Geçen hafta 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı münasebetiyle Gaziantep’te yapılan törenler sırasında küçük çocuklar Mehter Marşı ile gösteri yaptıkları sırada bazı CHP’liler bu olaya tepki göstererek sırtlarını dönmüşlerdi.

Basına yansıyan bilgilere göre kutlamalara katılan CHP Gaziantep İl Başkanı Vakkas Açar ve beraberindeki parti yöneticileri, mehter gösterisi sırasında alana dönmeyerek Mehter Marşına ve çocuklara karşı bir protesto gerçekleştirmişti.

Yaşananlarla ilgili bir açıklama yapan İl Başkanı Vakkas Açar ise protestonun gerekçesini açıklayarak çocukların “saray kültürüne özendirilmesine karşı oldukları için” böyle bir tutum sergilediklerini ifade etmişti.

Olayın gelişimine ve yapılan değerlendirmelere bakıldığında hayret etmemek mümkün değildir. Zira mehter gibi tamamen yerli ve milli musikiyi “saray kültürü” olarak tanımlamak düpedüz büyük bir cehaletin eseridir.

Zira mehter kelimesi Farsça mah-ı ter sözcüğünden bozmadır. Taze, yeni ay manasındadır. Bu müziği icra edenler hilal şeklinde toplanıp sanatlarını icra etmeleri nedeniyle Mehteran adını almışlardır. Hilal ise bayrağımız ve medeniyetimizin sembolüdür.

Türk Müziği Bibliyografyası adlı eseriyle bilinen Nuri Özcan’ın verdiği bilgilere bakıldığında mehterin esasen çok eski bir Türk geleneği olan nevbet anlayışından beslendiği görülmektedir.

Özcan, “Kutadgu Bilig ve Dîvânü lugāti’t-Türk gibi eserlerle Firdevsî ve Nizâmî-i Gencevî gibi şairlerin şiirlerinden anlaşıldığına göre XI. yüzyılda Orta Asya, Hindistan ve Ortadoğu’da yaşayan Türk toplulukları arasında tanınan küvrüg (kös), tabl (davul), borguy (boru), nây-i Türkî (zurna), çeng (zil) gibi sazların eski askerî mızıka takımlarının günümüzdeki tek örneği sayılabilecek Türk mehter takımlarında kullanılan kös, davul, nakkāre, zurna, boru, zil ve çevgânla hemen hemen aynı olduğunu ifade etmektedir.

1826’da II. Mahmud, geleneksel Mehter Takımını yerine Mızıka-i Hümayun adı verilen teşkilatı kurmuştur.

İşin bilimsel yönü mehterin çok açık bir şekilde eski bir Türk geleneği olduğunu ortaya koymaktadır. Meselenin diğer bir boyutu ise milli bir bayramda kendi kültürüne ait bir olguya sırtını dönen insanların zihin yapılarının durumudur.

Aslında bu zihniyetin kökü Tanzimat döneminin eseri olan “taklitçi modernleşme” kavramına dayanmaktadır. Yani eski Türk-İslam geleneklerini reddederek batıdan gelen hemen her şeyi olduğu gibi kabul eden bu anlayışın bir yansımadır. Zira o küçük çocuklar, mehter gösterisi değil de vals veya sirtaki yapsalardı bu kişiler onlara sırtlarını dönerler miydi?

Esasen bu topraklarda siyaset yapma iddiasında olan kişilerin, milletin ortak değerleriyle bu denli sert bir çatışma içine girmesi, sosyolojik bir kopuşun göstergesiydi.

Gaziantep’te sırtını dönenlerin yaptıklarını sıradan bir tepki olarak görmemek gerekir. Ortada sadece bir müzik tercihi ya da anlık bir protesto değil de; kültürel bir sembole nasıl bakıldığına dair bir tavır bulunmaktadır. Zira Mehteri “saray kültürü” diyerek dışlamak ya da rahatsızlık unsuru gibi görmek, ister istemez şu soruyu akıllara getirmektedir: “Bu toplum kendi tarihine hangi mesafeden bakıyor?

Zira ortak geçmişe ait bir değeri, politik çağrışımları üzerinden tamamen reddetmek, meseleyi kültür alanından çıkarıp ideolojik bir hesaplaşma alanına dönüştürmektedir.

Neticede 23 Nisan törenlerinde mehteran kostümleri giyen çocuklara karşı yapılan bu saygısızlık esasen bu milletin tarihine ve zengin kültürüne yapılmıştır.