Trabzonspor’un Kasımpaşa karşısında kazanmasını elbette hepimiz istiyorduk. Ancak daha ligin ilk maçında baltaları bilemek, takımı yerden yere vurmak, teknik heyetin ipini çekmeye kalkmak neyin telaşıdır?
Biraz sakin olun beyler! Trabzonspor’un önünde çok daha önemli bir sınav var. Perşembe akşamı UEFA Avrupa Ligi Play-Off Turu’nda Ferencváros karşısına çıkacağız. Takımın silkinmeye, toparlanmaya, eksiklerini gidermeye ve asıl gücünü göstermeye ihtiyacı varken, daha yolun başında yapılan ağır eleştiriler kimseye fayda sağlamaz.
Bismillah demeden cenaze namazı kılınmaz!
Evet, takım henüz hazır olmayabilir. Yeni transferlerin birbirine alışması zaman alabilir. Eksikler tamamlanacak, oyuncular arasındaki uyum artacak, oyun sistemi oturacak. Bunların hepsi bir süreç meselesi.
Daha ligin ilk virajında alınan bir beraberlikle kıyameti koparmanın, ortalığı yangın yerine çevirmenin Trabzonspor’a zerre kadar faydası yok.
Eleştiri elbette olacak. Hatalar konuşulacak, yanlışlar gösterilecek, eksikler masaya yatırılacak. Ama eleştiri başka, yıkıcılık bambaşka!
Daha dün göklere çıkardığınız oyuncuları bugün yerin dibine sokmayın. Dün “şampiyonluğun en büyük adayı” dediğiniz takımı, bir maçın ardından “bu takımdan bir şey olmaz” noktasına taşımayın.
Unutmayın; önümüzde kocaman bir maraton var.
Bir puan kaybıyla şampiyonluk gitmedi. Trabzonspor da bitmedi! Freni patlamış araba gibi daha yolun başında yokuş aşağı inmeyin. Bugün öfkeyle söylenen sözlerin, yarın mahcubiyete dönüşmesine izin vermeyin.

Hafta sonu Başakşehir karşısında üç puan gelsin, bugün baltasını bileyenlerin önemli bir bölümü yine bordo-mavili methiyeler düzmeye başlayacak. Çünkü sonuçlara göre sevmek, sonuçlara göre övmek, sonuçlara göre yermek kolaydır. Asıl mesele, kötü günde de Trabzonspor’un yanında durabilmektir!
Bu takım bizim. Bu forma bizim. Bu arma bizim. Daha yolun başındayız. Sezonun ilk haftasında ne şampiyonluk kazanılır ne de kaybedilir. Önümüzde Avrupa’da çok kritik bir maç, ligde ise uzun ve zorlu bir maraton var. Şimdi yapılması gereken baltaları bilemek değil, omuz omuza vermektir.
Biraz sabır… Biraz sağduyu… Biraz destek… FRENE BASIN BEYLER!
Trabzonspor’u daha yolun başında kendi ellerinizle tüketmeyin. Eleştirin ama yıkmayın. Kızın ama vazgeçmeyin. Sorgulayın ama umudu tüketmeyin. Çünkü Trabzonspor’un bugün en çok ihtiyacı olan şey, birbirine düşmek değil; kenetlenmektir. Daha yolun başındayız. Haydi şimdi herkes sakin olsun. Frene basalım, omuz omuza verelim ve Trabzonspor’un arkasında dimdik duralım!
BORCUN MAKBUZU OLMAZ
Bazı insanlar vardır; formayı giyer, sahaya çıkar, terini son damlasına kadar döker ve bir gün o formayı çıkarır. Bazıları ise formayı çıkarsa da Trabzonspor’u üzerinden çıkaramaz. Çünkü Trabzonspor, bir futbol kulübünden çok daha fazlasıdır. Bir çocuğun ilk heyecanıdır. Bir babanın oğluna bıraktığı mirastır. Bir tribünün binlerce insanla aynı anda attığı kalptir. Kısacası Trabzonspor, bu şehrin hafızasıdır.
Geçtiğimiz günlerde TRT Spor ’da canlı yayına katılan Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın, “Trabzonspor bana, benim ona verdiğimden daha fazlasını verdi. Ben hep Trabzonspor’a borçluyum” sözü, aslında meselenin tam merkezine dokunuyor.

