Gazetecilik hayatım boyunca çok olaylara şahit oldum, çok şeyler dinledim ama böylesiyle ilk kez karşılaştım.

Kimi zaman insanların başarı hikâyelerine tanıklık ettim, kimi zaman da yürekleri dağlayan acılara.

Ama geçenlerde dinlediğim bir olay karşısında ne diyeceğimi bilemedim.

İnanın nutkum tutuldu.

İnsan bazen duyduklarına inanamıyor veya yaşanan mucizeler karşısında akıl tutulması yaşıyor.

Hatta duyduklarını mantığıyla açıklamakta zorlanır.

İşte bu yaşanan tam da öyle bir olaydı.

Trabzon'un tanınmış ve çok sevilen benim de çok sevdiğim ve saygı duyduğum iş insanlarından Yusuf Rizeli abimiz yaklaşık 4 yıl önce evinde rahatsızlanıyor.

Kalp krizi geçiriyor.

Hastaneye kaldırılıyor.

Doktorlar seferber oluyor.

Tüm müdahaleler yapılıyor.

Ancak sonuç değişmiyor.

Yusuf abinin hayatını kaybettiğini açıklıyorlar.

Yakınları büyük bir acı içerisinde.

Cenaze hazırlıkları başlıyor.

Kimler aranacak, cenaze namazı hangi camide kılınacak, defin işlemi nerede yapılacak?

Herkes bunun telaşın içerisinde acıyla birlikte bir koşuşturmanın peşinde.

Yusuf abi ise hastanenin morgunda, soğuk mermerin üzerinde son yolculuğunu bekliyor.

Tam iki saat boyunca...

Sonra akıllara durgunluk veren o mucizevi olay yaşanıyor.

O sırada hastanede ölen başka bir şahsın cesedi morga bırakıldığı sırada görevliler içeriden bir öksürük sesi duyuyor.

Önce kulaklarına inanamıyorlar.

Çünkü ses, iki saat önce öldüğü açıklanan ve soğuk mermerler üzerinde yatan kişiden geliyor.

Yani Yusuf Rizeli’den.

Korkarak ve sessizce yanına yaklaştıklarında gözlerini açtığını görüyorlar.

Aman Allah’ın canlandı.

Nefes alıyor.

Hatta konuşmaya çalışıyor.

Bir anda hastane alarma geçiyor.

Yoğun bakıma kaldırılıyor.

Ve yeniden hayata döndürülüyor Yusuf abi.

Ve bugün aradan geçen üç yıla rağmen sağlıklı bir şekilde yaşamını sürdürüyor.

Ömrün çok uzun olsun Yusuf abi.

Bu olayı bizzat kendi ağzından dinledim,

Anlattıkları karşısında uzun süre sessiz kaldım.

"Ben öldüm, sonra da ölmekten vazgeçtim" diyor.

"Öldüğüm süre içerisinde öyle şeyler gördüm ki, Allah bana yol ayrımından nasıl geri döndüğümü gösterdi."

Vallahi şaşkınlığımı dinleyemedim.

Köylüsü Yusuf Turgut ile dinledik olayı, ikimiz de kalakaldık öyle.

Yusuf abi bunu yazabilir miyim dedim, sağ olsun yaz dedi.

Trabzon’un sevilen, sayılan beyefendisi Yusuf Rizeli’nin yeniden aramızda olmasından inanın o kadar mutluyum ki, çünkü iyiler yaşamalı dedim kendi kendime.

Yusuf abinin “Öldüm sonra vazgeçtim” deyip hayata dönme hikayesini dinleyince insanı derinden sarsılmaması mümkün değil.

Bilim bu olayı nasıl açıklar bilmiyorum.

Tıp dünyasının buna vereceği cevaplar elbette vardır.

Ancak bazen insanın karşısına öyle hadiseler çıkar ki, rakamlar, cihazlar ve teşhisler yetersiz kalıyor.

Çünkü hayatın sahibi insanoğlu değildir.

Bir nefesi veren de alan da Allah'tır.

Belki bu yaşanan bir mucizeydi.

Belki ilahi bir hikmet.

Belki de Yusuf Abi’ye bahşedilmiş verilmiş ikinci bir ömürdür.

Bunu en iyi Allah bilir.

Fakat beni düşündüren başka bir taraf daha var.

Ya o sırada başka biri ölmeseydi?

Ya o öksürük duyulmasaydı?

Ya görevliler biraz daha geç gelseydi?

Ya hayata yeniden dönmek isteyen bir insanın sesi kimsenin kulağına ulaşmasaydı?

İşte bu soruların cevabı insanın içini ürpertiyor.

Bu olay bana bir gerçeği yeniden hatırlattı.

Hayat dediğimiz şey bir nefes kadar yakın, bir nefes kadar uzaktır.

Bugün planlar yapıyoruz.

Yarınları konuşuyoruz.

Fakat kaderin hangi sayfayı ne zaman açacağını bilmiyoruz.

Belki de bu iş insanının yeniden yaşama dönüşünün sırrı tam burada saklıdır.

Allah Yusuf abiye henüz tamamlanmamış bir ömür vermişti.

Belki daha yapacağı iyilikler vardı.

Belki dokunacağı hayatlar vardır.

Belki de anlatacağı bu büyük dersler.

Çünkü bazı insanlar ölümü görmek için değil, ölümün ne kadar yakın olduğunu bize göstermek için geri dönerler.

Ve bazen bir öksürük sesi, binlerce kelimeden daha büyük bir hakikati anlatır.

Sen çok yaşa Yusuf abi.