Sadullah Ergin’i Çankaya 1.ci sıra CHP listesine koyan Dersimli Piro Genel Merkezinin önüne büyük bir pankart yaptırmış: “Şimdi Arınma Zamanı”…
Bu ülkede sürekli bir “bu kadarı da olmaz” durumu var, diyoruz çıkıyor.
Ben bu arkadaşın çocuklarının bile yerinde olmak istemezdim. Bu kadar küfür, bu kadar beddua yemek ne uğruna arkadaş? Ne uğruna? Aklım almıyor bir insan ömrünün son yıllarını böyle geçirmeye nasıl karar verir? Seni bu tarih her seçimi kaybeden hatta seçimle kaybettiği CHP Genel Başkanlığını parti merkezini işgal eder gibi kayyum olarak ele geçiren biri olarak yazacak bilesin. Maalesef sayende ülkenin kim bilir kaç yılını çaldığına şahit oluyoruz. Umuyorum ki şu ülkeye verdiğin zararın, şu çaldığın gençlerin umudunun hesabı senden sorulur. Sorulur da bizde görürüz.
Türk siyaseti çok pişkinler görmüştür ama bu apayrı bir boyut.

Geçmişten bir örnekle yazımı noktalamak istiyorum. Zamanında Adalet Partisine geçen bir milletvekili vardı, hem AP’yi hem Demirel’i yerden yere vuruyordu. Süleyman Demirel’e sormuş bir gazeteci “Kendinizi bu derece eleştiren bir kişiyi neden partinize kattınız?” diye. Rahmetli de şu meşhur cevabı vermişti: “Bize havlıyordu, aldık kapıya bağladık. Şimdi karşı tarafa havlıyor…”
Ne diyeyim ben sana Piro?
En güzel sözü, gazeteye kayıp ilanı veren bir başka arkadaş söylemiş:
“Dedemi kaybettik arıyoruz. Kendini Genel Başkan sanıyor…”
Sen sadece CHP’ye kötülük yapmadın Piro, en büyük kötülüğü Tuncelililere ve Alevilere de yapmış oldun.
Türk siyasi tarihinin en büyük hayal kırıklığına şahit oluyoruz.
Sanma ki bu halk yaptığını unutur, unutacak!
Sokakta yüzüne tükürecek milyonlar bekliyor, bilesin...
KUŞU BİLE UÇMADI…
Kılıçdaroğlu’nun bir videosunu seyrettim, kayyum atandığı CHP önünde bayram mitingi yapıyor, sunucu Kurban Bayramımızı kutluyor ve arkadan kendisine bir beyaz güvercin veriyor. Yine sunucunun Kılıçdaroğlu’nun 2 kurbanını kimsesiz çocuklara bağışladığını söylemesi akabinde Kılıçdaroğlu elindeki güvercini uçurmak istiyor ama güvercin uçmuyor!
Helal olsun sana güvencin dedim, hatta “kuşbeyinli” derler onunda hakaret olarak kullanılmaması gerektiğini ispatladın ya, helal olsun sana kuş dedim…

Güvercin bile inanmamış barış güvercini olduğuna Piro, senin bu CHP’lilerle kavganda kartal falan uçurman gerekli idi. Gerçi güvercini uçuramayan kartalı mı uçuracaktı?
Kuşunun kalkamaması üzerine güvenlik elemanı eliyle, sert bir müdahale ile kuş kalkıyor en sonunda.
Kuşun bile kalkmıyor ihtiyar ama sen gittiğinde;
Bütün kuşlar ötecek, yaralı olanlar bile.
Ve her şey çok güzel olacak…
İÇİMİZE FETÖ SIZMIŞ, ÖZÜR DİLERİM…
Öyle diyor canlı yayında Kılıçdaroğlu; “Zamanında içimize sızmış, Fetö örgütü ajanlarını fark edemediğim için sizden özür diliyorum” diyor canlı yayında…
Suskun kaldığı 2 yılda iyi eğitim almış, kronik iktidar partisi hastalığını kusuyor. Herkesi Fetöcü ilan ediyor. Eğitimi iyi almış diyorum işte, dilini birleştirmiş artık gizlemiyor da. Süper bir gelişme var bu arkadaşta.
Yatacak yeriniz yok, yeriniz. Hani bunu zamanında Fetöye ne istedi ise veren, Fetöcüleri kamu kurumlarına sokan, dön gel hoca efendi bitsin bu hasret diyenler söylese inanacağım da, sende dürüst durmuyor Kılıçdaroğlu.
Ve unuttuğun başka bir gerçek de göreve getirildiğin kaset skandalındaki el kimlerin işi olduğudur.
Bir de çok komik yani, sen şimdi öğrendin ve temizleyeceksin!

