Son 15 yıldır çoğu günler onunla beraber sohbet ettik. Yazları bolca Yağlıdere (Gümüşhane) de köyüne çıktık, her Çarşamba “Ekâbir Masası”n da sohbetlerine şahit olduk. Her günümüz değişik dost sohbetlerine katılmakla bütünleşti.

Çok güldük, çok eğlendik, çok ağladık beraber…

Eşi “Gönül” abla vefat ettiğinde yanında idim, onun ne yaşadığını hisseden biriyim. Bir hastane yetkilisi morga indirilen “Gönül” ablayı teşhis etmemiz gerektiğini söylediğinde gözü ile beni işaret etti. Benim morga inip “Gönül” ablanın cenazesi açtırıp “Evet bu Gönül Abla” dedikten sonra Ataman Amcanın yanına dönmem ve “O’ muydu?” demesinden anlamıştım ki, Ataman Amca eşinin öldüğüne inanamıyor resmen “Gönül” adamı damgasını vuruyordu…

Onunla masada oturduğunuzda ufkunuz zarar görür, onun ufku karşısında yok olursunuz.

Sanatı, kültürü ruhunun en üst köşesindedir.

Musiki hastalığına değinmiyorum bile, Yağlıdere’de sabahlara kadar yaptığımız Türk Sanat Müziği icralarımızı anlatmakla bitmez.

Her Çarşamba masasında, arkadaşları (rahmetli) Sabit Amca (Sabır), Dr. Rüştü Araz, (rahmetli) Ülkü Amca (Özbayrak), Kamil Dedeoğlu, Sıtkı Hacısalihoğlu, İsa Güney, Arif Dedeoğlu ondan mutlaka bir şiir isterlerdi. Ben ise genelde “Eleni”yi okumasını isterdim.

Pazar günü heykeltıraş Hasan Fehmi Hızal tarafından hazırlanmış büstünün açılışına tanıklık ettik.

O geçmiş dönemlerde efsane kadrolarla Trabzonspor’a şampiyonluk kazandırma şerefine nail bir büyüğümüz, hatta yıllarını Eczane sektörüne vermiş biri olabilir.

Ama O bizim “Gönül” adamımız, böyle biline.

Doğum günlerimiz bile aynı, seneler değişse bile.

Uzun ömürler dilerim Ataman Amca…

BİR KARDEŞİMİZ DAHA OLUYOR, YAŞASIN…

Kendi döneminde Kırgızistan’ın Bişkek, Kazakistan’ın Aktau, Özbekistan’ın Buhara kentleri ile “Kardeş Şehir” olan Trabzon’a bir kardeş daha geliyor: Azerbaycan’dan Şuşa.

Arkayı dörtledik resmen, hayırlara vesile olsun.

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen ve sürdürülebilir kentleşme alanında dünyanın en önemli uluslararası buluşmalarından sayılan Yerel ve Bölgesel Yönetimler Dünya Kurulu (WALRG) Toplantısına katılan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Metin Genç müjdeyi patlatmış!

Azerbaycan’ın Şusa’sı ile kardeş oluyoruz.

Türkmenistan’dan Merv kenti de sırada bekliyor, kardeşlik görüşmeleri devam ediyormuş.

Yüzümüzü bir türlü batıya dönemiyoruz, mübarekler takıldı kaldılar Asya’da.

Hatta önlerinde devamlı didiştikleri bir Ortahisar var, akıllarına gelmiyor kardeş olamıyorlar!

Resmen üvey kardeş Ortahisar.

Ver mehteri…

YEŞİLAY RAPORUNDA BİLE GENÇLER KUMAR BELASINDA…

Trabzon Yeşilay İl Başkanlığı tarafından bağımlılıkla mücadele ve sağlıklı yaşam bilincini erken yaşlarda çocuklara aşılamak için İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa okullara giderek yerinde öğrenciler ile görüşmüşler. Her yıl geleneksel hale getirdikleri “Sağlıklı Nesil Sağlıklı Gelecek” resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere çeşitli hediyeler vermişler.

Başkanları Işıl Demir Güner’i tebrik ediyoruz.

Ben yıllardır izlerim Yeşilay’ı, alkol ve tütün gibi uyuşturucular dışında sanki başka bir şeyin zararlı olmadığını bana hissettirir. Varsa bütün dert, alkol ve tütün. Çürüme sanki bunlarla. Ellerinde içkiden sigaradan karaciğeri düşmüş bir adamın fotoğrafı, kurum kurum dolanırlar.

