Hadi iyisiniz, iyi. Ümmetimizin lideri açıklamasını yaptı: “Emeklilerimize bir müjde vermek istiyorum. Emeklilerimizin bayram ikramiyeleri her yıl olduğu gibi bayram öncesinde yatıracağız.
Ayrıca emekli maaşlarını da öne çekerek 14 Mart’tan itibaren ödemeye başlıyoruz”…
Zam yok ama zamanında ödeme var!
Hatta “Biz geldiğimizde 2,5 milyon fakir vardı, biz şu an 17,5 milyon fakire bakıyoruz” falan da ekledi sözlerine çaktırmadan. Resmen Reis geldikten sonra 7 kat fakirleşmişiz, onu da böylece anladık.

Gerçi “Ümmetin lideri” falan diyorum Reis’e, onu da bu aralar İspanya Başbakanına devretti. Olsun ama bütün suç manyak Trump da. Trump ABD’nin başında olmasa da mesela bir Obama, bir Biden olsa idi çakmıştı Reis “Eyyyy ABD, eyyyy Netenyahu!” ayarlarını. Şimdi işi zor ABD’nin başında Trump gibi bir ayarsız var, ne yapacağı asla belli değil.
Bir ayar da biz emekliler bekliyorduk ama vermedi, bayram ikramiyelerini arttırmadı.
Verme Reis, verme.
Taban sağlam, biz emekliler soğan ekmek yer senden vazgeçmeyiz.
Gülmeyin…
TRUMP MI ÖNEMLİ, TURUP MU?
Araklı Belediye Başkanımız Hüseyin Avni Coşkun Çebi, ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’ya çakmış. Her ikisinin de dünya barışını tehdit eden işler yaptığını ve küresel ölçekte gerilimin artmasına neden olduklarını dile getirmiş!
Güldüğünüzü biliyorum ama resmen Başkan Çebi, ABD ve İsrail’e ayar vermiş!
Araklı nire, ABD nire, İsrail nire diyeceksiniz ki, bende öyle diyorum.

Geçmiş yıllarda kafası bozulmuş Rizelilerin. Kalkmışlar Çin’e savaş ilan etmişler. Bir resmi yazı ile de Çin’e göndermişler savaş ilanlarını. Çin Devleti almış, bakmış haritaya Rize nere, Çin nere diye. Demişler biri bizimle dalga geçiyor, oturmuş bir resmi yazı yazmışlar ve Rize’nin savaş ilanını kabul etmişler. Yazı gelmiş, Rize belediye meclisi acil toplanmış, toplantı uzadıkça uzamış. Halk bekliyor, dayanamamış biri bağırmış “Ula, nedur bu pekleşinuz? Korktunuz mi?”. Belediye meclisinden biri çıkmış dışarı ve cevap vermiş “Ne korkmasi, biz 1,5 milyar Çinliyi nereye gömeceğuz onu tartişiyruk” demiş.
Sen bırak şimdi Netenyahu, Trump falan da Sayın Çebi, Araklı Turup ne olacak? Sen bundan haber ver. Millet köyüne gidemiyor kokudan. Yanbolu vadisinde millet kokudan pencere açamıyor, pencere…
Turup’a cevap ver, Turup’a Sayın Çebi…
GİDİŞAT İYİ DEĞİL…
Mehmet Şimşek diyor ya “kötü günler geride kaldı” diye, bence “daha kötü günler bizi bekliyor”. Ama şunu söyleyeyim hep beraber batıyoruz, alt kamaradakilerin kurtulma şansı sıfır. Biz belki filikalara daha yakınız, o filikalarda yer bulamasak da son çare denize atlar yüzerek hayatta kalmaya çalışırız ama en alttaki kamaralarda kalanların bu türbülanstan çıkma şansı hiç yok.
Hayat pahalılığını ben dâhil tüm toplumumuz iliklerine kadar yaşıyor.

Bir de üzerine ABD-İran savaşı eklenince hayat bundan sonra eskisinden de daha zor olacak diyorum ben.
Daha kötü günler kapıda, demedi demeyin diye yazıyorum.
Ve diyorum ki altta kalanın canı çıksın!
Çünkü alttakilerin çoğu Reis’in fedaisi…
DAVANIN ESKİ-YENİ ELEMANI OLMAZ…
Geçenlerde Reis eski AKP’li vekillere yemek verdi sarayda. Egemen Bağış’ı gördüm, Muammer Güler’i gördüm, büyük ihtimal Zafer Çağlayan’da vardı salonda. 17 Aralık fatihleri! Bülent Arınç vardı mesela, normalde Reis’den veto yiyen isimlerden. O da salonda idi. Mealen iftar sonrası konuşmasında “davanın eski yeni elemanı olmaz, sahaya çıkın çalışın” gibisinden şeyler söyledi.

