Türk futbolunda transfer çıtası yükseliyor. Avrupa’dan, daha pahalı, daha tanınmış ve daha güçlü oyuncular geliyor. Bonservis bedelleri büyüyor… Maaşlar yükseliyor… Tanıtım videoları milyonlarca defa izleniyor…

Değişmeyen gerçek büyük transfer yapmakla iyi takım kurmanın aynı olmadığı... Başarı, alınan futbolcunun ismiyle değil; o futbolcunun nasıl bir sistem için, hangi mali planla, ne tür hedefler doğrultusunda transfer edildiğiyle ölçülür.

Trabzonspor’da Scout Şefi Eren Mert’in görevinden ayrılması bu noktada önem kazanıyor. Mert, ayrılık açıklamasında “uyumlu çalışma ortamının mümkün görünmediğini” söyledi.

Bu, satır arasında kalan, sıradan bir veda cümlesi değildir. Kulübün oyuncu izleme organizasyonunun başındaki isim, çalışma uyumunun ortadan kalktığını söylüyorsa mesele yalnızca personel değişikliği olarak görülemez. Sorgulanması gereken, Trabzonspor’un transfer kararlarının nasıl alındığı, daha da önemlisi hangi merkezden yönetildiğidir.

Scouting; teknik özelliklerin, fiziksel gelişimin, karakterin, sakatlık geçmişinin, maliyetin, yeniden satış potansiyelinin ve takımın oyununa uygunluğun birlikte değerlendirildiği kurumsal bir akıldır.

Yapının sağlıklı çalışabilmesi için teknik heyet, scout departmanı ve yönetim aynı futbol planına inanmalıdır. Trabzonspor’da gerçekten böyle bir ortak akıl var mı, yoksa kulübün içinde ve çevresinde transfer yapmak isteyen farklı odaklar mı mevcut?

Scout ekibinin hazırladığı oyuncu havuzu, teknik direktörün talepleri, yönetimin tercihleri, dışarıdan önerilen futbolcular… Bütün bu kanallar aynı hedefe yönelmiyorsa ortaya transfer politikası değil, yetki mücadelesi çıkar.

Scout departmanı oyuncuyu aylar boyunca izler. Teknik heyet farklı profile ihtiyaç duyar. Yönetim, kamuoyunda karşılık bulacak isme yönelebilir. Kulübün dışındaki çevreler ise kendi ilişkileri üzerinden farklı futbolcular önerebilir.

Bunların hepsi futbol dünyasının içinde vardır. Fakat son kararı hangi futbol aklının verdiği belli değilse, hiçbirinin kulübe faydası olmaz. Asıl tehlike de burada başlar. Transferde devamlılık kişilere değil, sisteme bağlı olmalıdır.

Scout şefi ayrıldığında oyuncu takip ağı çöküyor, hazırlanan raporlar önemini kaybediyor, transfer yönü tamamen değişiyorsa orada kurumsal yapıdan söz edilemez.

Gelen yönetici kendi listesini, teknik direktör kafasındaki futbolcuyu, kulübe yakın çevreler bağlantılarını masaya koyarsa Trabzonspor sürekli transfer yapar ama hiçbir zaman takım kuramaz.

Kulübe kazandırılan bazı genç oyuncuların kısa sürede değer kazanması, scout sisteminin doğru kullanıldığında nasıl bir ekonomik model oluşturabileceği izlenimini verdi. Bu ne kadar gerçekçiydi tartışılır... Acaba amaç devamlılığı olan bir takım kurmak mıydı; yoksa sürekli transfer hareketliliği yaratarak oyuncu alıp satmayı başlı başına başarı modeli gibi sunmak mı?

Burada çok daha önemli bir hassasiyet daha söz konusu... Bir yıl sonra önemli bedellerle satılabilecek futbolcuların transfer edilmiş olması, herhangi birine kulübün önüne geçecek konuşma hakkı veriyorsa asıl amaç ister istemez tartışmalı konuma gelir. Başarı kişinin vitrini değil, kulübün kazancı olmalıdır.

Scout oyuncuyu bulur… Teknik direktör geliştirir… Yönetim doğru sözleşmeyi yapar… Takım oyuncunun değerini yükseltir… Dolayısıyla ortaya çıkan sonuç hiç kimsenin kişisel başarı hikayesine dönüştürülemez.

Bunun tersi de geçerlidir. Kulübe ekonomik ve sportif değer üreten çalışma düzeni, kişisel yetki alanları ya da transfer üzerindeki hakimiyet tartışmaları nedeniyle dağıtılıyorsa zarar gören yine Trabzonspor olur.

Tespitlerimizden yola çıkarsak, mesele Eren Mert’in gidip gitmemesinden daha büyüktür. Trabzonspor yönetimi şu soruları cevaplamalıdır:

Kulübün belirlenmiş transfer modeli var mı?

Scout departmanının yetkisi ve sorumluluğu nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Teknik direktör ile oyuncu izleme birimi aynı kadro planı üzerinde mi çalışıyor?

Transfer kararları raporlar üzerinden mi, ilişkiler bağlamında mı şekilleniyor?

Bir oyuncunun alınmasında ve satılmasında kurumsal hafıza nasıl korunuyor?

Yukarıdaki sorular cevapsız kaldığı sürece ayrılıklar tartışma, transferler sahiplenme kavgası yaratır.

Trabzonspor’un ihtiyacı yalnızca iyi oyuncu bulan insanlar değildir. Doğru oyuncuyu belirleyen, maliyeti dengeleyen, sistem içinde geliştiren, zamanında satan, sürdürülebilir bir futbol organizasyonudur.

İsimler değişebilir. Başkanlar, teknik direktörler, scout şefleri, futbolcular gelip geçebilir. Kulübün futbol aklı mutlaka kalmalıdır.

Türkiye’ye yıldız getirmek artık başarı sayılmamalı. Asıl başarı, o yıldızın ışığında kulübün geleceğini yakmamaktır.