Pazar akşamı yalnızca bir maç oynanmadı. Türk futbolunun vicdanı bir kez daha tartıya çıktı. Ve ortaya çıkan şey, sadece taraftarının değil, futbolun adaletine inanan herkesin zihninde ağır bir soru bıraktı. Bir takım gerçekten mücadele ederek mi kaybetti, yoksa kaybetmeyi kabullenerek mi sahaya çıktı.
Çünkü bazı yenilgiler doğal görünmez. Bazı maçlar bittiğinde skor tabelası değil, insanların sezgileri konuşur. Futbolun en tehlikeli noktası tam da budur: Güven duygusunun çatlaması.
Gençlerbirliği kümede kalma savaşı verirken sahadaki görüntü, Trabzonspor taraftarının zihninde büyük bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Çünkü Trabzonspor gibi bir kulübün karşısında mücadele gücüyle değil, sanki sonuca razı olmuş bir atmosferin oluşması; yıllardır Anadolu futbolunun onuru diye anlatılan kavramın inandırıcılığını da tartışmaya açtı.
Çünkü Anadolu beyi olmak sadece büyük laflar etmek değildir.Anadolu beyi olmak; şart ne olursa olsun sahada karakter koyabilmektir.Rakibe değil, oyuna sadık kalabilmektir.Mücadeleyi son düdüğe kadar sürdürebilmektir.Trabzonspor yıllarca bunu yaptı.Kimi zaman yalnız bırakıldı.Kimi zaman sistemin dışında tutuldu.Ama yine de mücadeleden vazgeçmedi.İşte bu yüzden Trabzonspor taraftarı bugün yalnızca mağlubiyete üzülmüyor. Asıl kırgınlık, futbolun doğallığına dair oluşan şüphede yatıyor. Çünkü taraftar şunu hissediyor. Eğer bir takım kümede kalmak için bu kadar kolay teslim olunan bir maç bulabiliyorsa, o zaman yıllardır verilen emeğin anlamı nedir?Bu soru ağırdır.Çünkü bu soru yalnızca bir rakibi değil, Türk futbolunun vicdanını hedef alır.
Trabzon insanı yenilgiyi kabul eder. Ama adaletsizlik hissini asla unutmaz. Karadeniz insanının öfkesi biraz da buradan gelir zaten. Çünkü onlar futbola sadece skor olarak bakmaz. Onlar futbolu alın terinin sahadaki karşılığı olarak görür. Ve alın terinin değersizleştiğini düşündükleri anda, futbolun ruhunun öldüğüne inanırlar. Pazar akşamı Papara Park’ın üstünde dolaşan sessizlik işte bu yüzden sıradan değildi. O sessizlikte öfke vardı. Kırgınlık vardı.Ve en önemlisi, güven kaybı vardı. Çünkü taraftar artık sadece rakiplerini değil, futbolun kendisini sorguluyor.
Bir zamanlar Anadolu devrimi diye anlatılan hikâyenin bugün hangi noktaya geldiğini sorguluyor. Mücadelenin yerini hesapların alıp almadığını sorguluyor. Bazı maçların neden olması gerektiği gibi değil de, olması istendiği gibi oynandığını sorguluyor. Belki de en acısı bu. Çünkü futbol; güven olduğu sürece güzeldir. Adalet olduğu sürece anlamlıdır. Mücadele olduğu sürece gerçektir. Eğer bunlar yoksa, geriye sadece doksan dakikalık bir tiyatro kalır. Trabzon insanı, sahada tiyatro görmek istemiyor. Onlar mücadele görmek istiyor. Çünkü bu şehir, tarih boyunca kaybetse bile diz çökmeyen insanların şehri oldu. Belki skor unutulur. Belki sezon kapanır. Ama taraftarın zihninde kalan o soru kolay kolay silinmeyecek.
Gerçekten mücadele mi edildi, yoksa bazı sonuçlar önceden kabullenilmiş miydi?