz. Otel tatil köyü gibi çok büyük ama yorgunluktan ne yazık ki tamamını gezemiyoruz. Her yanımız çekik gözlü insanlarla dolu. Çinli ağırlıkta. Japon da çok var. Fakat giyim zevkleri berbat ötesi! Nerden bulmuşlar bu zevksiz kıyafetleri aklımız almıyor? Otelde ki Moda dergilerini karıştırıyoruz anlıyoruz ki buraların modası böyle ucube!

Phuket’i Phuket yapan ünlü Phi Phi adası ilk durağımız. Sürat motorlarıyla vardığımız bu minik ada da Leonardo Die Caprio’nun ünlü Beach filmi çekilmiş. Gitmemek olmaz tabi. O kadar kalabalık ki, bütün tekneler randevu sistemiyle adaya çıkıyor. Adeta insan seli! .  Deniz ve kumsal muhteşem. Yüzsem mi fotoğraf mı çeksem bilemedim. Manzara harika.

Tadına doyamadan bir başka ada olan Ko Phi Phi Don adasına geçiyoruz. Aslında denizin üzerinde her yer irili ufaklı adalarla dolu. Hangi birisine bakacağını şaşırıyor insan. Bir sonra ki gün bu defa ünlü James Boond adasına geçiyoruz. Avuç içi kadar adada denizin ortasında kalan kaya parçasını görmek için gelen turist izdihamını görmek beni çok üzüyor. Herkes gibi biz de o kayanın fotoğrafını çekmek için kıyasıya mücadele ediyoruz. Çünkü bildiğiniz fotoğraf kuyruğu hâkim adada. Bir yana kurulan minik tezgâhlardan inci alıyorum kendime. Sanırım bu bende bir hastalık oldu. Her gittiğim ülkeden aldığım yedi nesil toruna yetecek kadar bir dolu incim var artık. Sizde giderseniz ve meşhur olan incilerden almak isterseniz mutlaka pazarlık edin. 

Tayland hükümeti akıllıca bir hamle yaparak bu filmleri bu adalarda çektirerek korkunç bir turist kaynağı yaratmış. Ülkemizde çekilen James Boond filmi geliyor aklıma. O film de İstanbul’da çekilmişti ama tüm kareler berbattı. İstanbul değil de sanki ilkel bir Ortadoğu ülkesi gibiydi görüntüler. Kim gelir o ilkel sahnelere? Ben gider miyim?

Akşam Phuket’te ünlü bir salonda ayak masajı yaptırtıyoruz. Nasıl da iyi geliyor bize. Melisa da bende keyiften dört köşe olmuş durumdayız. Bu arada dükkânlara girerken ayakkabılarınızı çıkartıp öyle giriyorsunuz. Çok titizlermiş gibi. Değiller tabiî ki. Etrafta bolca kedi görüyorum. Neyse ki kedileri kesip yemiyorlarmış. Rahatlıyorum…

Anlatacak çok şey var ama yerim dar hesabı kesmek zorundayım. Muhteşem birkaç günden sonra bu defa rotamız Singapur… Haftaya…
(İnci’den Not: Yazmazsam çatlarım! Göğsünü gere gere “ Yerel medyayı okumuyorum! ”demişti. Bende sormuştum hayırdır neyi okuyorsunuz Sayın Vali? The Newyork Times? Gitmiş! Gözün aydın Trabzon!)