Türk futbolunda yine bildik senaryo oynanıyor.

Birileri konuşuyor, birileri suçluyor, birileri manşet atıyor, birileri de “istifa” diye bağırıyor.

Ve bütün bunların ortasında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu hedef tahtasına oturtuluyor.

İyi de neden?

Asıl sorulması gereken soru bu.

İbrahim Hacıosmanoğlu gerçekten yaptığı bir yanlışın hesabını mı vermeli, yoksa Türk futbolunun yıllardır biriktirdiği bütün sorunların faturası onun önüne mi konuluyor?

Çünkü bugün yaşanan tartışmanın sadece İbrahim Hacıosmanoğlu meselesi değildir.

MHK soruşturması var.

Hakemlerle ilgili iddialar var.

Bahis soruşturmaları var.

Futbolun içinde yıllardır konuşulan ama bir türlü kökünden çözülemeyen ilişkiler ağı yok mu. 1995-2005 ve 2011’de şike olayları tavan yaparken, Trabzonspor’un şampiyonluğu çalınırken İbrahim Hacıosmanoğlu’muydu TFF’nin başında.

Ama şimdi TFF Başkanı bütün bu tartışmaların ortasında.

Üstelik Hacıosmanoğlu, 2026-2027 sezonu mesajında yasa dışı bahisle mücadele ve futbolun güvenilirliğinin korunmasını TFF'nin temel sorumlulukları arasında açıkça ifade etmemiş miydi?

Şimdi soruyorum;

Bu sorunların üzerine gidildiğinde ortaya çıkan her tartışmanın faturası neden doğrudan federasyon başkanına kesilmeye çalışılıyor?

Elbette Hacıosmanoğlu hesap vermekten muaf değildir.

Elbette TFF Başkanı da eleştirilebilir.

Elbette yapılan her işlem hukuk ve şeffaflık açısından sorgulanmalıdır.

Ama bir insanı yargılamadan önce iddialarla gerçekleri birbirinden ayırmak zorundasınız.

Son günlerde Hacıosmanoğlu ile eski MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu arasındaki bazı yazışmalar kamuoyuna yansıdı.

Bu yazışmalarda hakem görevlendirmelerine ilişkin iddialar gündeme geldi.

Bunların ne anlama geldiğini belirleyecek olan ise sosyal medya, gazete manşetleri veya taraftar tepkileri değil; yetkili makamların yapacağı inceleme ve hukuki süreçtir.

Burada çok önemli bir ayrım var.

İddia başka şeydir, suçun sabit olması başka şeydir.

Bu ayrımı yapmazsak yarın aynı haksızlık başka birimize yapıldığında itiraz etmeye hakkımız kalmaz.

Benim asıl dikkat çekmek istediğim başka bir nokta.

İbrahim Hacıosmanoğlu bir Trabzonlu.

Trabzonspor'un eski başkanı.

Trabzonspor camiasının içinden gelmiş bir isim.

Ve bugün Türkiye Futbol Federasyonu'nun başında.

Şimdi insan ister istemez düşünüyor;

Trabzon'dan çıkan bir ismin Türk futbolunun en tepesinde oturması bazı çevreleri rahatsız ediyor olmasın?

Bunu kesin bir hüküm olarak söylemiyorum, ama bu soruyu sormaktan da kimse bizi alıkoyamaz.

Çünkü Trabzonspor söz konusu olduğunda Türkiye'de yıllardır başka bir hassasiyet yaşanıyor.

Trabzonspor'un hakkını savunduğunuz zaman “taraf” oluyorsunuz, İstanbul kulüplerinden birisi konuştuğunda “hak arayışı” oluyor.

Trabzon konuştuğunda ise hemen “baskı”, “etki”, “müdahale” tartışması başlıyor.

Bu çifte standardı artık görmek gerekiyor.

Trabzonlu olmak suç değildir.

Trabzonspor geçmişine sahip olmak da suç değildir.

