Futbol bazen sadece bir oyun değildir;zamana karşı yazılmış bir itiraz, kadere karşı kurulmuş bir mücadeledir.

Ve bazı geceler vardır ki, sahada oynanan şey, topun değil, ruhun hareketidir.Trabzonspor’un Galatasaray karşısında kazandığı Cumartesi akşamı, işte böyle bir gecenin ismidir.Bir skorun ötesinde, bir anlamın başlangıcı.Bir galibiyetten ziyade, bir hakikatin ifşası.Çünkü bu takım o gece sadece rakibini yenmedi;aceleyi yendi, korkuyu yendi, geçmişin ağırlığını yendi.Top ayağa her geldiğinde zaman yavaşladı,oyun bir düşünceye, düşünce bir iradeye dönüştü.Trabzonspor’un teknik direktörü Fatih Tekke…O artık kenarda duran bir teknik adam değil;oyunu düşünen, zamanı büken, sabrı örgütleyen bir aklın temsilidir.Onun futbolu, kaosun içinden düzen çıkarma sanatıdır.Çünkü bilir:Gerçek güç, en hızlı koşanda değil, en doğru anda duran ve yeniden başlayan iradededir.

Trabzonspor’un oyuncuları cumartesi akşamı birer futbolcu değildi sadece;bir fikrin taşıyıcısı, bir inancın yürüyen haliydi.Her pres bir direniş,her pas bir hafıza,her kazanılan top geleceğe atılmış bir imzaydı.Öyle oynadılar.Öyle mucadele ettiler.

Ve şimdi.Önlerinde yalnızca altı maç var.Ama bu altı maç, bir sezonun değil; bir karakterin sınavı.Çünkü şampiyonluk dediğimiz şey, çoğu zaman kupayı kaldırmak değil;en zor anda kendin kalabilme cesaretidir.Trabzonspor artık başkaldırıyor.Çünkü başkaldıranlar çoğu zaman büyük finali bitirir.Trabzonspor camia olarak biliyor.Hakikat sessizdir.Ve en büyük yürüyüşler, en az ses çıkaran adımlarla başlar.Bu takım eğer bu aklı korursa,eğer bu sabrı dağıtmazsa,eğer bu inancı kirletmezse.Şampiyonluk bir sonuç değil, kaçınılmaz bir varış olur.

Çünkü bazı hikâyeler yazmak istersin,yazılmaz.

Müthiş bir şekilde gelir seni bulur.

Ve bazı zaferler kazanılmaz.

Zaten geliyordur.

Sessizce…

Derinden…

Ve durdurulamaz bir kader gibi.