Günlerdir etrafımızda süren savaşın gölgesinde normal hayatımıza devam ediyoruz. Gündüz mesaimizi tamamlayıp akşam televizyonun karşısına geçiyor, savaşla ilgili gelişmeleri adeta canlı bir program izler gibi takip ediyoruz. Bir taraftan da yaşananlardan ders çıkarmaya çalışıyoruz.

Etrafımızda olup bitenlere baktıkça bir gerçeği de görmezden gelmememiz gerekiyor. Bu ateşin bir gün bizi de bulabileceği ihtimalinin hiç de uzak olmadığını görmek ve buna göre hareket etmek zorundayız.

Ortadoğu’ya baktığımızda bugün için en güvenilir ve yaşanabilir ülkenin Türkiye olduğu konusunda sanırım çoğumuz hemfikiriz. Bir zamanlar zenginliğin ve ihtişamın sembolü olarak gösterilen Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkeler; ultra lüks yaşamın vitriniydi. Tatil için dünyanın dört bir yanından insanların akın ettiği bu ülkeler bugün ise füzelerin gölgesinde anılıyor. Havaalanları açık olsa, insanlar neredeyse birbirlerini ezecek şekilde kaçmanın yollarını arayacak.

Bu savaş bize bir gerçeği daha gösterdi. Ülkesini beğenmeyip yurt dışına gidenlerin bir kısmı bugün geri dönebilmek için konsolosluk kapılarında yardım arıyor. Çünkü kriz zamanlarında insanın aklına gelen ilk yer yine kendi vatanı oluyor.

Elbette içeride güllük gülistanlık bir hayatımız da yok maalesef. Daha yeni güncellenen trafik cezaları bile vatandaşın nefesini kesmeye yetiyor. Bir APP plaka tartışması günlerdir ülke gündemini meşgul ediyor.

Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı ve günlük yaşamın getirdiği türlü zorluklar içerisinde insanlar zaten geçim derdiyle boğuşurken, üzerine gelen her yeni yük ister istemez toplumda bir bunalmışlık oluşturuyor. Vatandaşın beklentisi aslında çok basit; biraz nefes almak, biraz rahatlamak ve geleceğe daha güvenle bakabilmektir.

Ama bütün bunlara rağmen büyük resme baktığımızda inkâr edilmeyecek bir gerçek var. Etrafımızdaki coğrafya adeta ateş çemberine dönmüşken Türkiye hâlâ ayakta duran, düzenini koruyan ve insanına güven veren bir ülke olmayı sürdürüyor.

Belki içeride tartışmalarımız var, eksiklerimiz çok, çözmemiz gereken sorunlarımız var ama yine de üzerinde yaşadığımız bu topraklarda; hâlâ güçlü bir devlet düzenimiz var, umut var. Hâlâ yarınlara dair bir güvenimiz var.

Bu yüzden bugün yapılması gereken en önemli şey, hamasi sözlerin arkasında saklanmak değil; ortak aklı, birliğimizi ve gücümüzü büyütmektir. İçeride kavga ederek değil, eksiklerimizi görüp tamamlayarak; birbirimizi tüketerek değil, birbirimize omuz vererek ayakta kalabiliriz. Çünkü bu coğrafyada ayakta kalmanın bedeli de ağırdır.

Tarih bize defalarca göstermiştir ki; güçlü olan ayakta kalır, hazırlıklı olan geleceği kurar, zayıf olan ise başkalarının yazdığı kaderi yaşamak zorunda kalır. Bu yüzden bugün yapılacak en doğru şey, şikâyet etmekten ziyade güçlenmeye odaklanmalıyız. Çünkü bu topraklarda huzur içinde yaşamak istiyorsak, bugünden güçlü olmak zorundayız. Kalın sağlıcakla.