Ailenin sevilen ve saygı duyulan bireyiydi. Çok iyi hatırlıyorum, göreve geldiğinde kendisini şahsen tanıyan tanımayan fakat aynı soy ismi taşıyan tüm sülale sevinmişti. Pek tabi zamansız gidişine de aynı üzüntü duyuldu. Bir görevde başarısız olursunuz

Ailenin sevilen ve saygı duyulan bireyiydi. Çok iyi hatırlıyorum, göreve geldiğinde kendisini şahsen tanıyan tanımayan fakat aynı soy ismi taşıyan tüm sülale sevinmişti. Pek tabi zamansız gidişine de aynı üzüntü duyuldu. Bir görevde başarısız olursunuz ya da görevde miladınız dolar, kendi isteğinizle vazgeçersiniz bu çok kırmaz insanı. Fakat göreviniz başında tam da zirvedeyken üstüne üstlük bir haksızlığa kurban giderseniz elbette sizin şahsınız kadar sizi sevenler de üzülür yapılan adaletsizliğe. Yaşım çok daha genç ve siyasette bu kadar doygunluğum olmamasına rağmen kendisine yapılan acımasız eleştirilere çok içerlenmiştim o yıllarda. Kimden bahsettiğimi anlamışsınızdır; Ankara Eski Emniyet Müdürü Cevdet Saral... Malum ülkemiz Müslüman bir ülke. Dolayısı ile tarikat ve cemaat oluşumları da oldukça fazla. İnsanların bir cemaat önderine ihtiyaç duymaları son derece normaldir. O liderden feyiz almaları, ona ruhani anlamda akıl danışmaları da kabul edilir bir durumdur. Bunda hiç bir yanlış yoktur. İşte tam da bu noktada Cevdet Saral kendisine gelen istihbaratlar doğrultusunda devletin içine sızmak için o güne kadar görülmemiş farklı yöntemler oluşturan son derece esrarengiz bir kişiliği olan Fettulah Gülen ve cemaatini fark etti. Cevdet Saral’a göre "Cemaatinden olanların kendisinden adeta bir ilahmış gibi bahsettikleri, son derece muhlis, o güne değin görülen hiç bir dinsel literatüre uymayan, kendisine aşırı derece de anlam yükleten “ bir cemaat lideri vardı devletin karşısında. Eski emniyet müdürü Cevdet Saral, bu cemaatin 90 lı yıllar itibari ile TSK, MİT ve Emniyet’e sızarak istihbarat kurduğunu ve devlet içinde paralel bir yapı oluşturduğunu tespit ederek bir rapor hazırladı. Ona göre cemaatin polis içerisindeki ilk adımı 70 li yılların ikinci yarısından itibaren Polis Akademilerinde başlamıştı. 1999 yılında Fettullah Gülen ve cemaatine ait raporunu açıkladığında kızılca kıyamet koptu! O rapordan sonra Hoca Efendi Amerika’ya gitti. Gidiş o gidiş! Bu rapor akabinde 28 Şubat süreci ve patlayan tele kulak skandalı ile Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı, rahmetli Bülent Ecevit'inde Başbakan olduğu aynı yıl içinde görev yaptığı Ankara Emniyet Müdürlüğü görevinden alındı. Sonrasında gelsin soruşturmalar... Bitmek tükenmek bilmeyen suçlamalar, davalar... 1999 yılında susturulan, göz ardı edilen, görmezden gelinen gerçeklerden oluşan o raporla tam da burun burunayız şu an! Cevdet Saral’ın 963 kişiyi dinlettiği için yer yerinden oynayan o yıllarda, bu gün anlıyoruz ki dinlenmeyen tek bir Allahın kulu yokmuş aslında... Bizim Manav Rıza bile paranoyak bir şekilde dinlendiğini idea ediyor. Öyle ki; müşteriden ananas siparişi gelecek diye ödü patlıyor! Tam da seçim dönemine girdiğimiz bu günlerde kıran kırana "derin" bir mücadelenin içindeyiz. Nefes nefeseyiz adeta.  Hedefi devletin ve başbakanın bizzat kendisi olan bu kıyasıya kavga devletin tüm kurumlarında çılgınlar gibi sürmekte. Basın kendisinden olmayan diğer basını, yargı kendisinden olmayan diğer yargıyı, siyasiler kendilerinden olmayan diğer siyasetçiyi, kişiler de kendilerinden olmayan diğer kişileri kıyasıya suçlamaya devam etmekte. Gezi olaylarında demiştim " Kaça bölündüğümüzü ben bile anlamış değilim" diye. Bu defa harbi harbi anlamış değilim. Çünkü bir evde cemaatten de insanlar var, cemaat ile uzaktan yakından ilgisi olmayanlarda. Bir sokakta, bir apartmanda cemaattin içinde bizzat aktif olan komşularda var, cemaatin ne olduğunu bilmeyen komşularda. Olan cemaati siyasi araç olarak görmeyen tamamen maneviyata yönelik çalışan diğer cemaatlere ve halka oluyor. Çünkü herkes ürkmüş durumda. Herkes çekingen. Kendi tarihim gibi sanırım ülke tarihinin de en önemli seçimleri yaşanacak 30 Martta.  Çünkü cemaatin AK Partiden koparak taraf değiştirme durumu söz konusu. Ve bu durumdan CHP’li siyasetçiler çok memnun. Cemaatin onların tarafına geçiyor gibi “  görünüyor” olmasıyla cemaatçi bir CHP ile karşı karşıyayız. Anlayacağınız siyasi ilişkiler ve çıkarlar arapsaçı durumunda. Ortada benim mantığıma tuhaf gelen bir durum daha var. Onca yıl kendisini sumen altı yapan bir oluşum neden aniden ortaya çıkıp kendisini " kötü, acımasız ve zalim " göstermek için bu kadar çabalıyor? Dikkat edin cemaatin hiç bir olumlu ve ılımlı yaklaşımı yok. O kadar muhlis, her konuşmasında iki gözü iki çeşme ağlayan Hoca Efendi tepki alacağını bile bile neden iki elini Yaradan'a kaldırıp" Evlerinize ateşler düşsün inşallah" diye beddua ediyor? Hadi biz geldik milletin gazına diyelim, peki hocaya gazı kim veriyor? İmralıda ki daha da gençleşmiş hali ile musmutlu pozlar verirken, yerine yeni biri mi yaratılmaya çalışılıyor? (İnci'den not: Aziz Yıldırım CAS'a bir uçak dolusu adam götüreceğim dedi. Havasını aldı! CAS'ı tanımadı. UEFA'yı tanımadı. Fenerbahçe'yi mahvetti. Türk Futbolunu perişan etti. Türk seyircisinin gönlünden takımlarına olan coşku dolu bağlılıklarını söküp aldı! Şimdi de çıkan kararı tanımıyor. Dua etsin de askere almasalar bari!)