Takvimler 2008 yılını gösterirken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya “'laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açmıştı.

Sonrasını biliyoruz; türlü engellemelere, yapay muhalif oluşumlara rağmen Erdoğan her şart ve zeminden galip çıkarak bugünlere kadar geldi.

Erdoğan karşıtlığının temelinde; O’nun ve ekibinin rejim ile bir sorunu olduğuna dair derin endişeler vardır. Bu nedenledir ki Erdoğan, karşı mahalleyi rahatlatmak için “Millî görüş gömleğini çıkardık” ifadesini kullanmak zorunda kalmıştır. Bugünün Saadet, Refah tabanı tarafından “Milli Görüş”ten koptuğu için eleştirilen Erdoğan laik, ulusalcı, cumhuriyetçi kesimlerce de bu ruhun ikliminde siyaset yaptığından ötürü eleştirilmektedir.

Esasında Milli Nizam’dan bu yana dini, muhafazakâr içerikli siyaset yapanlara hep bu endişeli gözle bakılmıştır. Yapılan icraatlara ülkeye neler kazandırdığı değil de rejimi yıkmaya ya da dönüştürmeye yönelik olup olmadığı perspektifinden bakılmıştır.

Makul siyasi söylem ve argüman üretemeyen Erdoğan karşıtlığı, milletin nazarında alternatif olamadıkları gibi sebebini de millete yüklemişlerdir. Anlaşılamamanın bir tezahürü olarak tabanın hoşuna gidecek sloganlar, semboller üzerinden politika üretme kolaycılığına düşmüşlerdir. Umduğunu bulamayan muhalefet birleşerek/birleşemeyerek daha güçlü bir bloğu bir türlü tahkim edememişlerdir.

Bir döneme de kadar demokrasi dışındaki sosyal patlama, ekonomik çöküş ve askeri refleks beklentileri malum muhalif kesimde güçlü bir imdat kolu olarak kaldı. Ta ki Erdoğan’ın emniyet, yargı ve asker içinde de muktedir olmasına kadar.

Rejim eleştirilerine maruz kalan bu damar, rahmetli Erbakan’dan bugüne gelinceye kadar “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganlarına hep muhatap olmuştur. Karşı mahallenin en çok kullandığı sloganlardan bir diğeri ise “Mollalar İran’a” sloganıdır. İlk sloganın siyasi düzlemde bir nebze olsun karşılığı olsa da “Mollalar İran’a” sloganı Türkiye’nin inanç mozaiğini bilmeden üretilmiş siyasi ve dini karşılığı olmayan bir ezberdir.

28 Şubat sürecinde yapılan gösteri ve mitinglerdeki bu sloganlardan sonra dönemin Cumhurbaşkanı Demirel el yükseltmiş, başörtüsü ile eğitim almak isteyen bir öğrenciye “Arabistan ve benzeri bir ülkeye gitmesini” tavsiye ederek istikamet vermiştir. Gerçi daha sonra bir söyleşide bu söz kendisine hatırlatıldığında, “dün dündür bugün bugündür” sözünün mimarı öyle bir şey söylemediğini ifade etmiştir.

Düne göre din’in siyaset üzerinde kapladığı alan gittikçe azalmaktadır. Modernitenin getirdiği konfor ve buhranlar, siyasette yeni argümanların modernlik ve muhafazakarlık ekseninde yaşanacağını göstermektedir ki bu da başlı başına başka bir konu. Konuya dönecek olursak;

Ülkemizdeki derin Sünnilik ile yayılmacı İran Şiiciliğinin yan yana gelemeyeceğini bilmek için allame-i cihan olmaya gerek yoktur. Bu nedenle “Mollalar İran’a” sloganı karşılığı olmayan, içi boş bir slogandır.

Osmanlı döneminden hatta daha öncesinden bağnaz Şiiciliğin bölgede nasıl bir tehdit olduğunu tarihin kilometre taşları bize göstermektedir.

İran’ın bir ucu Lübnan'dan başlayıp, Suriye, Irak, İran boyunca devam eden ve Bahreyn-Suudi Arabistan'ın doğu kıyıları civarını da kapsayan bölgede tüm Şiileri bir bayrak altında toplamayı amaç edinmiş “Şii Hilali” bölgeyi tehdit eden ateşli gayya kuyusudur.

Bunun yanısıra terör örgütünün canımızı yaktığı yıllarda İran’ın umursamaz tavrı ve dahi desteklediği apayrı bir gerçektir.

İran, öyle sanıldığı gibi Amerika’nın ya da İsrail’in karşısında konuşlanmış bir ülke değildir. Bilakis İsrail’in bölgedeki saldırgan ve istilacı politikalarının arkasında İran ve onun desteklediği oluşumların tehdit bahanesi vardır.

Osmanlı Devleti, İslam’ın bayraktarlığı yaparak, fetihlerle gayri müslim topraklara adalet ve nizam için gitmiştir. İran da tam bunun aksine İslam toprakları üzerinde şialaştırma politikalarının uygulayıcısı olmuştur. Bugün Suriye’de Irak’ta ve Yemen’de yaptığı, yapmaya çalıştığı tam da budur. İran’ın Bu Hristiyan yada gayri müslim coğrafya ile bir sorunu olmamış, hep İslam coğrafyası ile olmuştur.

Bu durumun tarihsel arka planında Perslerin bölgedeki hakimiyetine Müslümanların son vermesi yatmaktadır.

Sasani İmparatorlunun yıkılması ve İran’ın İslamlaşmaya başlaması Hz. Ömer dönemiyle başlamıştır. Şiilerin Hz. Ömer'e düşmanlığının altında yatan asıl sebep, İran'ın fethidir. Kendilerini Sasani İmparatorluğu'nun varisi olarak gören Persler, topraklarının fethedilmesini ve eski dinlerinin yok edilmesini hiçbir zaman hazmedememiştir. Bu nedenledir ki kendilerini yeni bir konumlandırma ile İslam’ın içinde farklı bir alana çekmişlerdir. Hristiyan dünyasında kanlı örneklerini gördüğümüz mezhep savaşlarının benzerlerinin de İslam coğrafyasında olmasının sebeplerini içimize bu konumlandırma ve fitnelerde aramak lazım.

Hz. Ömer düşmanlığı İran kültürüne o kadar işlemiştir ki "Ömer'e lanet"i dinlerinin bir akidesi ve hayatlarının bir parçası haline getirmişlerdir. Şiiler namazlarında, türbelerinde, dualarında, dini bayramlarında Hz. Ömer'e lanet ettikleri gibi, işleri ters gittiğinde "Hay lanet Ömer'e" dedikleri bir vakadır.

Bugün İran’da hala devam eden Hz. Ömer beddua seanslarını biraz da bu yönden okumak lazım. Ve tabi ki Hz. Ali ve devamındaki hilafet tartışmalarını...

Ve son bir dipnot: Amerika’nın İran’da devam eden eylemlerde idama mahkûm edilenleri bahane ederek olası müdahalesine başta Türkiye ve birkaç ülkenin karşı çıkışıyla şimdilik vazgeçtiğini de buraya not düşelim.

Güçlü bir Türkiye İran’ın güvenliği için ne kadar elzem ise fitneden uzak duran İran’da bölgenin huzuru için o derece gereklidir.