Modernitenin ve popüler kültürün kurbanlarını birer birer telef ettiği, özgün kültürlerin dünya genelinde tüketim kültürü karşısında istilaya uğradığı bir dönemi yaşıyoruz.

Modernizm ve popüler kültür bireysellik, haz ve hedonizmi teşvik edip özendirirken aile bu durum karşısında ne yazık ki çaresiz kalmaktadır.

Toplum kültürünü muhafaza ve idame ettirme özelliğiyle bu alandaki tartışılmaz en önemli kurum olan aile, aslı misyonundan uzaklaştırıldığı ölçüde toplum derin yaralar almaktadır. Ailenin boşalttığı, etkisizleştirildiği alanlarda bu durumun müsebbibi olan aktörler dilediği şekilde at koşturmaktadırlar.

Kültürün, manevi değerlerin kişiye neşet ettiği ilk yer ailedir. Dil, ailede öğrenilir. Ahlak ailede kuşanılır. İnanç ailede yerleşir. Milli şuur ailede kazanılır. Merhamet, şefkat, hürmet, sevgi ailede edinilir, karakter burada şekillenir.

Kan bağı, saygı, sevgi, dayanışma, sadakat, itaat ve iş bölümü gibi temel nitelikler üzerine kurulu bu yapı gücü nispetinde topluma da katkı sağlar. Sosyal yapının ayakta kalabilmesi ve ilerleme kaydedebilmesi, güçlü, inançlı ve eğitimli aile yapısı ile mümkündür

Ailenin, kültürümüzü ve medeniyet birikimimizi geleceğe taşıma yönünde çok ciddi ve kıymetli bir rolü vardır. Değerlerimizi, köklerimizi ve ortak hafızamızı geleceğe güçlü bir şekilde taşımak istiyorsak aileyi tehdit edebilecek tüm durumlara karşı teyakkuz halinde olmalıyız.

Özellikle gençler, internet aracılığıyla kültürlerine uzak figürlerle ayniyet kurup kendi kimliklerine yabancılaşıyor. Bu yabancılaşma zamanla aileden de uzaklaşmaya sebep oluyor. Herkes bir dokunuşla yöneldiği sanal dünyada istediği her içeriğe kolayca ulaşıyor. Bu sebeple ailece yapılan etkinlikler azalıyor ve birliktelik duygusu zayıflıyor. Daha da önemlisi takip edilen içerik ve oyunlar, çocuklar ve gençler için son derece tehlikeli olabiliyor. Medya aracılığıyla bireyselleşmenin özendirilmesinin aile içi ilişkileri de etkilediğini ve eşlerin sorumluluk duygularını zayıflatıyor.

Maalesef günümüzde gençler arasında, geleneksel dönemden farklı olarak, insanların bugün bireyselleşerek daha mutlu olacaklarına ve modern dönemde rüştünü ispat etme ölçüsünün, genellikle aile bağlarından azade olmakla ifade edileceği şeklindeki yanlış kanaat yaygınlaşmaktadır.

Anne ve babanın rollerini önemsizleştiren, geleneksel ve dini değerleri itibarsızlaştıran küresel popüler kültür gençleri aşağılık kompleksine iterek yeni bir kültür arayışına sokmayı hedef almaktadır. Aile bağları zayıfladıkça kültürel zenginliğini kaybetmiş ve kendinden şüphe eden kimlik arayışında yeni nesiller türemeye başlamıştır

İnsanın yaradılış hakikatini gölgeleyen, kadın ve erkek kimliğini belirsizleştiren cinsiyetsizleştirme aileyi tehdit eden bir diğer faktördür. Bu durum sadece ülkemizi değil tüm dünyayı tehdit etmektedir.

Uluslararası kimi şirketlerin, örgütlerin, markaların ve kurumların da destek verdiği bu sapkın akımların hedefinde bizatihi aile kurumu yer almaktadır. Meselenin daha vahim tarafı, bunun kişisel bir yaşam biçimi tercihinden ziyade, küresel bir dayatma haline dönüşmesidir. En küçük eleştirilerin dahi susturulduğu, itiraz edenlere adeta hayat hakkı tanınmadığı, insan fıtratını ve ailevi değerleri savunmanın imkânsız hale geldiği, tepki gösterenlerin ekonomik, siyasi ve diplomatik olarak baskılandığı küresel bir zorbalıkla karşı karşıyayız.

Cinsiyetsizleştirme ile birlikte değerlendirmesi gereken başka bir faktör LGBT tehlikesidir. Modern popüler kültür sinema ve dizilerde bu karakterleri sürekli iyi ve güzel, kimseye zararı olmayan, neşeli ve eğlenceli olarak karakterize etmesi şöyle dursun; hiç birisinde kötü bir karakter olarak gösterilmemektedir.

Bu konularda hassasiyeti olan makul çoğunluk ne yazık ki azgın bir azınlığın gürültüsü ve tahakkümü altına alınmaya çalışılmaktadır. Mukaddesatçı, gelenekçi çevreden gelen bir kısım okumuş-yazmış kişilerin ise olup bitene demokrasi, özgürlük adına sessiz kalması üzüntü verici bir durumdur.

Çocuklarımızın hayatın yükünü daha kolay taşıyabilmeleri için büyükler olarak değerlerimize sahip çıkmalı ve çocuklarımızı değerlerimizle buluşturmalıyız. Anaya-babaya saygı, büyüklere saygı, akrabaya bağlılık, aile içinde sadakat, yetime yoksula sahip çıkma, mazlumun duasını alma gibi manevi dinamiklerle gençlerimizi güçlendirmeli, birlik ve beraberlik, vatan, bayrak, şehadet, ümmet olgularını ve bunların yüklendiği manayı yaşantımızla gençlere belletmeliyiz ki, yalnızlığın egemen olmaya başladığı dünyada yalnız kalmasınlar. Hem kendi hayatlarını kurtarsın hem de insanlığa ümit olsunlar.

Siyasi otoriteden akademiye, sivil toplum kuruluşlarından medya kanallarına kadar söz sahibi olanların, ailenin varlığını korumanın kişisel ve toplumsal değerleri korumak olduğunu her fırsatta vurgulamasının yanı sıra koruyucu ve kollayıcı önlemler hususunda iş birliği yapmaları zaruri bir hal almıştır.

Çocuklarımızın huzurlu, güvenli ve merhametli bir aile ortamında, milli ve manevi değerlerine bağlı, dürüst, erdemli ve ahlaklı şahsiyetler olarak yetişmelerini engelleyecek, tahrip edecek her durum esasında ailenin, toplumun ve devletimizin beka sorunudur.

Aileyi ve toplumu korumak esasında kültürü korumanın ve geleceği inşa etmenin diğer adıdır. Aile yıkılırsa güçlü bir toplumdan bahsetmek mümkün olmaz. Güçlü aile güçlü medeniyettir.

Meseleye bir de bu açıdan bakmak lazım vesselam.