Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerine artık sayılı günler kaldı.
Dört aday yarışacak. Kim kazanır, kim kaybeder bilemem.
Bunu sandık söyleyecek.
Ama seçimlere kısa süre kala yaşanan bazı gelişmelere bakıyorum da, açıkçası bir Trabzonlu olarak utanıyorum.
Çünkü mesele artık sadece bir seçim meselesi olmaktan çıktı.
Mesele, Trabzon'un nasıl bir şehir olduğu meselesine dönüştü.
Mevcut Başkan Erkut Çelebi hakkında açılmış ve kapanmış bir hadiseye ilişkin bazı belgelerin seçime sayılı günler kala yurt dışı numarasından bana, gazetelere, internet sitelerine ve gazetecilere servis edilmesi çok çirkin bir davranıştır.
Bana göre seçimi kazanma mücadelesinin sınırlarını aşan bir anlayışın göstergesidir.
Diğer üç başkan adayını tenzih ediyorum, onların bu işte asla hiçbir alakalarının olmadığını adım kadar biliyorum, onların yandaşlarından birilerinin yağcılık olsun diye bu yola tevessül ettiklerini düşünüyorum.
Burada çok açık söyleyeyim. Ben Erkut Çelebi'nin avukatı değilim.
Kimsenin de avukatlığını yapmıyorum.
Gazetem açısından da bugüne kadar diğer gazete ve internet sitelerine verilen desteğin dışında kendisinden bir kuruş fazla alınmış değildir.
Dolayısıyla yazdıklarımın bir kişiyi savunmakla, bir adayı desteklemekle veya bir başka adaya karşı olmakla hiçbir ilgisi yoktur.
Benim itirazım bu anlayışadır. İtirazım seçilen yöntemedir.
Trabzon insanı serttir, eyvallah.
Ama Trabzon insanı aynı zamanda merttir, delikanlıdır.
Rakibinin yüzüne bakar, sözünü yüzüne söyler.
Er meydanına çıkar, yarışır.
Kazanırsa başı dik gezer, kaybederse rakibinin elini sıkar.
Çünkü bu şehrin bir kültürü vardır.
Bir ahlakı vardır, bir raconu vardır, Trabzonlu rakibini arkadan vurmaz.
Sırtından hançerlemez, bel altından vurmayı marifet saymaz.
Şimdi soruyorum, seçime bir hafta kala, birkaç yıl önce yaşanmış ve hukuki süreci kapanmış bir hadiseyi ortalığa saçmak hangi seçim ahlakına sığar?
İfade tutanaklarında isimleri geçen insanların ailesi hiç düşünülmedi mi?
Hiç mi anne ve babaları düşünülmedi?
Hiç mi eşleri, çocukları düşünülmedi?
Bir insanı kamuoyu önünde itibarsızlaştırmanın, ailesini ve çevresini töhmet altında bırakmanın nasıl bir vicdani karşılığı olabilir?
Seçimi kazanmak için her yol mubah değildir beyler.
Bunu herkesin çok iyi anlaması gerekiyor.
Bir adayın suçu varsa; Hukuk oradadır, Savcı oradadır, Mahkeme oradadır.
Delil varsa ortaya konulur, suç sabitse cezası çekilir, kimsenin buna itirazı olmaz.
Ama hukuken takipsizlik verilmiş bir meseleyi seçimlere bir hafta kala yeniden dolaşıma sokup bir kişinin üzerine siyasi bir silah gibi doğrultmak ahlaki değildir.
Bu, seçim mücadelesi değildir, bu, itibar mücadelesini kirletmektir.
Er meydanı bellidir, o da sandıktır.
Çıkarsın meydana, projeni anlatırsın, ekonomik gücünü anlatırsın. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası'nı nereye taşıyacağını anlatırsın.
Üyeye ne vereceğini anlatırsın. Trabzon ekonomisine ne katacağını anlatırsın. Diğer rakibinden neden daha iyi olduğunu anlatırsın. Üye de kararını verir.
Kazanırsan başın dik, kaybedersen başın yine dik.
Çünkü mertçe kaybetmek, çirkin yöntemlerle kazanmaktan çok daha değerlidir.
