Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen seçiminde yeni bir yöntem uygulamaya başlayacak. Bundan sonra öğretmenler, KPSS’ de alınan puanlar esas alınarak, ilan edilen kadronun üç katı kadarı sözlü sınava tabi tutularak seçilecektir. Sözlü sınav ya da mülakat demek, “torpil” demek olduğuna inanmayan tek kişi bile bulmak zor. Mülakat gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde özel sektörle gayet etkili bir şekilde kullanılabiliyor. Ama devlet hizmetlerinde mülakat, hiçbir şekilde olumlu bir yöntem olarak kabul edilmiyor. Oysa mülakatla işe almak da bilimsel bir yöntemdir. Ne var ki bu işi kim yapacak? Böyle bir sınavı yapabilecek kaç yönetici vardır? Şu sözü duymayan var mı? “Yazılıda geç, sözlüde görüşelim!” Yazılıda bir şey yapamam, ama sözlüde yaparım, demektir bu. Oysa o çok güvenilen merkezi yazılı sınavların bile şaibeli olduğunu bilmeyenimiz var mı?
 
Öğretmenlere yapılacak sözlü sınavda çıkacak sınav konuları ve ağırlıklarını yönetmelik şöyle açıklıyor:
 
a) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü: %25,
b) İletişim becerileri, özgüveni ve ikna kabiliyeti: %25,
c) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı: %25,
ç) Topluluk önünde temsil yeteneği ve eğitimcilik nitelikleri: %25.
Şimdi iletişim becerilerini, özgüveni ve ikna kabiliyetini hangi beceri ile nasıl tesbit edeceğiz? Öğretmen adayının eğitimcilik niteliklerini nasıl belirleyeceğiz? Bir konuyu kavrayıp özetleme becerisini nasıl açığa çıkaracağız? Eğir bir metin verip özetlenmesi istenirse, binlerce öğretmen adayına bu işlemi nasıl yapacağız? Bunun dışında da bir teknikle kişinin özetleme becerisini belirlemek mümkün olamaz. Bu konu ile ilgili birçok kritik soru daha sorabiliriz. Ama bu kadar soru, meramımızı anlatmaya yeter.
Nereden çıktı bu sözlü sınav? Hangi bilimsel çalışma sonucu bizi bu uygulamaya götürdü?
Bu uygulamanın başka bir boyutu da öğretmenlerin “sözleşmeli öğretmen” statüsünde atanacak olmalarıdır. “Sözleşmeli öğretmenlik” iyi bir şey. Ama bu uygulama ile sözleşmelilik tam olarak oluşmuyor. Sözleşmeli öğretmenlik, normal öğretmenden daha fazla ücret almalı ve yılsonunda performansı beğenilmeyen öğretmenin işine son verilebilmelidir. Aksi halde “ömür boyu memuriyet” anlayışı ile sözleşmelilikten söz etmek bilimsel bir tutum olmaz.
“Sözleşmeli öğretmenler” Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 4 yıl çalışmak zorunda, bu süre sonunda bu öğretmenler normal öğretmen statüsüne geçirilip, 2 yıl daha burada çalıştıktan sonra tayin isteme hakkı elde edecektir. Bunun anlamı şudur; bu seçimle “sözleşmeli öğretmen” olarak atananlar, 4 yıl sonra kadrolu öğretmen statüsüne geçecek ve 6 yıl çalıştıktan sonra istediği yere tayin isteyebilecektir. Bu uygulama, buralardaki eğitimin sürekliliğini sağlaması açısından iyi bir uygulama olarak değerlendirilebilir. Çünkü şimdiye kadarki uygulamada en çok 1 yıl kaldıktan sonra, “eş durumu”, vb. mazeretlerle tayin istenebiliyordu. Ama başka bir sorun var: Yine bu yörelerde yeni ve tecrübesiz öğretmenler görev yapacaktır. Bu da bu yörelerdeki eğitimin kalitesinin sorgulanmasını getirecektir. Bir yörede sadece yeni öğretmenlerin görev yapması da sakıncalı olabilir, sadece eski öğretmenlerin görev yapması da. Burada şöyle bir yol izlemek işe yarayabilir: Belli bir tecrübeye sahip öğretmenlerin buralarda görev almalarını sağlayacak şartları oluşturup, bu yörelerde her çeşit öğretmenin görev yapması sağlanabilir. Bu şartlar, daha fazla maaş, yıpranma payı, vb. olabilir.
Öğretmen yetiştirmenin sorun olduğu ülkemizde, öğretmen seçimi de sorun olmaya devam etmektedir. Öğretmen seçimi sorunu, bu yeni uygulama ile daha da karmaşık hale gelecek gibi görünüyor.