Tarih eğer ondan ders alınırsa en önemli bilim dalı olduğunu müspet bilim insanları da kabul eder. Zira tarih insanlığın var oluşundan itibaren olan biteni hep dağarcığında saklı tutar. Son yüzyıllarda tarih bilimciler eğer tarihten ders alınmış olsa idi tekerrür etmezdi sözünde birleştiler.
           
Buradan Trabzonspor’un ya da Trabzon sporunun çok kısa sayılabilecek tarihini bilmeden yaşananlardan ders alma yeteneği ya da erdemi olmadan, onu yönetmeye kalkanların ulaştığı sonuçtur bu olanlar. Ve yine teknik adamlığına soyunduğunuz takımın başarısında başrol oynayan teknik adam ve de o dönemin futbolcu karakterini iyi etüt etmeden, bilgi ve de birikiminiz onu yönetmek için yeterli değilken yönetmeye kalktığınızda o sorumluluğu size veren ya da siz kendiliğinden hangi iyi şeyin olmasını beklemeye hakkınız var.
          
Enteresan olan Trabzonspor’un tüm gerçeklerine rağmen bu kısır döngü hep devam ede geldi. Yıllardır az gelişmişlik tuzağından bir türlü kurtulamayan ülkemizin sporuna birde siyaset karışınca, artık onu tut tutabilirsen. Demem o ki seçilenler seçildikleri yer bilgi ya da ilgi alanlarının dışında olsa bile, seçildikleri an her şeyi artık onlar bilir hale gelmelerini bir türlü engelleyemedik. Hal böyle olunca el yordamı ya da kervan nasılsa yolda düzülür mantığı ile yönetilince kulübün geldiği noktaya sürpriz demek haksızlık olmaz mı? 
        
Sonuç olarak bu tarih, futbolda Anadolu devrimi gerçekleştirip altı kez (gasp edilenler hariç) şampiyonluk ve bir sürü kupayı kazandığını yazdığı gibi, artık bu takıma şehir küçük geliyor İstanbul’a taşınalım diyenleri de yazdı. Ve yine zengin bir başkanı ele geçirip alt yapıdan vazgeçip onun parası ile transfer yaparak günü kurtaranları da yazdı. Başarısızlığın rutin hal aldığı yıllarda kulübü borçlanarak büyütüp başarının o sihirli formülle geleceğini uygulayanlarla, kulübü ekonomik olarak batırdınız deyip onun başkanını mahkemeye veren yeni başkanın kulübü iki kat daha borçlandırdığını da yazdı. Kulübe siyaseti sokarak camiayı ve de özellikle taraftarı bölüp bir kısmını hepten maçtan soğutanları da yazdı. Hele bu başkan gitsin gerisi ne olursa olsun deyenleri de, yeni gelenin gidenin kravatlısı diyenleri de yazdı. Attığı gollerle tarihe geçeni de, mecbur kaldığı için geçleri oynatanları da, verim alamayınca onları kulübesine gömülüp sahada yalnız bırakanları da yazdı.
        
Sonuç olara bitime iki maç kala Bosingwa ve de Onur’a izin verip sadece bu iki sporcunun mevkiinden beş kol yememize seyirci kalanları da yazdı. Nihayet formasını ve de eldivenlerini sahada bırakıp, başkanın gönderdiği uçağa binmeyeni de, kaptanlık bandını iade edeni de yazdı. Daha da önemlisi tüm bunları seyreden yöneticiler ile birlikte elbette alınan farklı skorları müspet ya da menfi hepsini hafızasına kaydetti. Tarih öyle bir ilim dalıdır ki sırası geldiğinde kim ne yaptı ise onları kaydettiği hafızasından çıkarıp bir bir o kişilerin önüne koyar.
         
Ve siz ya da biz kulübe emeği geçen ya da emeği geçtiğini zannedenler, kulüp yöneticiliğini kendi ekonomik ve de siyasi ikbal için kullananlar, kısaca hepimiz. Çok kısa özetini verdiğim kulübümüzün tarihinde ki hangi satırlarında yer aldığını ister vicdanın rahat isterse yüzün kızarmış bir şekilde gör. Eğer gerçekten Trabzon sporlu isen bu kısacık tarihten ders al ya da ders alınmasını sağla ki bu kötü örnekler bir daha tekerrür etmesin. Yoksa tarih ne sizleri ne de bizleri asla affetmeyecek.