“Söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız. Er ya da geç, borç ödenir.” demiş Valery Legasov. Hani diyorlar ya “nereden nereye… nereden nereye…” diye, bende döndüm bir arkaya baktım. Niye? Çünkü ben yaşadım o zamanı…

25 koca yıl, kolay değil. Bu ülkede 25 yılda zannettiğimizden daha çok Atatürk düşmanı, daha çok cumhuriyet düşmanı, daha çok vatan haini görmedik mi? gördük, hepsi bu vatanda var. Bir de yazmaktan imtina ediyorum ama yazacağım (kusura bakmayın) Bu ülke insanın bir kısmının, bildiğimizden daha cahil, daha aptal ve daha ahlaksızmış onu da gördük.

Bence bundan ders çıkaracağız, dersi almış gibi davranacağız ve önümüzdeki seçimde hazırlıksız yakalanmayacağız.

25 yılda Türkiye çağ atlayıp gelişmiş ülkeler seviyesine gelebilecekken, kaynaklar birilerinin cebine aktarıldı, göstermelik projelerle birileri zenginliklerine zenginlik kattı.

Sevgili dostlar, fatura henüz kesilmedi.

Çünkü rakamlar şu an şeffaf değil…

Faturanın ne olduğunu birileri masadan kalkınca anlayacağız.

25 senede alınacak dersleri cilt cilt yazsak yine az olur.

İnşallah gelecek günlerde, gelecek seçimlerde (pek ihtimal vermiyorum ama yine de demokrasiden umut kesilmez) halkımız 25 senenin borcunu sandıkta öder.

Ayrıca;

Benim umudum Z kuşağından, sizden bizden geçti artık…

SANATEVİNE KAPIYI GÖSTERMEK…

Hafta başı (Pazartesi) Trabzon Sanatevi bahçesinde idik, Sanatevi yönetim kurulunun bildirimini izledik, destek verdik.

Açıklamalardan anladık ki, konu siyasi!

AKP siyasetçileri konuyu kentin Vali’sine ihale etmişler, idam sandalyesine o tekme vuruyor. Sanatevi yönetimi Vali Bey ile görüşmüş, “O bina kamu binası, kamu kurumunun kullanması gerekir. Siz kamu kurumu değilsiniz, boşaltın kamu binasını. Orayı Trabzon Üniversitesi Konservatuarına verdim. Onlarla anlaşın…” cevabını almışlar. (Mealen)

Trabzon Üniversitesi’nin ikametgâh adresi neresi? Akçaabat.

Akçaabat’ta uygun yer bulunamaz mı, ki onlarca atıl kamu binası kullanım için bu üniversiteye verilmişti geçmişte zaten. (Örnek: Tekel binaları…)

Veya kendi kampüsü içinde yeni camiye yer bulan Rektör bir konservatuara bulamaz mı? Bulur elbette ama amaç bina. Yani Sanatevi binası ve bağımsız iç işleyişi!

20 senedir bu binada Trabzon sanatına, kültürüne hizmet vermiş, 16 sene Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali düzenlemiş, binlerce sanat kültür etkinliğine ev sahipliği yapmış, binlerce kültür ve sanat insanına el ayak olmuş Trabzon Sanatevi “kamu” kurumu olmadığı için yani “kamu yararına” bir dernek olmadığı için kamu binasından kovuluyor!

Bunu da kentin Vali’sine yaptırıyor, siyasiler…

Şimdi bugün oturup “kamu” ne demek, “kamu kuruluşu” ne demek, “kamu yararı” ne demek hatta “kamu yararına dernek” nedir uzun uzun yazmak vardı da, değmez bence.

Sadece şunu söylemek yeter, Vali Bey sizi erken unutur bu Trabzon ama “sizin bu sanatseverleri kapıya attıran siyasilerinizi” asla unutmaz, unutmayacak.

Sultan Süleyman’a kalmayan dünya, size mi kalacak?

Okçulara ver okçulara…

EFSANE DAVETİYEYİ GÖRDÜNÜZ MÜ?

Ben şahsen AKP Ordu Aybastı İlçe Başkanını tebrik ederim, sizde edin.

Oğlunu evlendirecek, davetiyeye gelin ve damat fotosunu koyacağına oğlu ve kendisini koymuş! Bence kızlar davetiye düşünürken bunu mutlaka örnek alsın. Hatta kâğıtta boş yer bile bırakmamış, israf niye etsin haklı. (Şirket telefonunu da davetiyenin bir yerine yerleştirmiş)

Şimdi açıyorsunuz davetiyeyi, iki damat görüyorsunuz! Genç olan damat, diğeri AKP İlçe Başkanı, gülmeyin…

Ben ilk davetiyeyi görünce Türkiye ne ara bu hale geldi, erkek birlikteliğine artık onay mı veriliyor? diye kendi kendime hayıflandım, sonuçta namuslu bir ülkede yaşıyoruz yani.

Bir de tamam damadın babası AKP İlçe Başkanı, kız tarafının unvanı ne? “Kapalı Spor Salonu personeli”. Ey Allah’ım ya, gelinin adını yazmayanı, annelerin adını yazmayanı görmüştüm de valla yaparsa AKP yapar. Bunu da gördük ya, ömrünüz bol olsun.

