15 Nisan 2002 tarihinde Karadeniz Gazetesi’nden ayrıldığımızda genel seçim gündemde yoktu. Rahmetli Salih Çamoğlu ile kurucumuz Ahmet Sancak kafa, kafaya verdik ve TAKA Gazetesi’ni kurduk. 19 Ağustos 2002 tarihinde bayilere çıkmadan gazetemiz öylesine benimsendi ki, 1500 Trabzonlu abonemiz oldu.

‘Nasıl yürüyeceğiz’ derken bir anda Devlet Bahçeli’nin çıkışı ile birlikte erken seçim gündeme geldi, hareketlilik başladı. 3 Kasım 2002 sonrasında Türkiye’de yeni bir iktidar işbaşına geldi.

14 Ağustos’ta iktidarda 25. yılını kutlayan AK Parti önce 30 yıl süreyle birikmiş olan tasarruf teşvik fonundaki vatandaşın 7 milyar TL parasını dağıttı.

Sonrasında gecekonduya savaş açıldı. TOKİ marifetiyle birçok dönüşüm yaptı. Her bir aileye 2 artı 1, 3 artı 1 düşük ücretli evler yapıldı. Bürokrasiden çok sayıda isim de TOKİ’nin evlerinden satın aldı.

Sağlıkta muayene ve ilaç kuyrukları bu dönemde bitti, koğuş sistemi tarihe karıştı. Hastalara ve hasta yakınlarına doktor seçme imkanı sunuldu.

Türkiye’de trafik kazalarındaki can kayıpları adeta bir savaş bilançosuna dönmüş idi. Tek şeritli yollar önce duble hale getirildi, ardından otobanların sayısı artırıldı. Köprülerle birlikte tüneller açıldı. Ülke genelinde ve Karadeniz bölgesindeki kara noktalar ortadan kaldırıldı. Trafikteki sürüş konforu artırıldı.

AK Parti ve Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesindeki en önemli mesajı ‘İktidara gelirsek profesyonel orduya geçeceğiz ’sözü idi. Er’ler terörle mücadeleden karargaha çekildi ve Uzman Komandolar, TİM’ler, teknolojiler sahaya sürüldü. Terör örgütü son yıllarda köşeye sıkıştı ve sınır ötesine kaçtı. İçerdeki sayıları 100’e kadar indirildi. Ve PKK sonunda pes etti.

Başörtülü diye kampüslere ve derslere alınmayan akademisyenler Üniversitelerde Dekanlığa, hatta rektörlük görevlerine atandılar. Emniyet ve Asker terfilerinde başörtüsü engel olmaktan çıkarıldı. Başörtülü Vali arkasından Başörtülü İçişleri Bakan yardımcısı oldu.

Türkiye’de iki insansız hava aracı vardı. Onlar da İsrail’den kiralıktı. Şimdi Türkiye yerli ve milli sanayi ile birlikte dünyanın en fazla SİHA üreten ve ihraç eden ülkelerinden birisi oldu.

Bu iktidar döneminde ‘Sakat’ kelimesi lügattan kaldırıldı, sakatlara önce engelli ardından ise özel bireyler dendi. Onlar için hem okullar açıldı hem de eğitim merkezleri. Ayrıca, evden çıkamayan sakatlara ve onlara bakanlara maaş bağlandı.

1994 seçimlerinde Mehmet Ali Şahin İstanbul Fatih Belediye Başkanı seçilmişti. Seçim propagandalarında, ‘Seçilirsem Ayasofya’daki kin kapısını açacağım’ dediği için mazbatasını alamadan Başkanlığı iptal edildi! Tayyip Erdoğan ise Cumhurbaşkanı olarak Ayasofya’yı tamamen ibadete açtı.

Türkiye’de, Medya 4.kuvvetten 1.kuvvete kadar gelmişti. Medya, sendikalar ve iş dünyası ittifak yaptığında hükümetler bir geceler yıkılıyor bir gecede yenisi kuruluyordu. Geçen 25 yılda demokrasiye müdahale eden kurumlar kendi sınırlarına çekildi. Günümüzde iktidara yakın medyanın haberleri de, 28 Şubat 1997 sürecinde Erbakan’a karşı yapılan haberciliğe benzer noktaya geldi.

Suriye‘de Esad rejiminden kaçan 3 milyon Suriyeliye kapılar açıldı. Sayıları 10 yılda 5 milyon ulaştı. Şu anda 2.5 milyonu geri döndü. Şam başta olmak üzere Suriye’nin her yanındaki okullarda Türkiye doğumlu çocuklar okuyor. İş insanları ticaret yapıyor.

Bütün bunların yanında Karabağ’da, Libya’da, Ukrayna ve Rusya savaşında Türkiye barışçıl, arabulucu ülke oldu.

24 yıllık iktidarda AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan çok şey yaptı.

Yapılamayanlar da var.

1- Türkiye’yi inşa eden ve ettikten sonra yorulup emekli olanlara ev kiralarının 25 bin lira olduğu dönemde 23 bin TL emekli maaşı verilmesi kabul edilemez..

2- 24 yıllık AK Parti iktidarında milyonlarca Karadenizli ailenin geçimini sağladığı fındık fiyatı ve alım politikası tamamen Ferrero ve 10’a yakın bölgedeki büyük ihracatçısının inisiyatifine bırakıldı. Buna karşın, ÇAYKUR’un 45 yıldır zararları merkezi bütçeden karşılanıyor.

3- AK Parti 2002 yılında Özal’dan sonra 4 eğilimi kucaklayarak iktidara gelmişti. Şimdi liyakata bakılmıyor. Atamalarda ve görevlendirmelerde ‘Partili mi’ ya da ‘Hangi vakıftan referanslı’ diye bakılmaya başlandı.