Bazı fotoğraflar vardır... Tek bir kare, uzun uzun anlatılan gerçekleri birkaç saniyede gözler önüne serer. Türkiye Kupası finalinin ardından ortaya çıkan karelerden biri de tam olarak buydu.
Kaptan kupayı kaldırmaya hazırlanıyor... Futbolcular aylarca süren emeğin sonunda zaferi kutlamak istiyor... Objektiflere yansıyan görüntüye baktığınızda ise sahnenin sahiplerinin sahada oynayanlar olmadığını görüyorsunuz. Bir anda kravatlılar kupanın etrafında.
Oysa futbolun en temel kuralı çok nettir; kupayı futbolcular kazanır.
Yöneticiler yönetir... Siyasetçiler destek verir... Sponsorlar katkı sağlar... Yine de kupayı kazanan onlar değildir.
Avrupa futbolunda bu ayrım çok net çizilir.
Geçtiğimiz günlerde oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi finalinin ardından yapılan kupa töreninde sahnede yalnızca hak edenler vardı.
Kupa birkaç dakika içinde hazırlandı... Futbolcular çıktı... Madalyalar dağıtıldı... Kaptan kupayı kaldırdı.
... Ve tarih o anı kaydetti.
Kupa seramonilerinin amacı, başarıyı görünür kılmaktır. Bizde ise çoğu zaman başarı paylaşılmaz, sahiplenilmeye çalışılır.
Sorun da tam burada başlar...
****
Bir de teşekkür listeleri var...
Trabzonspor, kupayı kazandığında kulübü resmi sitesinden verilen ilk teşekkür mesajında, belirli siyasi isimlerin ve iktidar temsilcilerinin anılması dikkatlerden kaçmadı...
Unutulmamalı ki; futbolun başarısı siyasi görüşlerden, partilerden ve dönemsel ilişkilerden daha büyüktür. Tribünlerde her görüşten insan vardır.
Vergisini veren, biletle maça giren, forma satın alan, deplasmana giden, evinde heyecanı paylaşan milyonlarca taraftar her görüşe mensuptur... Şampiyonluk hepsinindir...
Maalesef, ne zaman kupa kazanılsa mikrofonun yönü herkese değil, güce dönüyor. Sahi başarı kimin?
Sahada mücadele eden futbolcuların mı? Tribünde takımını yalnız bırakmayan taraftarın mı? Yoksa o gün kameraların önünde görünme fırsatı bulanların mı?
Sadece Trabzonspor’un değil, Türk futbolunun en büyük sorunlarından biri, başarının merkezine yanlış insanların koyulmasıdır. Bizde herkes yerini bilir ama bulunduğu yeri beğenmez. Kupayı kaldıranla, ona tutunmaya çalışanlar aynı kareye sığdırılmaya çalışılıyor.
Kaybedilen maçlardan sonra ortalıkta görünmeyenlerin, kazanılan kupalarda ilk sıralara koşması artık kimseyi şaşırtmasa da bu alışkanlık normalleşmemeli.
Futbolun ruhu, emeğe saygı üzerine kurulmalıdır. Kupayı kaldıran eller değişse de gerçek sahibi hiçbir zaman değişmez:
O sahip de sahada ter dökenlerdir.
Gerisi sadece kadraja girmeye çalışan figüran olarak kalırlar; o kadar.