Türkiye Yeşilay Cemiyeti olarak geçmişte “Bağımlılıkların Ekonomiye Maliyeti”, “Kumar Raporu” ve “Tütün Raporu” kamuoyu ile paylaştılar.

Ama geçen “Sosyal Medya Araştırma Raporu” nu gördük ki, gençliğin derdi alkol, tütün değil!

Raporda gençliğin yüzde 20’si tütün ve alkol düşkünü.

Yüzde 30’u kumar ve bahis içerikli sosyal medya kıskacıyla karşı karşıya.

Onun için ne yapmak lazım? Karaciğeri yerlerde fotoğraflarla değil gençleri kumar belasından vazgeçirebilecek politikalarla gençleri kucaklamak gerekir.

Sözün özü, alkol ve uyuşturucu ile mücadele ederken sanal bahis cehennemini göz ardı etmeyin. Dersiniz birazda bu yönde olsun, ben demiyorum kendi yaptığınız rapor öyle diyor.

Hadi, göreyim sizi iyi çalışın Yeşilaycılar…

RUHU FAKİR MİLLETVEKİLİ…

Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede milletvekilisiniz ama açtığınız bir miras davasında mahkeme masrafı ve harç ödememek için eşinizi muhtara gönderiyor, fakirlik belgesi alıyor ve mahkemeye sunuyorsunuz.

Kim bu milletvekili diye düşünmeyin, AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy.

TBMM sayfasından bu arkadaşın özgeçmişine baktım, Aksaray’da İmam Hatip’i bitirmiş KTÜ’de İktisat okumuş AKP tabanından yetişmiş bir zat.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesinin belirlendiği Bütçe Plan Komisyonunun da üyesi imiş, eşine fakirlik kâğıdı aldırıyor ama koca ülkeyi kalkındıracak bütçeyi de belirliyor yani.

Milletvekili maaşı 273 bin, yan hakları dolu dolu.

Ömür boyu sağlık sigortası, 3 araç tahsis hakkı, diplomatik pasaport, koruma, TBMM misafirhane, lojman imkânı ve ulaşım, iletişim desteği alıyor. Ayrıca aylık maaşının yüzde 50’si kadar yolluk cebe hatta eşe özel tanıtım kartı gibi ayrıcalıklarda bonus.

Kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları aile bireyleri için ömür boyu ücretsiz sağlık hizmetleri, özel emeklilik hakları…

Bence bunların hiç önemi yok AKP’li bu arkadaş için.

Olur, böyle vakalar diyorum ben AKP’li vekilleri düşündüğümde neler gördük biz neler.

Belki bu arkadaşın da ruhu fakirdir, belki de karakteri.

Çok da şey etmemek lazım…

NİYE “DEVLET” DEĞİL DE “ŞEHİR” HASTANELERİ?

Sizde bende bu hastaneleri devlet yapıyor, niye “Devlet Hastanesi” değil de “Şehir Hastanesi” şeklinde adlandırıyorlar diye merak ediyorsunuz umarım.

Biraz araştırdım, en düzgün beyanat Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’den geliyor.

O anlatıyor neler döndüğünü, bende size aktarayım bari.

"Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘benim kişisel bir projem, benim 14 yıllık hayalim’ dediği Şehir Hastaneleri gerçeği ile tanıştıracağım. Bazılarının hayalinin aslında hepimiz için nasıl kâbus olduğunu göreceksiniz.


Kamu-özel ortaklığından yandaş olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Özel bir şirket bir hazine arazisine hastane binası yapıyor. 49 yıllığına kadar bu hastaneyi devlete kiralıyor. Temel hizmet dışında bütün ticari işletmeyi kendisi yapıyor. Yap-İşlet-Devret'ten bir üst konumda. Devlet hem kiracı hem de hizmet alıcı oluyor. Yani "devlet" hastanesini şirket yönetiyor. Şirket hastane içinde morgdan gasil haneye kadar, hastane dışında taksi durağından kreşe kadar her yeri işletip para kazanıyor. Bu şirketler birçok imtiyaza sahipler. KDV'den, damga vergisinden ve bütün harçlardan muaf tutuluyorlar. Aldıkları uluslararası kredilere tam hazine garantisi veriliyor. ÇED raporu almadan istedikleri orman arazisine hastane yapıyorlar. Devlet yüzde 70 oranında dolu olacağını yani vatandaşını hastalandıracağını garanti ediyor. Hastalandırılması konusunda yandaş şirkete garanti verilmiş vatandaş ise tamamen durumdan habersiz. Onlar şehir hastanelerinin sahibinin Sağlık Bakanlığı olduğunu sanıyor. Sağlık Bakanlığı da kiracı olduğunu kesinlikle açıklamıyor. Eski hastanelerin yerine de AVM yapmak için şartname kapsamına alınıyor.