Çünkü Trabzonspor’a gönül verenlerin hesabı farklıdır. “Ben kulübe ne verdim?” diye sorulmaz önce. “Bu kulüp bana ne verdi?” diye düşünülür. Gurur verdi. Aidiyet verdi. Bir şehri dünyanın neresinde olursan ol yüreğinde taşıma duygusu verdi. Bugün futbol değişiyor. Paranın dili büyüyor, formaların fiyatı artıyor, futbolcular geliyor ve gidiyor. Başkanlar değişiyor, teknik adamlar değişiyor, düzenler değişiyor.
Ama bazı şeyler değişmemeli.
Vefa mesela… Çünkü futbolculuk biter ama Trabzonsporluluk bitmez. Makamdan inilir ama sorumluluktan inilmez. Forma çıkarılır ama arma kalpten çıkarılmaz. Dün o formanın hakkını veren, bugün de o formaya sahip çıkmayı bilmelidir.
Trabzonspor’un en büyük zenginliği de budur zaten. Burada insanlar yalnızca kupa biriktirmez; hatıra biriktirir. Bir golün sevincini, bir şampiyonluğun gururunu, bir tribünün sesini yıllarca taşır. Çünkü bazı anılar, üzerinden yıllar geçse de eskimez. İşte bu yüzden Trabzonspor’a borçlu olmak ayıp değildir. Tam tersine… Bu borç, insanın ömrü boyunca gururla taşıyabileceği en güzel borçtur. Çünkü bunun ne taksiti vardır ne de son ödeme tarihi. Bazı borçlar para ile kapanır. Trabzonspor’a olan borç ise ancak vefayla ödenir. Ve bazı borçların makbuzu olmaz. Onların karşılığı, yıllar geçse de kalpten silinmeyen bir armadır.
SİLKELEN DEV ADAM!
Trabzonspor’a geldiği günlerde rakip savunmaların korkulu rüyasıydı Onuachu… Uzun boyu, atletizmi, hava hâkimiyeti ve bitiriciliğiyle bordo-mavili formanın içinde başka bir futbolcuya dönüşmüştü. Şimdi ise o Onuachu’dan eser yok! Kasımpaşa karşısında kale sahası içinde iki kez boş kaleye topu gönderemeyen Nijeryalı santrfor, adeta tel tel döküldü. Mesele yalnızca kaçan goller değil. Mesele, sahada eski Onuachu’nun gölgesinin bile görünmemesiydi. Oysa Trabzonspor taraftarı senden mucize istemiyor dev adam. Senden, bildiği Onuachu’yu istiyor. Perşembe akşamı Ferencváros karşısında Avrupa sahnesi kurulacak. O sahnede artık bahane yok. Çünkü bazı maçlar vardır; futbolcuya kendisini hatırlatır. Bazı geceler vardır; kariyerin yönünü değiştirir. Sen o formayı yeniden giyerken ne demiştin, hatırla:

“Trabzon’un verdiği çok farklı duygular var. Southampton’dan ayrılırken şunu dedim; ‘Ya Trabzon, ya hiç.’ Buradaki insanlarla ayrı bir bağ kurdum.” Şimdi sıra o sözlerin gereğini yapmaya geldi. Trabzonspor seni sadece gol at diye getirmedi. Seni, o eski heyecanı yeniden yaşat diye bekliyor. Kale sahasında kaybolan o goller, Avrupa gecesinde geri gelsin.
Omuzlarını dik tut. Rakibin üzerine yürü. Havaya yüksel. Formanın hakkını ver. Silkelen kendine gel dev adam! Trabzonspor’da bazı futbolcular forma giyer… Bazı futbolcular ise o formanın sorumluluğunu taşır. Şimdi bize ikinci Onuachu lazım değil. Bize, Trabzonspor’un Onuachu’su lazım!
BİR SAHA YENİLENİR BİR ŞEHİR UMUTLANIR
Trabzonspor’un büyüklüğü yalnızca Süper Lig’de, Avrupa’da ya da transfer ettiği yıldızlarda ölçülmez. Asıl büyüklük, bu şehrin çocuklarının hayallerine ne kadar sahip çıktığıyla anlaşılır. Bugün ASKF sahasında yapılan yenileme, işte tam da bunun karşılığıdır. Başkan Ertuğrul Doğan’ın talimatı, Asbaşkan Zeyyat Kafkas’ın takibi ve Trabzonspor Tesisler ve stattan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Öztürk’ün çalışmalarıyla amatör futbolun önemli bir eksiği gideriliyor.

