İnsanın en eski yanılgılarından biri, kendisini ölçü kabul etmesidir. Benim düşündüğüm doğruysa seninki yanlıştır. Benim inandığım hakikatse seninki batıldır. Benim yaşam biçimim makbulse seninki kusurludur. Benim sevdiğimi sevmiyor, benim kızdığıma kızmıyor, dünyaya benim baktığım pencereden bakmıyorsan sende mutlaka bir problem vardır…
İşte insanın insana kurduğu en tehlikeli cümle: “Benim gibi değilsin.”.....
Şöyle bir baktığımızda bu cümlenin kendi başına hiçbir kötülüğü yoktur. Çünkü zaten benim gibi değilsin. Olmamalısın da. Parmak izlerimiz nasıl birbirinden farklıysa aklımız, mizacımız, hayat tecrübelerimiz, korkularımız, umutlarımız ve dünyayı algılayışımız da birbirinden farklıdır.
Fakat tehlike, “Benim gibi değilsin.” cümlesinden sonra ne söylediğimizde gizlidir.
“Benim gibi değilsin ama seni anlamaya çalışırım.” diyorsak problem yok…
“Benim gibi değilsin, o hâlde senden hoşlanmıyorum.” dediğimizde duvarlar yükselir.
“Benim gibi değilsin, o hâlde sen değersizsin.” dediğimizde kibir başlar.
Amaaaaaa
“Benim gibi değilsin, o hâlde var olmamalısın.” dediğimiz anda mesele artık fikir ayrılığı olmaktan çıkar.
İşte insanlık tarihi bu son cümlenin açtığı yaraların tarihidir…
Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu'nun bir sözü dikkatimi çekti:
“Kendisinden olmayan, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi fikretmeyen, kendisi gibi yaşamayanı dışlama, yok sayma, hatta bir tık yukarı çıkıp yok etme fikrinin insanlık tarihindeki adı faşizmdir.”
Sözün devamında İblis üzerinden çok çarpıcı bir benzetme yapılıyor.
İşte meselenin özünde kibir var.
İblis'in Hz. Âdem karşısındaki tavrını düşünelim. İtirazının temelinde ne vardı?
“Ben ondan üstünüm.”
Belki insanlık tarihindeki bütün ayrımcılıkların, bütün ötekileştirmelerin ve bütün üstünlük iddialarının ortak cümlesi de budur:”Ben senden üstünüm.”
Bazen bunu ırk üzerinden söyledik,
Bazen servet üzerinden,
Bazen makam üzerinden,
Bazen eğitim üzerinden,
Bazen siyasi düşünce üzerinden,
Bazen de mezhep, meşrep, hayat tarzı üzerinden. Hatta bazen tuttuğumuz takım üzerinden bile birbirimizi aşağılamaktan çekinmedik…
Kılıflar değişti fakat hastalık değişmedi:
Kendimizi merkeze koyduk.
Dünyayı kendi cetvelimizle ölçmeye başladık.
Cetvele uyanları “bizden”, uymayanları “öteki” ilan ettik.
Hiçbir toplum bir sabah uyanıp birbirinden nefret etmeye başlamaz.
Nefretin küçük basamakları vardır.
Önce küçümseriz,
Sonra alay ederiz,
Sonra etiketleriz,
Sonra dışlarız,
Sonra onun hakkında söylenen ağır sözleri normal karşılamaya başlarız…
Ve bir süre sonra başına gelen haksızlığa sessiz kalırız.
Çünkü zihnimizde çoktan şu düşünce oluşmuştur:
“Zaten bizden değil.”
İşte en tehlikeli eşik budur.
Çünkü adaletin önüne aidiyet geçtiğinde insan vicdanını kaybetmeye başlar.
Bir insana yapılan haksızlığa, yalnızca bize yakın olup olmadığına bakarak tepki veriyorsak adaleti değil, kendi mahallemizi savunuyoruz demektir.
Oysa adaletin en zor sınavı, sevmediğimiz bir insanın hakkını savunabilmektir.
Kendimize yakın olanın hakkını savunmak kolaydır.Asıl mesele, hiç benzemediğimiz bir insanın uğradığı haksızlık karşısında:
“Ben onun gibi düşünmüyorum ama ona yapılan yanlıştır.”diyebilmektir.
İnsanlık budur…
Bugün bunun en görünür hâlini sosyal medyada yaşıyoruz.
