Bulunduğumuz coğrafyada, özellikle komşu ülkelerde uzun süredir son derece üzücü gelişmeler yaşanıyor. Orta Doğu’da yıllardır dinmeyen kargaşa, Rusya-Ukrayna Savaşı ve Gazze Savaşı ile birlikte dünya yeni ve tehlikeli bir sürecin içine girmiş durumda.
İsrail’in Amerika’nın desteğiyle İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları, birçok kişi tarafından zaten fiilen başlamış olduğu düşünülen bir küresel çatışmanın daha da belirgin hale geldiğini gösteriyor.
Haritaya baktığımızda bölgemiz adeta bir ateş çemberini andırıyor. Çevremizdeki birçok ülke savaş ve istikrarsızlıkla mücadele ederken, Türkiye tüm bu karmaşanın ortasında nispeten sakin ve istikrarlı bir ülke olarak ayakta durmaya çalışıyor. Aynı zamanda birçok kriz başlığında arabuluculuk rolü üstlenmeye gayret ediyor. Bu zor coğrafyada Allah devletimize güç, ordumuza kuvvet versin.
İsrail, Amerika’nın desteğiyle yıllardır Orta Doğu coğrafyasında askeri operasyonlar yürütüyor. Ancak bu süreçte yaşanan işgal, yıkım ve sivil kayıplar karşısında dünya kamuoyunun büyük ölçüde sessiz kalması dikkat çekiyor. Birçok ülkeden güçlü tepkiler gelmezken, uluslararası sistemin bu trajediler karşısında yeterince etkili olamadığı görülüyor.
Müslüman dünyasında da beklenen ölçüde ortak ve güçlü bir tepki oluşmuş değil. Çoğu zaman tepkiler sınırlı ve cılız kalıyor. Türkiye ise uzun süredir bu konuda daha yüksek sesle konuşan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Türkiye’nin zaman zaman yalnız kaldığı yönünde yorumlar yapılıyor. Çünkü bölgede yaşanan birçok gelişmenin dolaylı ya da doğrudan Türkiye’yi de etkileyebileceği düşünülüyor.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu süreçte söylediği şu sözler ise üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir uyarı niteliğinde:
“Kimse yanlış hesap yapmasın. Siyonist şebekenin kardeşi kardeşe kırdırma tuzağına kimse düşmemelidir.”
Bu sözler, bölgedeki karmaşık dengeleri ve olası provokasyonları hatırlatan önemli bir mesaj içeriyor.
Öte yandan Avrupa’dan da bazı dikkat çekici açıklamalar geldi. Bu süreçte Türkiye’nin yanında yer alarak en ciddi ve aklı selim duruş sergileyen İspanya Başbakanı Pedro Sanchez olmuştur. “İran rejimini kınıyoruz ancak; bu çatışmayı da reddediyor ve diplomatik çözüm çağrısı yapıyoruz Şiddetin çözüm olduğuna inanmıyoruz ve dünya için kötü olan bir şeye ortak olmayacağız.” açıklaması, uluslararası toplumda daha fazla diyalog ve diplomasi ihtiyacını hatırlatan bir duruş olarak değerlendirildi.
Savaşların en acı tarafı ise her zaman sivillerin zarar görmesidir. Uluslararası hukuka göre savaşlarda hastaneler, okullar, ibadethaneler ve sivil alanlar korunması gereken yerlerdir. Ne yazık ki son yıllarda Orta Doğu’daki birçok çatışmada bu kuralların ihlal edildiğine dair görüntüler dünya kamuoyuna yansıdı. Bu durum, savaşların insani boyutunu daha da ağırlaştırıyor.
Bölgede yaşanan her yeni saldırı, sadece askeri değil aynı zamanda insani bir krizi de derinleştiriyor. Özellikle çocukların ve sivillerin hayatını kaybettiği haberleri, savaşın en trajik yüzünü ortaya koyuyor. Bu nedenle dünya kamuoyunun barış için daha güçlü bir irade göstermesi gerektiği her geçen gün daha fazla dile getiriliyor.
Diğer taraftan baktığımızda hesaplarının tutmadığı görünüyor. Amerika İsrail’in gazına gelerek Ortadoğu’da bataklığa battı, Ortadoğu bataklığında onların oyunları sökmedi. İran’ın bu kadar direneceğini ve güçlü davranacağını düşünemediler, bir nevi Acem oyununa geldiler….
Bundan sonra ne olacağı ise belirsiz. Ancak görünen gerçek şu ki; ülkeler kendi güvenliklerini sağlama konusunda daha temkinli davranmak zorunda kalacak. Uluslararası ilişkilerde güvenin azaldığı, stratejik hesapların öne çıktığı bir döneme girildiği açıkça görülüyor.
Bölgede konuşulan bir diğer konu ise yıllardır tartışılan, Yahudilerin hedefi olan ve asla vazgeçmedikleri, ''Vaad Edilmiş Topraklar'' projesine Amerika destek olmaktadır. Bu kavram, bazı çevreler tarafından dini ve siyasi hedeflerle ilişkilendiriliyor ve bölgedeki tartışmaların önemli başlıklarından biri olarak görülüyor.
Bu aşamada tabiki Türkiye hiç kimseye güvenmeyecek. Kim, hangi ülke, ne şekilde bu oyunun içinde bilemiyoruz. Görünen o ki; İsrail’in; önce Filistin’i Gazze’yi işgal etti, şimdi İran ve Lübnan’ı işgal ediyor. Daha sonra Anadolu topraklarına girmek…Çünkü bütün hesabı Vadedilmiş topraklar; ve bu alan Anadolu topraklarına, Fırat’ın kuzeyine kadar uzanıyor.
Bugün Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler sadece bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Çünkü bu çatışmaların büyümesi halinde tüm dünyayı etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceği konuşuluyor.
Bu nedenle özellikle Müslüman ülkeler başta olmak üzere tüm dünya ülkelerinin barış için daha güçlü bir irade ortaya koyması gerekiyor. Diplomasi, diyalog ve uluslararası hukuk dışında kalıcı bir çözüm yolu görünmüyor.
Çünkü insanlık belki de çok kritik bir dönemeçten geçiyor.
Bu savaş;
İyi ile kötünün savaşıdır.
Hoşgörü ile kibirin savaşıdır.
Demokrasi ile baskının savaşıdır.
İnsanlık ile emperyal hesapların savaşıdır.
Durduğumuz yer, bu coğrafya…
Ya insanlığın sonu olacak
Ya da tarih yeniden yazılacak.