Zamanın akışı, nöroplastisitenin gücü ve henüz tanışmadığınız kendiniz üzerine bir değerlendirme...
Zaman, fark ettirmeden ama durmaksızın işleyen bir mekanizma gibidir. Her an, hayatımızda görünmez bir anahtarı çevirir. Kimileri için bu anahtar dönüşü, belirsizliğin getirdiği bir ürkeklik yaratsa da hakikat şudur: Değişim, yaşamın en temel doğasıdır ve umut edebilmemizin tek sebebidir.Gündelik hayatın karmaşasında ya da zorlu bir dönemin ortasındayken sanki hissettiğimiz acı, çaresizlik veya durgunluk sonsuza dek sürecekmiş gibi gelir. Oysa ne duygularımız sabittir ne de zihnimiz. İnsan psikolojisi ve beden biyolojisi, durmaksızın yenilenmek ve uyum sağlamak üzere tasarlanmıştır.

Modern nörobilimin bize sunduğu en umut verici keşiflerden biri nöroplastisite kavramıdır. Beynimiz, sabit ve değiştirilemez bir yapı değildir. Yaşadığımız tecrübelere, öğrendiğimiz bilgilere ve hatta bakış açımızı değiştirme çabamıza göre hücresel düzeyde yeniden şekillenir; yeni nöral ağlar inşa eder.
Bu şu anlama gelir: Bugün dönüp baktığınızda, 10 yıl önceki kişiyle aynı insan değilsiniz. İçinden geçtiğiniz
her sınav, edindiğiniz her deneyim zihninizi ve ruhunuzu yeniden yapılandırdı. Tam da bu yüzden, zihnimizi zorlayan günlerden geçerken hiçbir şeyin sonsuza kadar aynı kalmayacağını, bakış açımızın ve hislerimizin zamanla evrileceğini hatırlamak bize büyük bir alan açar.
"Kötü şeyler hissettiğimizde ya da deneyimlediğimizde, hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini hatırlamak işimize yarar. Bakış açıları değişir, kendimizin farklı versiyonlarına dönüşürüz."
ZOR ZAMANLARDA KIMIN İÇİN AYAKTA KALMALI?
Psikoloji pratiklerinde ve hayatın içinde insanların zihnini en çok zorlayan sorulardan biri şudur: "Çevremde tutunacak kimsem kalmadığında, başkaları için nasıl hayatta kalabilir, nasıl güçlü durabilirim?"
Bu hayati sorunun cevabı, odağımızı dışarıdan alıp kendi içsel yolculuğumuza çevirmekte yatar: Kendi farklı ve güçlü versiyonlarınız için hayatta kalmalısınız.
Gelecekteki "Sen" İçin Bir Şans
Yarın karşınıza çıkacak yeni insanlar, kuracağınız taze bağlar elbette kıymetlidir. Ancak en büyük sorumluluğunuz;
yaşadığınız tüm zorlukları aşıp olgunlaşacak, güçlenecek ve dönüşecek olan gelecekteki "kendinize" karşıdır. Bugün
pes etmemek, henüz tanışmadığınız o dönüşmüş versiyonunuza verdiğiniz en büyük sözdür.

UMUT, DEĞİŞİMİ KABUL ETMEKLE BAŞLAR
Değişimden korkmak yerine onun iyileştirici gücüne güvenmek, psikolojik dayanıklılığın (resilience) ana taşıdır. Bugün yaşadığınız durağanlık ya da karanlık, hayat hikâyenizin sadece bir sonrakine geçmeye hazırlanan bir bölümüdür. Zaman aktıkça, beyniniz şekillendikçe ve siz yaşamı deneyimledikçe, kendinizin en
dönüştürücü versiyonuna doğru yürümeye devam edeceksiniz.
Vadinin Ortasından Zirveyi Görememek Ruh Sağlığında İlerlemeye Devam Etmek
Hayatın dik inişleri, en net manzaranın gizlendiği dip noktalar ve adımların iyileştirici gücü...

İnsan ruhunu anlatırken coğrafi benzetmelerden yararlanmak tesadüf değildir. Hayatı düz bir hat sanırız;oysa ruh sağlığımızın seyri dağlar, tepeler, dik yokuşlar ve derin vadilerle doludur. Bazen bir dağın
zirvesine çıkıp etrafı berraklıkla seyrederiz, bazen de kendimizi ansızın sarp bir dikliğin dibinde, karanlık bir vadinin ortasında buluruz. Hayatta dik inişlerin ve zorlu tırmanışların olması son derece doğaldır. Asıl mesele, o dip noktaya indiğimizdezihnimizin bize oynadığı illüzyondur.
VADİNİN ORTASINDAKİ KÖR NOKTA
Bir vadinin en tabanındayken başınızı kaldırıp etrafa baktığınızda ne görürsünüz? Yüksek kayalıklar, gölgeler ve ufkun kapandığı kısıtlı bir alan... Vadinin ortasındayken, dağın sunduğu o geniş ve net manzarayı görmek imkânsızdır.
Psikolojik olarak dipte hissettiğimiz anlar da tıpkı böyledir. Çaresizlik, yoğun kaygı veya tükenmişlik hissi
içinde olduğumuzda zihnimiz bize "Dünya sadece bu karanlıktan ibaret, başka bir ihtimal yok" dedirtir. Oysa
unutmamak gerekir. En net manzaranın vadinin ortasından görünmediği gerçeği, manzaranın yok olduğu anlamına gelmez. Sadece bulunduğunuz konum, görüş açınızı geçici olarak kısıtlamıştır.