Dört soyunma odası, idari alanlar ve malzeme odalarıyla yenilenen tesis, yalnızca bir yapının değişimi değil. Bu, Trabzon’un futboluna verilen değerin somut hali. Çünkü her yıldız, bir gün amatör sahada başladı. Her büyük futbolcunun hikâyesinde, belki de kimsenin görmediği küçük bir saha, eski bir forma ve büyük bir hayal vardı. Trabzonspor bugün o hayallere sahip çıkıyor. Belki bu sahada yarın bir çocuk topa vuracak. Belki o çocuk yıllar sonra bordo-mavili formayı sırtına geçirecek.
Bir saha yenileniyor. Ama aslında mesele saha değil. Mesele, Trabzon’un geleceğine yatırım yapmak.
ÇEKMECELERİ AÇIN, 2011 DOSYASINI ÇIKARTIN
Bazı dosyalar vardır, kapağı kapanır ama hikâyesi bitmez.
Bir çekmeceye konur. Üzeri tozlanır. Zaman geçer. İnsanlar unutur sanılır.
Ama hakikat unutmaz.
AK Parti Trabzon eski milletvekili Prof. Dr. Cevdet Erdöl’ün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımı okurken aklıma tam da bu geldi.
Erdöl, yıllar sonra teknik incelemelerle yeniden gündeme gelen bir saldırı dosyasından hareketle çok basit ama çok önemli bir soru soruyor:
“Demek ki dosyalar yaşlanmıyor!”
Ne güzel söylediniz hocam.
Madem bazı dosyalar yıllar sonra yeniden açılabiliyor, madem bir baz istasyonu kaydı, bir HTS dökümü, bir kriminal bulgu yıllar sonra konuşabiliyor…
O halde 2010-2011 sezonunun dosyası neden konuşulmasın?
Çekmeceleri açın.
Tozu üfleyin.
Belgeleri masaya koyun.
Kim ne söylemiş, kim kiminle görüşmüş, hangi kayıt neyi gösteriyor, hangi belge neden dikkate alınmış, hangisi neden görmezden gelinmiş…
Hepsine yeniden bakın.
Ama bu kez renksiz, formasız, tarafsız bakın.
Çünkü adaletin rengi olmaz.
Adaletin forması olmaz.
Adalet, “Ben sendenim” demez.
Haklı kimse onun yanında durur.
Trabzonspor taraftarının yıllardır istediği de tam olarak budur.
Ne ayrıcalık…
Ne torpil…

Ne de başkasına haksızlık.
Sadece hakikatin ortaya çıkması.
Eğer 2011 dosyası tertemizse, bunu bir kez daha ortaya koyun.
Yok, eğer yıllardır konuşulmayan, görülmeyen, incelenmeyen başka belgeler varsa onları da ortaya çıkarın.
Çünkü bazı soruların üzerinden yıllar geçmesi, o soruları hükümsüz kılmaz.
Tam tersine…
Bazen zaman, üzeri örtülen gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırır.
Sayın Erdöl’ün çağrısı bu nedenle önemlidir.
Çünkü mesele yalnızca Trabzonspor meselesi değildir.
Mesele, “Hakikat gerçekten hakikat midir?” sorusudur.
Ve benim de çağrım açık:
Çekmeceleri açın.
2011 dosyasını çıkartın.
Belgeleri masaya koyun.
Varsa suç, ortaya çıksın.
Yoksa suçsuzluk tescillensin.
Ama artık kimse “O dosya kapandı” diyerek bu şehrin hafızasına perde çekmeye kalkmasın.
Çünkü Trabzonspor unutur mu?
Belki susar.
Belki bekler.
Ama unutmaz.
Cevdet hocaya da buradan bir kez daha helal olsun.
Bazen yıllardır kapalı duran bir çekmecenin anahtarını çevirmek için cesaret gerekir. O anahtarı çevirecek cesaret varsa, çekmeceyi açmanın da tam zamanıdır.