Valla ne diyeyim, az çok Recep Tayyip Erdoğan’ı tanırım, normalde burnu düşse kibirden eğilip almaz ama görüldüğü gibi epeyce çaresiz. Çaresiz diyorum çünkü 17 Aralık’ın başkahramanlarından medet umar hale gelmişse bu durumun vahametinin habercisidir arkadaşlar.
İstese de istemese de durum kötü. İmamoğlu her ne kadar da cezaevinde olsa da her gün gündemde, işin kötüsü seçim takvimi de başladı başlayacak. Mevcut hayat koşulları da iyileşmiyor. Hayat pahalılığı bırakın hafiflemeyi son petrol zamlarından dolayı arttıkça artacak, marketlerde etiketler haftalık değişmeye başladı bile. Zaman Reis’in aleyhine işliyor. Eğer şapkadan tavşan çıkarmazsa yenilgi adım adım geliyor.
Ha diyeceksiniz ki, kaybedince koltuğu bırakır mı?
Kolay olmayacak biliyorum ama yaşayıp göreceğiz…
İŞİNE BAK İSO, ÖNÜNDEN YE…
İstanbul Sanayi Odası (İSO) hayvancılık sektörü raporu yayınlamış ve Karadeniz’in coğrafi yapısı ve geniş otlak (!) alanlarının küçükbaş hayvancılık açısından Trabzon, Rize, Artvin ve Gümüşhane gibi illerin potansiyel bir alt yapıya sahip olduğunu belirtmişler!
İstanbul’dan Karadeniz için hayvancılık raporu hazırlıyor Sanayi Odası, bizim odalar suspus oturuyor. Küçükbaş hayvan yetiştirilebilirmiş bizim yörede, koyun, kuzu, keçi…
Akıla bak akıla…

Bizim yöre hep dik ve bayırlı. Buraların koyunu, kuzusu, keçisi hep pazulu, kaslı ve hali ile eti pek lezzetsiz. Karadeniz’de nerede ova, nerede mera?
Zorlan bizi ahıra sokacaklar…
Ayrıca niye derdiniz “küçük” baş?
“Küçük” baş varsa, “büyük” baş da olmalı.
Ama önemli olan “ağır” baş olmak, anlatabildim mi İSO.
Önünüzden otlanın…
ŞEMDİNLİ GÜZELLEMESİ…
Ne Şemdinli imiş arkadaş öve öve bitiremiyorlar.
Aslında Trabzon Büyükşehir Belediyesinin Şemdinli’ye spor salonu adı altında belediye bütçesinden para aktarımını yasallaştırıyorlar. Ahmet Metin Başkan da sabah akşam “kararın arkasındayız” diyor.
Kardeşlik protokolü imzalamışız!
Anneden mi babadan mı kardeş olduk bilmiyoruz ama kentin çoğunluğu Trabzon halkının parasının Şemdinli gibi düğünlerinde kilolarca altın takılıp eğlencelerinin tavan yaptığı bir yere aktarılmasına şiddetle karşı, Ahmet Başkan anlıyormusun?

Tamam, anlıyoruz kardeş şehir protokolünde “belediyeler arasında işbirliği anlayışının geliştirilmesi, bilgi ve deneyim paylaşımının, karşılıklı teknik yardımlaşmanın artması, kimi zaman bölgesel ya da kentsel gelişimin sağlanması, kimi zaman da barışın egemen kılmak amacıyla her iki şehir arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi açısından işbirliği” yazıyor. Özetle kardeş şehirler; coğrafi olarak uzak yerleşim alanlarının, dostluk, kültürel ve ticari alışveriş amacıyla oluşturdukları birlikteliktir.
Ama gidip Şemdinli’ye “Trabzon size kurban olsun, yapalım bir spor salonu sevabına” demek değildir! Bunu merkezi hükümetler yapar! Gelir bir müfettiş (ilerde) size zimmet çıkarır, “kentin harcaması gereken bir parayı, başka bir kente gömmüşsünüz” hesabıyla. Bakın bugünden hatırlatıyorum, kulağınıza küpe olsun. İlerde canınız yanacak.
Yol yakınken, bırakın yaptığınız işin doğruluğunu anlatmayı da, dönün yanlış yoldan…
26 KİLO ALTINI OLAN BÜROKRATA AF…
Ey güzel ülkemin güzel insanları, görüyor musunuz düştüğümüz halleri?
Sen ay sonu kiranı nasıl ödeyeceğini düşün, çocuğuna nasıl defter kitap alacağını düşün, harçlığını düşün birileri hep küpünü doldursun. Doldursun da ben asıl kim bilir kimlerde ne paralar var ortaya çıkmayan, diye de düşünmüyorum değil…

Evinde kasada 26 kilo külçe altın ve yüksek miktarda döviz çıksın, Savcılık soruşturmasında sadece bunlar değil üzerine kayıtlı 12 gayrimenkul olduğun belli olsun, Batman’da emekli olmadan üç ay öncesinde mercimek fabrikası satın aldığın oraya çıksın ve hatta Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı “geliri ile orantılı olmayacak şekilde mal varlığı edindiği, bazı mallarını gizlediği ve şüpheli banka hareketlerine sahip olduğunu” bildiren bir rapor hazırlasın ama tutuklu bulunan hapishaneden, mahkeme kararı ile tahliye edil!
Ne güzel değil mi?
Değil dostlar, değil. Baba oğul sıfırlama telefon kayıtları dinlemiş bir nesil için bize sürpriz sayılmıyor.
Görüyor musunuz, siz uğraşın İmamoğlu çetesi diye, arkadan kilo kilo altınlar aklanıyor…