"Hayatta da dik inişler ve zorlu çıkışlar olduğu aşikâr. Fakat en net manzaranın vadinin ortasından
görünmediğini unutmamak da çok mühim. Yeniden yükselebilmek için kimi zaman tek yapmanız gereken
ilerlemeye devam etmektir."
Peki, bir vadinin ortasındayken, ufku göremezken ne yapmalı? İnsan doğası gereği emin olmadığı yere adım atmak istemez, netliği arar. Ancak ruhsal iyileşme sürecinde sıralama çoğu zaman tersinedir: Önce netliği görüp sonra yürümeyiz; yürüdükçe netlik kazanırız.
Yeniden tırmanışa geçebilmek ve manzarayı tekrar kucaklayabilmek için büyük sıçramalara ihtiyacınız yok. Kimi zaman tek yapmanız gereken, ne kadar küçük veya yavaş olursa olsun, adımlamaya ve ilerlemeye devam etmektir.
Durmak zihni kuruntulara hapsederken; küçük bir adım, vücuda ve zihne "devam ediyoruz" mesajı verir.
Zor günlerden geçerken kendinize yüklenmeyin. Vadiden çıkış tek bir hamlede gerçekleşmez. Her adımınızda açı azıcık değişir, her adımda biraz daha ışık girer içeriye. Görüşünüz kapalı olsa bile adımlarınıza güvenin.İlerlemeye devam ettiğiniz sürece o zirveye ve berrak manzaraya yeniden kavuşacaksınız.
Randevu ve iletişim için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz. Daha kapsamlı çalışmalarıma @psikologmerveak adresinden ulaşabilirsiniz.
Sinir Sistemini Rahatlatan Şarkılar – Çalma Listesi

1. O-o-h Child – The Five Stairsteps
2. Here Comes the Sun – The Beatles
3. Dear Theodosia – Hamilton film müziği
4. Don’t Worry Baby – The Beach Boys
5. Somewhere Over the Rainbow – Judy Garland
6. A Change Is Gonna Come – Sam Cooke
7. The People – Common ft. Dwele
8. The Boys of Summer – Don Henley
9. California – Joni Mitchell
10. Secret Garden – Bruce Springsteen
11. Sayfa:
12. You Make It Easy – Air
13. These Dreams – Heart
14. True Faith – New Order
15. If You Leave – OMD
16. Ivy – Frank Ocean
17. Swim Good – Frank Ocean
18. Steppin’ Out – Joe Jackson
19. Fındıkkıran’dan “Pas de deux” – Tchaikovsky (tabii ki şarkı değil ama beni her seferinde müthiş rahatlatan, hem hüzünlü hem tatlı bir eserdir)
20. If I Could Change Your Mind – HAIM
21. Space Cowboy – Kacey Musgraves
22. Hounds of Love – Kate Bush’un söylediği haliyle de olur, Futureheads yorumuyla da
23. Enjoy the Silence – Depeche Mode
24. I Won’t Let You Down – Ph.D.
25. Just Like Heaven – The Cure
26. Promised Land – Joe Smooth
Ölçülebilenlerin Ötesinde Biz Cümledeki Özneyiz
Modern çağ, her şeyi ölçmeye ve sayısallaştırmaya bayılır. Banka hesabımızdaki bakiyeden sosyal medyadaki takipçi sayımıza, tartıdaki rakamdan unvanlarımıza kadar her şey birer "skor" gibi önümüze konur. Çoğu zaman başkalarının ve hatta kendi zihnimizin bizi bu yüzeysel ölçütlerle tarttığını hissederiz.
Peki, bir insan gerçekten tartının üzerindeki sayıdan, kartvisitteki unvandan veya bir ayda elde ettiği başarılardan mı ibarettir?
Etiketlerin ve Skorların İllüzyonu

Psikolojide insanın kendi değerini tamamen dışsal başarılara veya dış görünüşe bağlamasına "koşullu kendilik değeri" diyoruz. Ancak bu, binayı pamuk ipliğine bağlamak gibidir.
Tartıdaki rakam değiştiğinde veya sosyal medyada beğeniler düştüğünde kendimizi yetersiz hissediyorsak,
İş yerindeki tek bir başarısızlıkta tüm kimliğimizin çöktüğünü sanıyorsak,
O an yaşadığımız yoğun bir öfke, kaygı veya hüzün yüzünden kendimizi "zayıf" biri olarak tanımlıyorsak,
büyük bir illüzyonun içindeyiz demektir.