Hacıosmanoğlu'nun Trabzonspor geçmişi eleştirilebilir.

Ama bu geçmiş, onun TFF Başkanı olarak yaptığı her işlemi peşinen şaibeli iddiaları haksızlıktır.

Aynı şekilde Trabzonlu olması da onu dokunulmaz yapmaz, olması gereken de budur.

Ne imtiyaz ne linç

Adalet, şeffaflık, hukuk, hepsi bu kadar.

Hacıosmanoğlu'nun son açıklamalarında da istifa etmeyeceğini, Türk futbolunda yıllardır biriken sorunların tamamının kendi yönetimine yüklenemeyeceğinin de bilinmesini isteriz.

Ben bu noktada kendisine bir çağrı yapmak istiyorum.

Madem “temiz futbol” diyorsunuz, sonuna kadar gidin.

Kim varsa ortaya çıkarın.

Kim yanlış yaptıysa hesabını sorun.

Kim suçsuzsa da aklayın.

Hakemse hakem, yöneticiyse yönetici, kulüp başkanıysa kulüp başkanı, futbolcuysa futbolcu.

Kimsenin formasına, makamına, şöhretine bakmayın.

Çünkü Türk futbolunun bugün ihtiyacı olan şey yeni bir kavga değil, yeni bir temizlik anlayışıdır.

Ve bunun için de önce TFF'nin kendi içindeki bütün soru işaretlerini ortadan kaldırması gerekiyor.

Hacıosmanoğlu'na destek vermek, onun yaptığı her şeyi doğru bulmak değil elbette.

Benim söylediğim çok daha basit,

Bir insanı yıpratmak kolaydır.

Bir manşet atarsınız.

Bir iddia ortaya koyarsınız.

Sosyal medyada birkaç saat içinde milyonlarca kişiye ulaşırsınız, sonra da o insanın kendisini savunmasını beklersiniz.

Adalet böyle çalışmaz.

Önce belge, sonra inceleme, sonra savunma, sonra karar.

Sıralama budur.

Türk futbolu artık bu olgunluğa ulaşmak zorundadır.

Hacıosmanoğlu yanlış yaptıysa elbette hesabını vermelidir.

Ama yanlış yapmadığı halde sırf Trabzonlu olduğu, Trabzonspor geçmişine sahip olduğu veya bazı çevrelerle ters düştüğü için hedef haline getiriliyorsa buna da sessiz kalamayız.

Çünkü bugün Hacıosmanoğlu'na yapılacak haksızlık yarın başka bir federasyon başkanına da yapılabilir.

Bugün Trabzon'a yapılan haksızlık yarın başka bir Anadolu şehrine de yapılabilir.

Mesele sadece İbrahim Hacıosmanoğlu değildir.

Mesele, Türk futbolunda adaletin gerçekten herkese eşit uygulanıp uygulanmayacağıdır.

O yüzden benim çağrım nettir.

Hacıosmanoğlu'nu peşinen suçlamayın.

İddiaları araştırın, belgeleri ortaya koyun, soruşturmayı sonuna kadar götürün.

Suç varsa gereğini yapın, yoksa da kimseyi linç etmeyin.

Çünkü Türk futbolu artık kişilerin savaş alanı olmaktan çıkmalıdır.

Ve Trabzon'un da artık şu sözü yüksek sesle söylemesinin zamanı gelmiştir.

Biz adalet istiyoruz.

İmtiyaz istemiyoruz.

Ayrıcalık istemiyoruz.

Ama haksızlık da istemiyoruz.

İbrahim Hacıosmanoğlu'na yapılması gereken de budur.

Doğrusunu destekle, yanlışını eleştir, hesabını da sor ama Trabzonlu olduğu için de kimseyi yıpratmayın.

Çünkü futbolun gerçek kazananı bir kulüp, bir şehir veya bir başkan değil, Adalet olmalıdır.