Dün gece sahada sadece bir futbol maçı oynanmadı. Dün gece sahada bir milletin inancı, umudu ve gururu vardı. Milletin yüreği sahada attı, bu zafer sadece bir maç değil.! Türkiye Millî Futbol Takımı, Kosova Millî Futbol Takımı karşısında sadece galip gelmedi…
Aynı zamanda yıllardır özlenen bir tabloyu yeniden hatırlattı:
Birlik olunca neler başarabileceğimizi.
Bu galibiyet, skor tabelasına yazılan birkaç rakamdan ibaret değil.
Bu galibiyet; eleştirilerin, umutsuzluğun, “bizden bir şey olmaz” diyenlerin yüzüne atılmış sessiz ama tokat gibi bir cevaptır.
Çünkü biz, ne zaman inanırsak;
Ne zaman aynı hedefe kilitlenirsek;
İşte o zaman aşamayacağımız engel yoktur.
Sahada ter döken o gençler…
Sadece top koşturmadılar.
Ay-yıldızlı Türk bayrağın ağırlığını, Türk milletinin onurunu omuzlarında taşıdılar.
Bu formanın sadece bir forma olmadığını, bir kimlik, bir duruş ve bir tarih olduğunu gösterdiler.
Ve belki de bu zaferi daha da anlamlı kılan bir gerçek var:
Tam 24 yıl aradan sonra yeniden Dünya Kupası’na katılma hakkı elde edildi.
Bu sadece bir başarı değil, bir hasretin sona ermesidir.
Türkiye Milli Takımı 2002 yılında Dünya üçüncüsü olduğunda, Şenol Güneş; “Dünya şampiyonu olamadığımız için Türk halkından özür dileriz” demişti. Daha sonra Fatih Terim; “Biz bitti demeden bitmez” demişti. Ve bu serüven kaldığı yerden devam ediyor.
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey buydu:
Aynı anda aynı duyguda buluşabilmek.
Bugün sokakta yürüyen bir çocuğun yüzündeki gülümsemede,
Bir babanın gözlerindeki gururda,
Bir annenin dualarında bu galibiyetin izi var.
Çünkü bu sevinç sadece bir galibiyetin değil, Türk olmanın verdiği ortak bir gururun yansımasıdır.
Çünkü bu takım sadece bir takım değil.
Bu takım, Türk milletinin sahadaki yansımasıdır.
Bu takım, 85 milyonun ortak hikâyesidir.
Ve şimdi önümüzde bir Dünya Kupası var…
Bu yol kolay değil.
Ama dün gece bize gösterilen bir gerçek var:
İnandığımızda, mücadele ettiğimizde ve o ay-yıldız için yüreğimizi ortaya koyduğumuzda; o yol imkânsız da değil.
Türkiye Dünya Kupası’na üç kez katıldı. Üçünde de futbolun başında bir Trabzon’lu vardı. 1954 Hasan Polat, 2002 Haluk Ulusoy, 2026 İbrahim Hacıosmanoğlu. Elbette bu Trabzon için gurur verici bir detaydır.
Trabzon, Türkiye’nin “T” sidir.
Bugün eleştirmek için değil…
Bugün kenetlenmek için bir gün.
Bugün “biz” olma günü.
Bugün, aynı bayrağın altında tek yürek olma günü.
Çünkü bu zafer bize şunu hatırlattı:
Bu millet hâlâ ayağa kalkmasını biliyor.
Ve belki de en önemlisi…
Henüz hikâye bitmedi. Daha yeni başlıyor.