10 yıldır MİT ve Polis elinde olan Tayyip fark edip temizleyemedi ama sen temizleyeceksin, öyle mi? Sen 15 Temmuz’da askerlerin arasından geçip Bakırköy Belediye Başkanı Kerimoğlu’nun evinde TV olan biteni izlerken Özgür Özel TBMM’de Fetö kalkışmasına karşı mücadele veriyordu, unutuyorsun…
Fetö arıyorsan uzağa gitmene gerek yok Kılıçdaroğlu, avukatın Celal Çelik’in 12 yıldan 40 yıla kadar hapis cezasıyla yargılandığı “Fetö’ye yardım” davasına bak.
Çamur at, izi kalsın ne kolay değil mi?
Baktın ki yolsuzluk, hırsızlık yemiyor şimdi de bu iftiralar ile yola mı çıktın Kılıçdaroğlu?
Biri çıkıyor “Allah affetsin” diyor, öteki “Özür diliyorum” diyor.
Tam tımarhane gibi bir ülkede yaşıyoruz, Allah asıl bizi affetsin…
YENİ SEÇİM VAADİ: DEMİRYOLU
Aslında 20 senedir bu vaadi veriyor mevcut iktidar ama siyasilerin son söylemlerine bakılırsa önümüzdeki baskın seçimin Karadeniz’e olan en büyük vaadi bu olacak.
Samsun-Sarp demiryolu…
Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu bayram dolayısı ile her gittiği yerde “Türkiye’nin ulaşım altyapısında tarihi bir dönüm noktasının geldiğini” belirtiyor.
Projenin sadece bir ulaşım hattı değil, bölge ekonomisini ve sosyal hayatını canlandıracak bir vizyon olduğunu vurguluyor. Çalışmaların Samsun’dan başlayarak sırasıyla Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin kentlerini kapsayacak şekilde planlandığını söyleyen Uraloğlu, hattın tamamlanması ile birlikte Samsun-Trabzon arası 2 saate düşeceğinin müjdesini veriyor.
Ben Bakan Uraloğlu’nu tebrik ediyorum ama bir yönüne eleştiri getiriyorum. Bu proje belki sosyal yaşantıya bir renk getirebilir ama ekonomiye katkısı oldukça sınırlı olacak diye düşünüyorum. Niye? Çünkü bölgede Samsun dışında sanayimiz sıfır. Tarım ve hayvancılık konusunda da ülkenin çok gerisindeyiz. Bu bakımdan yük taşımacılığında bu yolun ekonomiye katkısı sınırlı kalacak.
Bunun yerine Erzincan-Gümüşhane üzerinden Trabzon Limanı’na bağlanacak bir demir yolunun daha az bir maliyetle yapılabilir olduğu ve bölge ekonomisi için beklenen faydayı yeterli düzeyde sağlayacak olduğu aşikârdır.

