NATO’nun Kalbi Beştepe’de Attı. Türkiye, tarihe geçecek önemli bir diplomasi trafiğine ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Beştepe’de gerçekleştirilen kritik NATO toplantısında 33 ülkenin lideri bir araya geldi. Dünyanın güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği, savaşların ve bölgesel krizlerin arttığı bir dönemde bu toplantının Türkiye’de yapılması, ülkemizin uluslararası siyasetteki ağırlığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Türkiye, NATO’nun en büyük ve en güçlü ordularından birine sahip olmasının yanında; Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Balkanlar arasında stratejik bir köprü konumunda bulunuyor. Enerji koridorlarının güvenliği, göç yönetimi, terörle mücadele ve bölgesel istikrar söz konusu olduğunda Türkiye artık sadece bir müttefik değil, çözümün merkezindeki ülkelerden biridir.

Toplantının en dikkat çeken başlıklarından biri ise Avrupa Birliği ile ilgili verilen mesajlardı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın; “AB, üye olmayanları dışlamayı bırakmalı. İş birliği mümkünken dışlama bölünmeye yol açar.” sözleri, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın geleceğine yönelik önemli bir uyarı niteliğindeydi.

Avrupa ordularında ana güç Türkiye

Bugün düşündürücü bir tabloyla karşı karşıyayız. Türkiye, NATO’nun en önemli üyelerinden biri olarak, Avrupa’nın güvenliği için büyük sorumluluk üstleniyor. NATO üyesi olan birçok Avrupa ülkesi aynı zamanda Avrupa Birliği üyesiyken, Türkiye yıllardır çeşitli siyasi gerekçelerle AB’nin dışında tutuluyor. Güvenlik söz konusu olduğunda Türkiye’nin desteğine ihtiyaç duyulurken, üyelik konusunda aynı yaklaşımın gösterilmemesi doğal olarak çifte standart tartışmalarını da beraberinde getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; “Türkiye savunmada büyük atılım yaptı.

Savunma harcamalarını artırıyoruz.

Türkiye NATO’ya güçlü katkılar veriyor.

Savunmada müttefiklerin uyguladığı kısıtlamalar kaldırılmalı.” ifadeleri de toplantının öne çıkan mesajları arasındaydı.

Son yıllarda yerli ve millî savunma sanayiinde elde edilen başarılar, Türkiye’yi yalnızca kendi güvenliğini sağlayan bir ülke olmaktan çıkarıp müttefiklerine katkı sunan önemli bir aktör haline getirdi.

‘Hürmüz’ü temizlemeye de Ukrayna barışına da talibiz’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın toplantıda dile getirdiği; “Hürmüz’de gerekli katkıyı veririz. Hürmüz Boğazı mayınlardan temizlenmeli.

Ukrayna vizyonunu destekliyoruz.

Rusya’yı barışa yönlendirmeye çalışacağız.”

açıklamaları ise Türkiye’nin sadece askerî gücüyle değil, diplomatik ağırlığıyla da öne çıktığını gösterdi. Türkiye, savaşın tarafı olmadan barışı savunabilen, gerektiğinde arabuluculuk yapabilen sayılı ülkelerden biri olmayı sürdürüyor.

Tam da bu noktada şu soru akıllara geliyor: Avrupa’da bazı ülkeler, Türkiye’nin yükselen etkisinden rahatsız mı? Özellikle İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin, Türkiye’nin güvenlik mimarisindeki vazgeçilmez rolünü artık daha net görmesi gerekiyor. Çünkü bugün Avrupa’nın doğu sınırlarının güvenliği, Karadeniz’in istikrarı, enerji arz güvenliği ve düzensiz göçle mücadelede, Türkiye’nin katkısı olmadan kalıcı çözümler üretmek oldukça zor görünüyor.

Bu zirvenin bir başka önemli boyutu ise Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkiler oldu. ABD Başkanı Donald Trump’ın toplantı öncesi ve sonrasında yaptığı açıklamalar dikkatle takip edildi. Özellikle F-35 programı ve jet motorları konusunda Türkiye’ye yeşil ışık yakılması, iki ülke arasındaki savunma iş birliğinde yeni bir dönemin başlayabileceğine dair beklentileri artırdı. Elbette bu sürecin nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek, ancak Washington’un Türkiye’nin stratejik önemini yeniden güçlü şekilde değerlendirdiği görülüyor.

Savunma Sanayi’nin gelişimi..

Toplantı kapsamında savunma sanayi alanında imzalanan yaklaşık 350 milyon dolarlık anlaşmalar ve Türk savunma sanayi ürünlerine gösterilen yoğun ilgi de Türkiye’nin yalnızca diplomatik değil, teknolojik ve ekonomik anlamda da yükselen bir güç olduğunu ortaya koydu. Artık savaşların kaderini sadece asker sayısı değil; teknoloji, üretim kapasitesi ve savunma sanayi belirliyor. Türkiye de bu alanda söz sahibi ülkeler arasında yerini sağlamlaştırıyor.

Bugün NATO yeni bir güç dengesi kurmaya çalışıyor. Siber güvenlikten yapay zekâya, enerji güvenliğinden uzay teknolojilerine kadar uzanan yeni tehditler karşısında ittifakın güçlü, güvenilir ve kriz yönetebilen ülkelere ihtiyacı var. Türkiye ise coğrafi konumu, askerî kapasitesi, diplomatik tecrübesi ve savunma sanayiindeki atılımlarıyla bu yeni dönemin en önemli aktörlerinden biri olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Beştepe’de gerçekleştirilen bu tarihi toplantı, yalnızca bir diplomasi zirvesi değil; aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası sistemdeki ağırlığını ve küresel güvenlik mimarisindeki stratejik konumunun ilanıdır. Karadeniz’den Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Akdeniz’e uzanan geniş coğrafyada barışın, istikrarın ve güvenliğin konuşulduğu her masada artık Türkiye’nin sözü daha güçlü dinlenmektedir.

Türkiye artış yön veren ülke..

Dünya yeni bir döneme girerken ittifaklar da yeniden şekilleniyor. Bu süreçte Türkiye, gelişmeleri izleyen değil; yön veren, denge kuran ve çözüm üreten bir aktör olarak öne çıkıyor. NATO’nun geleceği konuşulurken Türkiye’yi görmezden gelmek, jeopolitik gerçekleri görmezden gelmek anlamına gelir.

Bugün artık açıkça görülmektedir ki Türkiye, NATO’nun sadece güçlü bir üyesi değil vazgeçilmez bir müttefiktir ve NATO’nun geleceğinde stratejik aklının ve güvenlik vizyonunun ayrılmaz bir parçasıdır. İttifakın güçlü ve etkili bir şekilde yoluna devam edebilmesi de Türkiye ile birlikte hareket etmesine bağlıdır. Türkiye olmadan yeni güvenlik düzeni kurulamayacağı daha net görülmektedir.

Çünkü güçlü ittifaklar, güçlü ortaklarla ayakta kalır; “NATO’nun en güçlü ortaklarından biri de hiç kuşkusuz artık Türkiye’dir.