17 şehir hastanesi için şirketlerin cebinden 9 milyar dolar para çıkacak, devlet ise bunun karşılığında 27 milyar dolar para ödeyecek. Sağlık Bakanlığı satışa çıkarılmıştır, geçmiş olsun…"

Diyor, Milletvekili Yıldız Hanım.

Buradan anlıyoruz ki, “Devlet” Hastanesi demek şirketlerin işine gelmiyor.

Ve en önemli ayrıntı; Eski hastanelerin yerine de AVM yapmak şartname kapsamında!

Biz niye tartışıyoruz günlerdir, Ahi Evren Göğüs Hastanesi ve Yavuz Selim kemik Hastanesi ne olacak diye?

AVM yapılacak, şartname de varmış fazla kafa yormayalım dostlar…

KAYBOLAN SADECE ELMA, ARMUT MU?

Trabzon’da Biyoloji öğretmeni Ahmet Hulusi İmamoğlu, yörede tadı unutulan özellikle armut ve elma türlerinin önemine binaen çalışmalar yapıyormuş. Nerede diyor; Demir elması, Laz elması, Arap Kızı, Sincap elması? Nerede Değirmen, Yaban, Kış, Aleksap, Milap, Hanşonap, Laynap armutları?

Bunların kaybolmaması için aşılama yöntemi ile Köprübaşı’n da öğrencilerinde katkısı ile muazzam bir çalışma başlatmış, amacı hem kaybolan tatları yeni nesillere ulaştırmak hem de çocuklara doğa ve çevre bilincini aşılamak…

Ahmet Hulusi Hocamı kutluyorum.

Hocam sadece elma, armut mu bozuldu bu yörede?

Mesela Trabzon Hurması nerede? Kokulu üzümümüz nerede, bir başka adı ile Rus üzümü? Muşmula bahçeleri vardı merkezdeki evlerin bahçelerinde…

Genetiğimizle oynadılar, unutmadan hala GDO serbest canım vatanda!

Ve bu yok etme projesi sadece meyveler mi sınırlı?

Canlıların da nesli ile oynamıyorlar mı?

19 MAYIS’DAN ATATÜRK’Ü AYIRMAK…

Son yıllarda sizi bilmem ama benim dikkatimi çekiyor, bayramın adı sadece “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” olmuş! Siyasal İslamcılar bu şekilde yazıyorlar…

Atatürk’ten insan bu kadar mı nefret eder arkadaş? Diğer taraftan da Cumhuriyet değerlerine ikiyüzlülükle ortak ol. 19 Mayıs’a dair hiçbir kutlama yapma, daha onurlu bir duruş kabul ederim. Hatta “Siyasal İslam’ın doğası gereği Cumhuriyete ve değerlerine düşmanlar” der geçerim. Ama resmen hem 19 Mayıs’ı kutla hem de 19 Mayıs’ın tek kahramanı olan Atatürk’ü dışarıda bırak. Bu tam bir ikiyüzlülük…

Bak arkadaşım, her ulusun tarihinde kırılma anları vardır. 19 Mayıs 1919, Türk Ulusunun kaderini değiştiren en kritik dönüm noktalarından biridir. Çünkü o gün, Mustafa Kemal Atatürk’ün yıkılan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet fikrini fiilen hayata geçirmeye başladığı gündür. Umutsuzluğa sürüklenmek istenen bir millet, onun liderliğinde kaderini yeniden kendi iradesiyle yazma kararı almıştır. Bu adım yalnızca bir devletin kuruluşu değil; Emperyalizm ve sömürüye karşı bağımsızlık veren uluslar için de umut olmuştur.

“Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini…” dendiğinde Mustafa Kemal, “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” demiştir.

Dün olduğu gibi bugün ve yarın da, bu tarihsel gerçek değişmeyecektir.

19 Mayıs 1919’un 107.yılında, Samsun’a çıkan o iradeyi saygı ve minnetle anıyorum.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun bir kez daha…