Ama sizin de bir sorununuz bu, biliyorum Sayın Bakan.
Erzincan’dan Karadeniz’e bağlanacak demiryolunu Gümüşhane’den Giresun’a bağlamak isteyen bir siyasi güç var. Rize’ye de bağlamak isteyen de içinizde bir siyasi güç var.
Sizde bunları yenemiyor ve önümüze Samsun-Sarp demiryolu gibi bir ekonomik olmayan bir yolu atıyorsunuz.
Bekleyip göreceğiz ama dediğim gibi önümüzdeki seçimlerin en büyük vaadi bu olacak gibi AKP’nin...
TRABZON FANİLASI…
Artık tescillenmiş bir markalarımızdan oldu; Trabzon Fanilası.
Ben küçüklüğümde bilirim, özellikle Faroz’da fanilacı teyzelerin dokuma tezgâhları vardı. Annem her sene bize kış başında Faroz’dan yün fanila ve don ördürürdü.
Yıllar önce Trabzon’da SODEV kanalı ile misafir ettiğimiz eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş ve eşi Müjde Ar vardı. Ganita’da kaldığı evi görmek istemişti Müjde Hanım, getirdim gezdirdim Ganita’da, o vakitler ben İskenderpaşa Muhtarı. 2-3 gün kaldı döndüler İstanbul’a. Aradan bir kısa zaman geçti aradı Ercan Bey, Müjde Hanımın almayı unuttuğu bir şeylerden bahsetti. Trabzon fanilası ve iç donu! Hemen dedim, gittim Kemeraltı’ndan 3 takım aldım. Adres gönder dedim Ercan Beye, “önümüzdeki ay Aysel gelecek, ona verirsin Muhtar” dedi. Gerçekten de rahmetli Aysel Gürel geldi benim Muhtarlıktan Trabzon fanilalarını ve iç donlarını aldı. Kocaman gözlükleri ile Aysel’e istersen sana da alayım dedim, ne cevap verdiğini yazamıyorum…

Yaklaşık 135 yıllık geçmişe sahip, tamamen ham pamuktan ve el işçiliğiyle üretilen bu geleneksel dokumamızın Trabzon kültür ve yaşam tarzı olduğunu kente gelen turistlere de tanıtmamız gerekir.
Yöresel lezzetler ve şivenin ne kadar turistik detay olduğu bilen biri olarak diyorum ki, Trabzon Fanilası’nı da kent dinamikleri arasında gösterilmesi şarttır.
Kurtuluş Savaşı’nda Mehmetçiğimizin bile giydiği bu yöre ürününü tanıtmamız gerekir.
Coğrafi işaret bile aldığına göre, konuya yetkililer bir önem verse diyorum…
KÜLTÜR YOLU
Bu yıl 6-14 Haziran tarihleri arasında Trabzon’da yapılacak.
Trabzon dışında 20’nin üzerinde kentte 10’ar günlük periyotlarla binlerce kültürel, sanatsal ve müzikal etkinlikler düzenleniyor.
Muhalefet milletvekilleri tarafından TBMM’de soru önergesi olarak bakanlığa soruluyor. Harcama kalemleri ve toplam bütçeler konusunda ama Bakanlık, kesin bir harcama tutarı paylaşmıyor. Benim edindiğim bilgiler bu sene 7 ay gibi uzun bir sürede harcanacak para tamı tamına 7 milyar lira!
Trabzon’a gelen sanatçılara bakıyorum, Haluk Levent, Resul Dindar ve Kıraç dışında sahne alacak kişilerin çoğunun Karadeniz ve yöresi ile ilgisi alakası yok!
Ayrıca AKP hükümetine de, bu masrafları bu “sanatçı!” tayfasına akıttığı paraları görünce sormak istiyorum. Abi siz aylardır Ankara Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği konserler üzerinden itibar suikastı yapmanız mı?

