Ne çabuk geçiyor günler! Ramazan ayının ilk on günü geride kaldı, baksanıza. On gündür başka bir hal başka bir ruh iklimi içindeyiz. Her zaman alışık olduğumuz kahvaltılar yok. Kahve keyifleri yok! Başka birçok şeyin olmadığı gibi…
Vücut ve zihin bir şaşırtmacayla karşı karşıya.
Tatlı bir durgunluk var.
Bir yavaşlama hali, bir olgunluk…
Hatta ve hatta korunuyormuş hissi.
Bir fanusun içinde ya da anne karnında gibi…
Evet, sevgili Oruç hoş geldin!
Tam da değişikliğe ihtiyaç duyduğumuz zamanda geldin!
Normal vakitlerde fark edemediğimiz birçok şey, umarım seninle anlaşılır olur.
İyi ki geldin!
***
Oruç ayında iyi ki diyebileceğim başka bir şey daha var.
O da ilahiyatçı Prof. Mehmet Okuyan hoca.
Geçen Ramazanlarda olduğu gibi bu Ramazanda da açıklamalarıyla gündemde.
Çarpıcı, net, ezber bozan!
Ekleme /çıkarma yapmadan, olduğu haliyle…
Kinayeli, iğneleyici anlatıyor biraz da…
‘Orucu bozan şeylere’ verdiği yanıta bakar mısınız?!
Diyor ki hoca, orucu bozan şeylerden önce, oruç neye bozulur onu konuşmak lazım.
“Oruç, yalana bozulur, iftiraya bozulur, haram yemeye bozulur, adaletsizliğe bozulur, garibanla ilgilenmemeye bozulur.
O kafaya göre, bir lokma ekmek yemek orucu bozar.
Aynı kafa, akşama kadar, milletin hakkını hukukunu yer, yedi sülalesine de yedirir fakat orucu bozulmaz!!!”
***
Mehmet Okuyan gerekeni söylüyor.
Günlük hayattan, henüz tanık olduğumuz bir olayı aktararak, bitirelim bu haftaki yazımızı.
Market alışverişini tamamlayan genç bir adam, çok kısa bir zaman sonra geri dönüyor.
Kasiyer kıza, ‘Para üstünü fazla vermişsiniz, sana hak geçmesin’ diyor.
Hesap tekrar kontrol ediyor. Aldığı fazla parayı iade ediyor ve gidiyor.
Sana hak geçmesin!
İnsanın içini ferahlatan bir cümle olduğu kadar, mutluluk veren bir tanıklık da ayrıca.
Ne diyordu, Taşacak Bu Deniz dizisindeki Oruç “Yok değil, var…”
Ne var?
Umut var!
Daha ne olsun!