Sevgili okurlar, takım olarak deplasman sıkıntısından sonra küçük bir sarsıntı geçirmiştik.
Aklıselim galip geldi ve içimizde çözümü bularak yolumuza devam kararı almıştık.
Peşinden gelen ilk önemli maçta Başakşehir maçını kazanarak kupada Ümraniyespor’un konuğu olduk.
O maçta son dakikaya kadar sıkıntılarımız yine devam etti.
Son dakikada gelen gol ile maç uzatmaya gidince takım da rahatladı.
Uzatmada kendine gelen takım farklı skor yakalayarak çeyrek finale yükseldi.
Daha sonra İstanbulspor ile evimizde lig maçı oynayacaktık.
Kendi sahamızda uzun zamandır yenilgi almayan takımımız maça favori çıktı.
Gol buluncaya kadar zorlansa da golden sonra özellikle ikinci yarıda oynadığı canlı futbolla skoru 4-0’a getirerek maçı kazandı.
Şimdi sıra deplasmanda eski Trabzonspor gibi oynayarak kazanmaya geldi.
İstanbulspor maçı ile gelen moral gücü yanında Yusuf’un yavaş yavaş kendini bulması takım için de önemli bir kazanç olmuştur.
Bütün bu değerlerle birlikte takımda oluşan kendine güvenin de işimizi daha da kolaylaştıracağına inanıyorum.
Bu deplasman sıkıntısını atlatmamız halinde takımımızın yukarılarda kendine yer bulacağını düşünüyorum.
Maç başlarken rakip takım hocası olan Fatih Tekke’yi taraftarların alkışlarla bağrına basması Fatih’in de yine alkışlarla taraftarı selamlaması görülmeye değer güzellikteydi.
Hocamız da Fatih’e her gelen hocadan daha farklı bir sıcaklıkta davranması da güzel hareketlerden bir diğeriydi.
Sevgili okurlar, sonuç olarak önceki haftaki yazımda yazdığım gibi yense de yenilse de bu takım bizim.
Biz de bu takıma renk aşkıyla değil gönülden bağlıyız.
O halde koşullar ne olursa olsun hep destek tam destek vermek zorundayız.
Zira biz farklıyız ve de biz Trabzonsporluyuz.
Daha başarılı günlerde buluşmak üzere…
İyi haftalar.