Malum olduğu üzere yine bir seçim dönemiyle daha başbaşayız. Gündemimizi o kadar meşgul ediyor ki siyaset, sanki her sene yeniden yapılıyormuş gibi geliyor bana. Biri bitmeden biri başlıyor gibi… Sürekli aynı konular! Aynı öfkeler, aynı kavgalar ve aynı telaşlar!
Yatıyoruz seçim, kalkıyoruz seçim.
Toplumun neredeyse tüm kesimi 14 Mayıs’a kilitlenmiş durumda.
Hal böyle olunca, 6 ay önce Amerikadayken yapılan senato seçimleri düşünüyorum. Hani doktor Mehmet Öz’ünde aday olduğu seçimler. O dönemde televizyonda Mehmet Öz’ün fotoğrafını görene kadar seçimden bihaber olan bendenizi çok şaşırtmıştı bu durum.
Televizyonlarda en üst perdeden birbirlerini yiyen gazeteciler, haberciler ya da parti mensupları yoktu. Halk deseniz, zaten konunun dışındaydı. Kimse kimseyi incitip, kırıp, dökmüyordu. Eve gelen misafirlerimizden parti yüzünden birbirini yiyen de olmadığı için, ülkede seçim olacağını farkında bile değildim.
Dolayısıyla görünce ‘‘Hadi canım böyle seçim mi olur? Ülkede boydan boya sokakları, caddeleri süsleyen ne bir parti bayrağı, ne bir saat başı sokaktan geçen zangır zangır müzikler eşliğinde geçen adayımız …….. …….. anonsu var!’’
Bünyem alışkın olmadığı için epey bir tuhaf gelmişti bana o gün ki seçimler.
Siyasetçilerin dışında kimsenin umuru değildi senato…
Ertesi gün hiçbir şey yok gibi, sakinlik sükunet devam ediyordu televizyon kanallarında.
Tuhaf şey, dedim…
Bizde öyle mi ya?
Tepedekiler yüzünden hepimiz gergin ve öfkeliyiz.
Yüz yüze yaşadığımız gerginlikler yetmiyormuş gibi, şimdi birde WhatsApp gruplarında yapılan tartışmalar eklendi sinir katsayımıza.
Herkes birbiriyle dalaş halinde!
Herkes birbirine fikrini kabul ettirme derdinde!
Ve herkes karşısındakini suçlama halinde!
Allahım sen sabır ver bu ülkenin kullarına…
Pandeminin başlangıç döneminde bazı siyasetçiler “ Yeni Dünya Düzenine “ geçiyoruz dediklerinde, çok çok az insan bunun ne demek olduğunu sorguladı. Ülkemizin yüzde 99’u bu cümleleri fark etmedi bile. Tıpkı hala fark edilmediği gibi…
4 gün önce Dış İşleri Bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu BM oturumunda yapmış olduğu konuşmada “Tek İnsanlık, Tek Dünya ‘’ kelimelerini duyunca bir kez daha sorguladım…
Nedir bu -Tek İnsanlığın- anlamı? Bilen var mı?
Sürekli bahsedilen - Tek Dünya- bu dünyanın neresindedir?
Neden, Tek Dünya? Bu, Tek Dünya nasıl bir yerdir?
Neden Tek İnsanlık?
Tek insanlık, nasıl bir modeldir?
Tek tipe bürünmek iyi bir şey midir? Yoksa kötü bir şey mi?
Bunların anlamlarını hiç düşündünüz mü?
Yoksa siz de mi farkında değilsiniz konuşulanları?
Seçimler dolayısıyla farklı görüşleri dinliyorum.
Ve soruyorum fikri olan insanlara…
En son hangi kitabı okudun?
-Ben hiç kitap okumam, diyor…
-Tabi maaşlar yetmez, tatile para mı dayanır? Diyor!
Soruyorum -en son nereye, hangi ülkeye tatile gittin?
-Hiç gitmedim, köye giderim, diyor.
-Şimdiki gençler çok değişik, özgürlüklerine çok düşkün, diyor.
Soruyorum, en son ne zaman sinemaya, tiyatroya gittin?
-Ben hiç tiyatroya gitmedim, diyor.
Hiç mi? Diyorum…
-Hiç, diyor.
-Avrupa battı, Amerika battı, kıtlık var oralarda, diyor.
En son ne zaman Avrupa’ya, Amerika’ya gittin, diye soruyorum.
-Ben hiç gitmedim. Televizyonda haberlerde öyle söylüyorlar! Diyor.
Durum tam da bu…
Şimdi siz bu insana ne anlatabilirsiniz?
Elbette anlatamazsınız.
Ha bir de, torpille mevki makam ve para sahibi olmuş birine, profesör de olsa mümkün değil dürüstlüğü anlatamazsınız!
Uğraşmayın!