Kullanım Kılavuzu, Arıza Tespiti ve Garanti Kapsamı Dışındaki Davranışlar Tebrikler. Elinizde, yeryüzünün en karmaşık, en iddialı, en çelişkili ve en fazla bakım isteyen yaşam formlarından biri bulunmaktadır: İnsan.

Bu ürün, milyonlarca yıllık evrim sürecinin ardından piyasaya sürülmüş; ancak ne yazık ki hâlâ deneme sürümüyle çalışmaktadır.

Kullanım kılavuzu yok!

Teknik servis bulunmamaktadır!

Müşteri hizmetlerine ulaşılamamaktadır.

Buna rağmen insan, kendisinin evrenin en gelişmiş modeli olduğundan oldukça emindir.

Ürünün kutusundan genellikle şu özellikler çıkar:

Bir adet ego…

Değişken miktarda vicdan…

Sınırsız merak…

Orta düzey sabır…

Yüksek beklenti…

Düşük şarj kapasitesi…

Ve başkalarının hayatına karışma konusunda fabrika çıkışlı özel donanım!

İnsan ilk başlarda oldukça basit çalışıyordu.

Acıkınca yemek yiyordu.

Susayınca su içiyordu.

Tehlike görünce kaçıyordu.

Üşüyünce mağaraya giriyordu.

Sonra sistemlerine güncellemeler getirdiler…

Mülkiyet.

Para.

Makam.

Statü.

Sosyal medya.

Ve en tehlikelisi:

“Başkaları ne der?”

Bu güncellemeden sonra insanlarda ciddi performans kayıpları görülmeye başlandı.

İnsan artık acıkınca değil, yemek fotoğrafı paylaşılacaksa yemek yemeye başladı.

Susayınca su içmek yerine kahvesini estetik açıdan uygun bir masaya koydu.

Mağaradan çıktı, plaza yaptı.

Sonra plazadan yorulup doğaya kaçtı.

Doğaya gidince de telefon çekmediği için sinirlendi…

İnsanın en büyük hatalarından biri, kendisini sürekli başkalarıyla karşılaştırmasıdır.

Dün bisikleti olan insan mutludur.

Bugün komşusu araba alınca mutsuzdur.

Yarın kendisi araba alınca yeniden mutludur.

Ta ki komşu cip alana kadar…

Böylece mutluluk sistemi hiçbir zaman tam olarak çalışmadı.

İnsan, sahip olduğu şeylerin değerini genellikle kaybettikten sonra anlayan bir canlıdır.

Sağlığı varken şikâyet eder.

Zamanı varken oyalanır.

Sevdiği yanındayken ihmal eder.

Gidince de fotoğraflara bakar.

Bu davranışın teknik açıklaması henüz yapılamamıştır.

İnsan beyninin çok gelişmiş olduğu söylenmektedir.

Doğrudur.

Bu beyin sayesinde insan atomu parçalamıştır.

Uzaya araç göndermiştir.

Organ nakli yapmıştır.

Yapay zekâ geliştirmiştir.

Ama aynı beyin gece saat üçte:

“2014’te bana neden öyle baktı?”

sorusunu da yeniden gündeme getirebilir.

Dolayısıyla işlemci güçlüdür fakat kullanım amacı zaman zaman tartışmalıdır.

İnsan aynı zamanda muazzam bir hafızaya sahiptir.

Özellikle kendisine yapılan kötülükleri unutmama konusunda.

On yıl önce söylenen bir cümleyi virgülüne kadar hatırlayabilir.

Ancak eve gelirken ekmek almayı unutabilir.

Bu, cihazın seçici hafıza özelliğidir.

Kapatılamaz.

İnsan ilişkilerinde ürün oldukça hassastır.

“Bir şeyim yok.”

cümlesi çoğu zaman gerçekten bir şey olmadığı anlamına gelmez.

“Sen bilirsin.”

ifadesi genellikle özgürlük tanımaz.

“Nasıl istersen.”

cümlesi ise kullanım koşullarına göre ciddi riskler içerebilir.

Bu nedenle insanlarla iletişim kurarken yalnızca kelimeleri değil, kaş hareketlerini, ses tonunu, mesajın sonundaki noktayı ve “tamam” kelimesinin kaç harfle yazıldığını da analiz etmek gerekir.

Örneğin:

“Tamam.”

“Tamam”

“Tamammm”

“Tm”

Bunların tamamı farklı diplomatik kriz seviyelerini temsil eder.

İnsanlık bu kadar gelişmiş teknolojiye rağmen hâlâ bu konuyu çözememiştir.

İnsan modelinin bir başka ilginç özelliği de tavsiye verme kapasitesidir.

Kendi hayatı darmadağın olabilir.

Borcu vardır.

İlişkileri karışıktır.

Ne yapacağını bilmiyordur.