Sadece Ankara’mı? Elbette hayır, itibarını zedelemediğiniz belediye kalmadı sizin.
Peki, bu Kültür Bakanlığı’nın sözde sanatçı diye bu sene 7 milyarı bulan yağmasını neden göz ardı ediyorsunuz?
Ayrıca şu “sanatçı” diye bize sunduklarınıza bir bakın isterseniz.
Yağmanın sanat yolunu iyi bulmuşsunuz…
GEZİ’DEKİ EFSANE NESİL…
Sizi bilmem ama bende katıldım Gezi’ye.
Onlar elbette “Çapulcu” diyorlar, bence efsane idiler. Hayatımda bu kadar güzel insanları hiçbir arada görmemiştim. Bir kısmı çimenlerde uzanırken bazıları ellerinde çöp poşetleri ile çöpünüz var mı diye soruyordu. Bazıları su veya yiyecek teklif ederdi.
Yorulanlar dinlenir, dinlenenler temizliğe, yardıma devam ederdi.
Herkese yemek-yiyecek dağıtılıyor, kimse hak çiğnemiyor, kimse kimseyi taciz etmiyordu. Kavga gürültü hatta tartışma bile yok, sağcısı solcusu milliyetçisi komünisti türbanlısı bir arada idi. İnançsızlar Kandil’i kutluyor, her sorun konuşularak hallediliyor, yaralılara sakatlara herkes yardım ediyordu.
Toplumsal hareketin bu ülkedeki son ışıltısı idi Gezi Parkı Direnişi.

Mevzu ağaç değildi biline, mevzu yaşama dair kısıtlamaların arttığı bir dönemde yönetenlere ses çıkarmaktı. Önce gitmeyin diyen aileler bile ertesi gün çocuklarının yanına desteğe geliyordu benim gibi. Son birkaç gününde yaşananları asla onaylamıyorum, bence onlar da araya nefret tohumu ekmek için provokasyona alet oldular. Eylemler terörize değildi ama öyle gösterilmek istendi. Sonucunda Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılamalar oldu, bir daha kimse cesaret edemesin diye.
Bugün gelinen noktada, sistematik bir yozlaşma ile o kitle suskunlaştırıldı.
Kimse konuşmuyor bile, korkuyor.
Herkesi susturdular, ülke yanıyor şimdi saçlarını tarıyorlar.
Ben susmuyorum, susana yazıklar olsun…
40.CI YILINDA ÇERNOBİL…
26 Nisan 1986 da Sovyetler Birliği’n de Çernobil Nükleer Santrali patlamıştı.
30 Nisan da duyurdular, dallama Rusların nükleer çöp barındıran bir konteyneri açması ile radyasyon bir anda kilometrelerce (1200 km.) bir alana yayıldı. Çernobil ile aramızda sadece Karadeniz vardı. Aylarca balık, midye falan deniz ürünleri yiyemedik. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral çıktı basın önünde “bakın ben içiyorum” diyerek hüpletti çayı, bizlerde arkasından. Fiskobirlik elindeki tonlarca fındığı ilkokullardaki öğrencilere dağıttı, yanında süt ikramı ile. Bir Allah’ın kulu çıkıp “çocuklarımızı zehirliyorsunuz” demedi, Trakya’da on sene kavun, karpuz yetiştirilmedi. Karadeniz’deki sadece çay fındık değil, tarlalarımızdaki sebze meyve etkilendi aslında. Ama kimseden çıt çıkmadı.

Tam 40 sene önce idi, şimdi kanser kâbusu çöktü üzerimize. Ben dâhil tanıdıklarımın pek çoğu kanser illeti ile uğraşıyor. Biliyorum ki Karadeniz’de her 3 kişiden biri kanser.
İşin aslında komik yanı da yıl olmuş 2026 hala yurdum vatandaşı Nükleer Santrali savunuyor. Ruslarla anlaşmışlar, Mersin’de santralimiz yapım aşamasında. Arkadaşım, Çernobil’i inşa eden kim? Patlatan kim? Eline yüzüne bulaştıran kim? Ruslar…
Birde deprem hattında santral kurduruyorsun bu beceriksiz Ruslara.
Cidden tiyatro gibi bir ülkede yaşıyoruz…