Bir insan bir cümle yazıyor.
Dakikalar içerisinde hakkında hüküm veriliyor.
“Cahil.”
“Gerici.”
“Yobaz.”
“Vatan haini.”
“Çağ dışı.”
“Şucu.”
“Bucu.”
Kimse “Acaba ne demek istedi?” diye sormuyor.
Çünkü anlamaya çalışmak zahmetlidir; etiketlemek kolaydır.Bir insanı tanımak zaman ister, onu bir kelimenin içine hapsetmek birkaç saniye.Üstelik artık tartışmayı da bilmiyoruz.
Bir düşünceye karşı başka bir düşünce ortaya koymak yerine, düşüncenin sahibini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.
Fikri çürütemiyorsak insanı itibarsızlaştırıyoruz.
Cevap veremiyorsak hakaret ediyoruz.
Dinlemek yerine susturuyoruz.
Ve bütün bunları yaparken kendimizi özgürlükten, demokrasiden, hoşgörüden yana zannedebiliyoruz.
İşin ironik tarafı da bu…
Hoşgörüyü yalnızca bizim gibi düşünenlere gösteriyorsak bunun adı zaten hoşgörü değildir.
Bir toplumun gücü herkesin aynı şeyi düşünmesinde değildir.Tam tersine, farklı insanların birbirlerini yok etmeye çalışmadan aynı masada oturabilmesindedir.
Demokrasi de biraz budur.
Sen konuşacaksın.
Ben konuşacağım.
Sen benim fikrimi beğenmeyeceksin.
Ben seninkini eleştireceğim.
Belki tartışacağız.
Belki birbirimizi hiç ikna edemeyeceğiz.
Sonra kalkıp aynı kapıdan çıkacağız.
Çünkü fikirlerimizin farklı olması, birbirimizin düşmanı olmamızı gerektirmez.
Ne gariptir ki bugün birçok insan “farklılıklara saygı” konusunda uzun nutuklar atıyor fakat karşısına gerçekten farklı biri çıktığında bütün hoşgörüsü birkaç dakika içinde tükeniyor.
Demek ki farklılığı sevmek başka, farklı olana tahammül etmek başka.
Çiçeklerin farklı renklerde olmasını seviyoruz ama insanların farklı fikirlerde olmasına aynı kolaylıkla katlanamıyoruz.
Karşımızdaki insanın düşüncesini kabul etmek zorunda değiliz.
Onu sevmek zorunda da değiliz.
Her fikre saygı göstermek zorunda olduğumuz da söylenemez; çünkü bazı fikirler eleştirilmeyi fazlasıyla hak eder.
Fakat insanın var olma hakkına, onuruna ve hukukuna saygı göstermek zorundayız.
Fikirle mücadele edilebilir
Fikir eleştirilebilir,
Fikir çürütülebilir,
Amasaa insan düşmanlaştırılmaz.
Çünkü bugün “öteki” ilan ettiğimiz insanın başına gelen haksızlığa sessiz kalırsak, yarın bir başkasının ötekisi olduğumuzda sesimizi duyuracak kimseyi bulamayabiliriz.
Dünya zaten yeterince büyük acılar yaşadı.
Irkından dolayı öldürülenleri gördü.
İnancından dolayı sürülenleri gördü.
Fikrinden dolayı hapsedilenleri gördü.
Dilinden, renginden, kimliğinden dolayı aşağılananları gördü.
Bütün bunların başlangıcında çoğu zaman küçücük görünen aynı zehir vardı:
“O bizden değil.”
Belki insanlığı kurtaracak cümle de bunun tam karşısında duruyor:
“Benden değil ama benim gibi insan.”
Benim gibi düşünmüyor ama insan.
Benim gibi yaşamıyor ama insan.
Benim inancıma sahip değil ama insan.
Benim dünyama ait değil ama insan.
Benim sevdiğimi sevmiyor ama insan.
Ve yalnızca insan olması bile onurunun korunması için yeterlidir.
Çünkü insanlığın büyüklüğü, kendisine benzeyenleri ne kadar sevdiğiyle değil; kendisine benzemeyenlere nasıl davrandığıyla ölçülür.
Evet,herkes bizim gibi olmak zorunda değil.Daha önemlisi…
Bizim gibi olmayan hiç kimse, bu yüzden daha az insan değildir….