Ama siz bir sorun anlatırsanız anında çözüm üretir:

“Ben olsam…”

İşte insanlık tarihinin en tehlikeli cümlelerinden biri.

“Ben olsam.”

Kimse zaten sen olmanı istemedi.

Ama insan anlatır.

Çünkü başkasının hayatı uzaktan her zaman kolay görünür.

Kendi hayatına gelince sistem donar.

İnsan ayrıca doğuştan bir adalet uzmanıdır.

Fakat adalet anlayışı kullanıcıya göre değişebilir.

Kendisi hata yaparsa:

“İnsanlık hâli.”

Başkası yaparsa:

“Karakter meselesi.”

Kendisi geç kalırsa:

“Trafik vardı.”

Başkası geç kalırsa:

“Saygısız.”

Kendisi yüksek sesle konuşursa:

“Ben açık sözlüyüm.”

Başkası konuşursa:

“Ne kadar kaba.”

Bu özellik fabrika ayarlarında mevcuttur.

İnsan, ölümün varlığını bilen nadir canlılardan biridir.

Buna rağmen pazartesi sabahı işe giderken sanki sonsuza kadar pazartesi yaşayacakmış gibi davranır.

Hayatın kısa olduğunu söyler.

Sonra bir akşamını, sosyal medyada hiç tanımadığı iki kişinin kavgasını okuyarak geçirir.

“Vakit çok değerli.”der.

İnsan denen yaşam formunun en şaşırtıcı tarafı belki de mutluluğu sürekli ertelemesidir.

Bir sonraki maaş.

Bir sonraki tatil.

Bir sonraki ev.

Bir sonraki araba.

Bir sonraki hafta.

Bir sonraki pazartesi.

İnsan çoğu zaman hayatı yaşamaz.

Hayata hazırlık yapar.

Sonra bir gün hazırlıklar biter.

Hayat da bitmiştir…

Egosu…

Evet,egosu özellikle tartışma sırasında otomatik olarak devreye girer.Karşı taraf haklı olsa bile sistem şu mesajı verir:

“Bağlantı hatası. Gerçek kabul edilemiyor.”

Bu durumda insan sesini yükseltir.

Çünkü insanlık tarihinde ses seviyesi ile doğruluk arasında hiçbir ilişki bulunmamasına rağmen insan hâlâ yüksek sesle konuşunca haklı olduğuna inanır.

İnsan en çok da kendisini kandırma konusunda başarılıdır.

Bakınız:

“Pazartesi diyete başlıyorum.”

“Bir bölüm izleyip yatacağım.”

“Bu ay kesin para biriktireceğim.”

“Bir daha ona yazmam.”

“Telefonu beş dakika kontrol edeceğim.”

Bunlar insan türünün geleneksel yalanlarıdır.

Kuşaktan kuşağa aktarılır.

UNESCO tarafından kültürel miras ilan edilmesi an meselesidir.

Bütün bunlara rağmen insan tamamen işe yaramaz değildir.

Bazen muhteşem şeyler yapar.

Bir yabancının elinden tutar.

Bir çocuğun gözyaşını siler.

Bir hayvanı kurtarır.

Bir dostunun derdini saatlerce dinler.

Bir şiir yazar.

Bir şarkı besteler.

Bir ağacın gölgesine oturup hayatın güzel olduğunu düşünür.

Sonra eve gidip internet yavaş diye modeme tekme atar.

Sistem işte böyledir.

İstikrarsız.

Şaşırtıcı.

Çelişkili.

Ama çalışıyor.

En azından şimdilik.

İnsan için son bir uyarı:

Bu yaşam formunu uzun süre susuz, sevgisiz ve umutsuz bırakmayınız.

Aşırı hırs sistemde ısınmaya neden olabilir.

Kıskançlık performansı düşürür.

Kin, hafızayı gereksiz dosyalarla doldurur.

Ego, cihazın çevresindeki diğer insanlarla bağlantısını kesebilir.

Düzenli olarak gülmek tavsiye edilir.

Bazen kendine gülmek özellikle faydalıdır.

Çünkü insan denen yaşam formunun bütün kusurlarına rağmen hâlâ en güzel özelliği şudur:

Dünya başına yıkılsa bile ertesi sabah kalkıp çay koyabilir.

Evet,insanın bu gezegende milyonlarca yıldır yaptığı şey ne olduğunu tam anlamadan yaşamak.

Yanlış kararlar vermek.

Sonra onlardan ders aldığını söylemek.

Ve aynı yanlışı bu kez daha özgüvenli biçimde tekrar etmek.Ne kadar bozulursak bozulalım, kendimizi hâlâ “çalışıyor” sanıyoruz.

Şimdilik sistem açık.

Mantık zaman zaman devre dışı.

Ego arka planda çalışıyor.

Vicdanın güncelleme alması bekleniyor.

Umut ise…

Nedense hâlâ çevrim içi.

Herkese mutlu bir hafta diliyorum…