İşin aslı şudur: İnsan, başarılarının veya başarısızlıklarının toplamından her zaman daha büyüktür.
Kısıtlı Bir Duygu Değil, Duyguları Taşıyan Bir Kap
Bir an için çok öfkeli veya çaresiz hissettiğinizi düşünün. O an zihniniz size "Sen çaresiz birisin" der. Oysa bir bardak su, içine konan renklendiriciyle değişse de bardak bardağın kendisidir; renklendirici değildir.
Bizler de tek bir anda hissettiğimiz kısıtlı duygulardan ibaret değiliz. Biz, o duyguların gelip geçmesine izin veren, bütün duyguları kapsayabilecek genişlikteki kabın kendisiyiz. Hüzün de geçer, coşku da; başarısızlık hissi de geçer, gurur da... Ama onları deneyimleyen "benlik" hep orada kalır.
Cümledeki Özneyiz
Hayatı bir cümleye benzetecek olursak; diplomalarımız, unvanlarımız, kilomuz veya kazancımız o cümlenin sadece sıfatları veya nesneleridir. Oysa biz, cümlenin öznesiyiz.
Tüm bu sıfatlar, etiketler, başarılar ve başarısızlıklar hayatımızdan çekip çıkarıldığında geriye değersiz bir hiçlik kalmaz; aksine, insan olmanın o katıksız, sonsuz potansiyeli kalır.
Bugün kendinizi bir rakamla, bir kıyaslamayla veya bir anlık başarısızlıkla yargılarken bulursanız durun ve şunu hatırlayın: Ölçülebilen her şey geçicidir. Siz ise tüm bunların ötesinde; yaşayan, hisseden ve her an yeniden biçimlenen yaşamın kendisiniz.
Randevu ve iletişim için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz. Daha kapsamlı çalışmalarıma @psikologmerveak adresinden ulaşabilirsiniz.
Toksik Pozitiflik
Günümüzde sosyal medyanın ve popüler kişisel gelişim akımlarının pompalamasıyla yepyeni bir psikolojik baskı türüyle karşı karşıyayız: Sürekli mutlu, enerjik ve pozitif olma zorunluluğu. Hayatın her anında "Gülümse", "Sadece iyi enerjiler", "Her şeyde bir hayır vardır" gibi sloganlarla karşılaşmak ilk bakışta motive edici görünse de, klinik psikolojide biz bu duruma "Toksik Pozitiflik" (Zehirli İyimserlik) adını veriyoruz.

Toksik pozitiflik, insanın en doğal ve insani duyguları olan üzüntü, öfke, yas, hayal kırıklığı veya kaygıyı reddetmesi, yok sayması ve sahte bir iyimserlik maskesiyle bu duyguları bastırmasıdır. İnsan, geniş bir duygu yelpazesine sahip kompleks bir varlıktır. Bir kayıp, başarısızlık ya da travma yaşandığında zihnin ve bedenin o acıyı işlemesi, yasını tutması gerekir. Ancak toksik pozitiflik, kişiye "üzüldüğü veya kaygılandığı için" kendini suçlu hissettirir. "Neden üzülüyorsun, senden daha kötü durumda olanlar var" ya da "Ağlayarak enerjini düşürme" gibi cümleler, kişinin kendi gerçekliğini ve acısını değersizleştirmesine, kendini anlaşılmamış ve yapayalnız hissetmesine neden olur.
Duyguları halı altına süpürmek onların yok olmasını sağlamaz. Aksine, bastırılan, yaşanmasına izin verilmeyen her negatif duygu bedende birikir ve zamanla psikosomatik ağrılar (mide, baş ağrıları), panik ataklar veya tükenmişlik sendromu olarak çok daha şiddetli bir şekilde yüzeye çıkar.

Sağlıklı bir psikolojik yapı, her koşulda gülücükler saçmak ve Pollyannacılık oynamak demek değildir. Gerçek psikolojik sağlamlık, acıyı inkar etmek değil; acıyla, hüzünle ve öfkeyle cesurca yüzleşip, bu duygulara şefkatle alan açabilmektir. Kendimize ve sevdiklerimize verebileceğimiz en büyük destek, gerçekçi olmayan bir "İyi düşün, iyi olsun" tesellisi yerine; "Şu an acı çekiyorsun, çok zor bir dönemden geçiyorsun ve ben seni anlıyorum, yanındayım" diyebilmektir. Unutulmamalıdır ki, iyileşme ancak yaranın varlığını kabul ettiğimizde başlar ve bazen sadece "iyi olmamak da tamamen normaldir".
Randevu ve iletişim için [email protected] adresinden ulaşabilirsiniz. Daha kapsamlı çalışmalarıma @psikologmerveak adresinden ulaşabilirsiniz.