İran halkı, 28 Aralık’tan buyana sokaklarda. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle Tahran’da başlayan tepkiler tüm ülkeye yayılmış durumda. Bunlar, bildiğiniz, takip ettiğiniz şeyler. Sizleri biraz daha eskiye götürmek istiyorum. Yine Tahran’a, hikayenin başladığı yere! Bu kez bir çocuk anlatıyor neler olup bittiğini. Bir filmin başrolü olan bir çocuk bu.

Filmin adı, Persepolis. Fransız yapımı bir animasyon filmi.

Yıl 1978, yer Tahran, devrimden bir yıl önce.

Marjin adında küçük bir kızın ağzından anlatılıyor her şey!

Şah rejiminden rahatsız bir ailesi var Marjin’in.

Şah’ın gitmesini istiyor, daha demokratik bir ülke hayal ediyorlar.

Marjin hayal dünyası geniş bir çocuk, olup bitenleri Allah ile konuşuyor.

Hayal kuruyor: Herkes her gün bir iyilik yapmak zorunda olsun! Fakirler her gün kızarmış tavuk yesin!. Anne babası ve amcasının yanı sıra, hayallerini anlattığı bir büyükannesi var.

Sokaklarda, halk yığınları ‘kahrolsun şah’ diye yürüyor.

Baba, küçük kızına Şah’ın babasının nasıl biri olduğunu şöyle anlatıyor: “Şahın babası(Rıza Şah Pehlevi) Atatürk gibi olacağım ve burada bir Cumhuriyet kuracağım” dedi. Bu İngilizlerin çıkarına ters düştü. Ona cumhuriyet kurmak yerine imparator olmayı teklif ettiler. “Tüm güç sende olur. Üstelik din adamları cumhuriyete karşı.” Ne yapmalıyım diyen şahın babasına: ‘Sen petrolü bize ver. Biz gerisiyle ilgileniriz’ dediler. Rıza Pehlevi bu yönlendirmeyle, kendini kral ilan edip, halka: ‘size ait olan her şey bana aittir’ diye seslendi.”

Persepolis filminde, bir diktatör olmasına rağmen İran’ı modernleştirdiğinden de söz ediliyor Şah Pehlevi’nin.

Ancak Marjin’in dedesinin her şeyini elinden alıyor ve onu hapse atıyor.

***

Şah’ın oğlu, Muhammet Rıza Pehlevi’nin yönetimindeki ülkeyi ise sokak olayları, özgürlük sloganları ve ölümlerle anlatıyor film.

Çocuklar, hapisten çıkanların işkence hikayelerini dinliyor. Eşit bir toplum hayali var.

‘Yeni gelen yönetim Şah’tan daha kötü olamaz!’ diye düşünüyorlar!

İslam devrimi oluyor!

Karşı devrimciler, tehditler savuruyor.

Tutuklamalar, idamlar devam ediyor. İki yıl sonra şartlar iyice ağırlaşıyor: Başörtüsü mecburiyeti, savaşa yönlendirilen gençler…

Liyakat olmadan, sırf rejim yanlısı olduğu için, belli mevkilere getirilen yöneticiler!

Bu durumun yarattığı olumsuzluk halkı eziyor!

Kimi insanlar, yurt dışına kaçıyor.

Irak’ın İran’a saldırmasının ülkeyi nasıl etkilediğine de yer veriliyor. Marjin’in evi vuruluyor, amcası idam ediliyor! Film, Marjin’in Viyana’da bir Fransız okuluna gönderilmesiyle devam ediyor. Orada bir kimlik çatışması yaşıyor. İranlı mı, yoksa Fransız mı Marjin?!

Yıllar geçiyor, yurtdışında birçok zorluk yaşıyor.

Hasta ve mutsuz bir şekilde memleketine dönüyor! Ülkesini, sekiz yıl süren savaşın bittiği ve milyonlarca insanın öldüğü haliyle buluyor!

Tahran sokaklarında gezerken, sokaklara verilen şehit isimleriyle karşılaşıyor. Çarpıcı bir tespit, yapıyor: “ Sokaklara, savaşta şehit düşenlerin adlarını veriyorlar. Ailelerine, kalan tek şey bu: Sokak isimleri! Şimdi sokaklarda yürümek, bir mezarlıkta gezinmeye benziyor!”

Filmin sonunda Marjin, Fransa’ya gidiyor ve orada yaşıyor!

Ne yazık ki film devam ediyor!

Bu yazıyı kaleme aldığımda, İran’da ölenlerin sayısı 16 Bin 500 olarak, açıklanıyor!