Şimdi asıl soruyu soruyorum, bir koltuk için bunlara gerçekten değer mi?
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı, elbette önemli bir görevdir. Elbette şehrin ekonomik hayatında ağırlığı vardır. Elbette herkes o koltuğa talip olabilir.
Ama hiçbir koltuk Trabzon'un itibarından daha değerli değildir.
Hiçbir seçim sonucu insanların onurundan daha değerli değildir.
Hiçbir makam manevi değerlerimizin üzerinde değildir.
Bugün kazanırsınız, yarın o koltuktan kalkarsınız. Ama yaptıklarınız şehirde kalır. İnsanların hafızasında kalır.
Çocuklarınızın, ailenizin, dostlarınızın yüzüne bakarken taşıdığınız vicdanınızda kalır.
İşte bunun için diyorum ki, koltuk geçicidir, itibar kalıcıdır.
Makam geçicidir, karakter kalıcıdır. Seçim biter, insanın yaptığı kalır.
Trabzon'un adı kolay kazanılmadı. Bu şehir mertliğiyle, delikanlılığıyla, dayanışmasıyla, sözüne sadakatiyle anıldı.
Bizim insanımız rakibiyle kavga eder ama düşman olmaz.
Sert konuşur ama arkadan iş çevirmez.
Meydanda mücadele eder ama bel altına inmez.
Sahi ne oldu bize, biz ne ara böyle olduk!
Birkaç oy daha fazla almak için bu değerleri ayaklar altına almaya hiç kimsenin hakkı yok.
Ben adayların hiçbirinin avukatı değilim. Hiçbirinin siyasi temsilcisi de değilim. Ben sadece şunu söylüyorum;
Bu yöntem son derece çirkin ve yanlıştır.
Kim yaparsa yapsın yanlıştır. Kime karşı yapılırsa yapılsın yanlıştır.
Bugün bir başkasına yapılmasına ses çıkarmayanlar, yarın aynı yöntem kendilerine uygulandığında şikâyet etme hakkını da kaybederler.
Çünkü kötü bir yöntemi meşrulaştırırsanız, bir gün o yöntem gelip sizi de vurur.
TRABZON'UN DEĞERLERİNDEN
BÜYÜK DEĞİLİZ
Evet beyler birbirinizle yarışın.
Sonuna kadar yarışın. Ama adam gibi yarışın.
Projeyle yarışın, vizyonla yarışın, bilgiyle yarışın, Trabzon için ortaya koyacağınız hizmetlerle yarışın. Mevcut yönetimi başarısızlıkla suçlayın, yapamadı deyin, beceremediniz deyin. Vaatlerinizi yerine getiremediniz deyin. Üyenin karşısına çıkın ve ikna edin.
Ama insanların özel hayatlarını, ailelerini, kapanmış meseleleri seçim malzemesi haline getirmeyin.
Çünkü bunun sonunda kazanan sadece bir aday olmaz, Trabzon kaybeder.
Şehrin itibarı yara alır. İnsanların birbirine güveni azalır.
Ve en kötüsü, çocuklarımıza bırakacağımız o güzel Trabzon kültüründen bir parça daha eksilir.
Oysa bizim çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras makamlar değildir.
Mertliktir. Adamlıktır. Vicdandır. Ahlaktır. Onurdur.
Koltuklar değişir, başkanlar değişir, yönetimler değişir ama Trabzon'un adı kalır.
Onun için bir kez daha söylüyorum “Koltuk için her yol mubah değildir.”
Koltuk için insan harcanmaz, koltuk için aileler hedef gösterilmez.
Koltuk için Trabzon'un manevi değerleri çiğnenmez.
Ve kim kazanırsa kazansın, o koltuğa oturduğunda arkasında kirli bir seçim hikâyesi bırakmamalıdır.
Çünkü bazı koltuklar vardır, insan oturduğunda yükselmez.
Tam tersine...
Koltuk küçülür, insan küçülür, şehir küçülür.
Trabzon buna layık değil.
Yakışmıyor bize beyler.
Ayıptır, Ayıp…