Ne diyelim, hani davetiyenin en üstte “Sevgiyle dolu birlikteliğimizi sonsuzluğa taşıdığımız bu günde” diye başlamışlar ya. Hah işte bende bunu okuyup;

Damat ve babasına mutluluklar dilerim…

Son söz olarak diyorum ki arkadaşlar, bunlara gülün geçin. Biz ne kadar makara yaparsak yapalım, biz ne kadar dalga geçersek geçelim adamların kayığı yüzüyor. Günün sonunda hep onlar kazanıyor. Bakın görün üç ay sonra 2027 model jip altında, kolunda dirseğine kadar bileziklerle gezer gelin hanım. Bizde onun olmadığı davetiyeye güldüğümüzle kalır, kuymağa ekmek banarız. 25 senelik ilerilik bu işte…

KRİZ YOK, OLSA DERDİ…

Yıllardır biriken yanlış politikalar, yapısal reformların ertelenmesi, beton ekonomisine bel bağlanmasının elbette bir sonucu olacak. Küçük küçük derken artık büyüklerine de hazırlanın.

Çünkü artık gizlenecek, süslenecek ya da pansuman tedbirlerle geçiştirilecek bir tarafı kalmadı sistemin. Asgari ücretin alım gücünün buharlaştığı, markete her gidişte etiketlerin değiştiği, orta sınıfın tamamen yok olup alt sınıfa dikey geçiş yaptığı zifiri karanlık bir ortamdayız.

En acısı da ne biliyor musunuz dostlar? Hala “bunlar iyi günlerimiz, daha kötüsü gelmedi” hissinin bünyeye saldığı o kronik çaresizlik.

Çok merak ediyorum, kemer sıkmaktan başka bir şey yapamayan ve soyup soğana çevrilen bu millet ne kadar daha dayanacak?

Öyle bir kitle var ki, kriz geliyor diyoruz, “kriz yok, olsaydı Reisimiz kriz var derdi” diyebilen büyük bir kitle…

Hatta “soğan ekmek yeriz, Reisimizi yedirmeyiz” diyen de büyük çoğunluk var. Soğan dün bizim bakkalda baktım, 70 lira. Hadi gelin bir soğan ekmek hesabı yapalım. 4 kişilik bir ailenin her gün soğan ekmek yemesi durumunda…

Gülüyoruz, ağlanacak halimize.

Bakın tüm dünyaya, kimde 5 sene devam eden bir ekonomik kriz var?

Bizdekine biz kriz diyoruz, siz çöküş anlayın…

ELEKTRİK-SU KESİNTİSİ BİLDİRİSİ…

Başka bir gelişmiş ülke var mıdır bilmiyorum bizim gibi. Elektrik veya su kesintisi için cep telefonlarına bildiri gönderilen!

Ya arkadaş, elektriğinizi kesiyoruz diye bildiri mi olur? Ağustos ayında nedir bu elektrik kesintisi? Bakım yapacaksanız yeni hattı döşersiniz, yeni hat ile kısa bir sürede değiştirirsiniz eskisini. Ya da su için yeni boruyu döşersin, bütün bağlantıları tamamlarsın, sadece su kaynağına bağlanmasını bırakırsın. Bir iki saatte suyu kesip yeni hatta suyu verirsin. Sonra yavaş yavaş diğer hattı toplar gidersin. Ama yok, siz önce hattı kesin sonra yeni hattı döşeyin!

Almanya bizi kıskanıyor, gidin bakın adamlar nasıl konunun uzmanı.

Bir yazı okumuştum, Almanya’nın bir kentinde hatta o kentin bir köyünde yaşayan bir Türk. Bir gün işten çıktım evime gittim diyor, posta kutumda bir mektup. Kâğıtta bir ay sonraki birkaç saatlik su kesintisini bildiren bir özür metni yer alıyor. Vay anasını dedim, herifler medeniyette çağ atlamış. Bizde de saldım bayıra, Mevla’m kayıra. Türkiye de özelleştirilen hangi kurumun rakibi var? Adamlar tek tabanca, firmalar özel ama rakipleri yok.

Yani arkadaşım, bizi öyle bir cendere içine soktular ki, kötü hizmetleri için bu firmalarla olan sözleşmelerimizi iptal edemiyoruz, bu hizmeti başka bir firmadan alamıyoruz!

Tek alternatifimiz elektriksiz ya da susuz kalmak, o da olmuyor..

Kesmeyi de en iyi biz biliriz, yaparsa…

MÜFREDATA “VATAN” EKLEMİŞ YUSUF…

Yok, valla gülmeyeceğim, alıştınız sizde zaten.

Her günü bir konuyu başlığa çeviriyor Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin. Şimdi demiş ki; “Dijital Vatan, Mavi Vatan, Gök Vatan gibi bütün bu kavramları çocuklarımız, gençlerimiz öğrensin diye müfredata yerleştirdik. Bir ay boyunca Yunanistan televizyonlarında tartışma konusu olduk. Tartışma konularından bir tanesi, Mavi Vatan’ın Türkiye’de çocuklara öğretilmesiydi.” demiş…

Görüyorsunuz değil mi, dijital durumumuzu görün işte. Matematik ve fen netleri yerlerde sürünürken, Pisa sonuçları dip yaparken Sevgili Yusuf’un “Dijital Vatan” “Mavi Vatan”, “Gök Vatan” diyerek gezmesi resmen Türkiye simülasyonu.

Yürü Yusuf, kim tutar seni?

Siz anlamazsınız, batı hayranları Kemalistler anlamaz böyle şeyleri. Bakanımızın misyonu sadece kara sınırlarından ibaret olmadığımızı, deniz ve siber dünyada da var olduğumuzu gençlere öğreten bir vizyondur.

Okullara temizlikçi kadrosu bile koyamayan Yusuf, dijital, blue ne varsa tam kadro doldurmuş müfredata.

Yunanistan rahatsız olmuşsa doğru bir iş yapıyorsun Yusuf, devam koçum…

(Eksik gördüğüm bi’şey var Yusuf, mesela Uzay Vatan eksik. Onu da seneye seçim zamanı eklersiniz. Öptüm…)