Bir zamanlar dedelerinin peşinden tarlaya koşan çocuklar, bugün şehirlerin kalabalığında gelecek arıyor. Peki toprağın bereketi mi azaldı, yoksa toprağa olan inancımız mı?
Önceden Anadolu'da bir çocuğun geleceği toprakta yeşerirdi.
Sabah erkenden kalkılır, bahçeye gidilir, tarlaya çıkılır, hayvanlar beslenirdi. Çocuklar daha ilkokula başlamadan hangi ağacın ne zaman budanacağını, hangi ürünün hangi ayda ekileceğini bilirlerdi. Toprak sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda hayat okuluydu.
Bugün ise durum biraz farklı.
Köylerde genç arıyoruz,bahçelerde genç arıyoruz seralarda, çaylıklarda, fındık bahçelerinde genç arıyoruz. Ama bulmakta zorlanıyoruz…
Sonra da dönüp soruyoruz: “Bu gençler neden tarımdan kaçıyor?”
Belki de yanlış soruyu soruyoruz. Galiba asıl soru şu:
Gençler mi tarımdan kaçıyor, tarım mı gençlerden?
Çünkü bugünün gençlerine baktığımızda tembel bir kuşak görmüyoruz. Aksine üretmeye çalışan, öğrenen, araştıran bir nesil görüyoruz. Demek ki mesele çalışmak istememeleri değil; çalıştıklarının karşılığını alabileceklerine inanıp inanmamaları.
Bir genç köye döndüğünde ne görüyor? Mazot pahalı, gübre pahalı, ilaç pahalı, işçilik pahalı. Hava şartları belirsiz, pazar belirsiz, fiyatlar belirsiz. Böyle bir tablo karşısında genç neden risk alsın?
Gençler tarımdan değil, belirsizlikten kaçıyor.
Aslında tarımın en büyük rakibi şehir değil; umutsuzluk…
İşin bir başka boyutu da yıllardır çocuklarımıza verdiğimiz mesajlarda saklı. Kaçımız çocuğuna “Çok çalış da iyi bir çiftçi ol” dedik? Ama “Oku da adam ol” cümlesini hep duyduk. Bu sözlerin görünmeyen tarafında çoğu zaman tarımın değersizleştirilmesi vardı.
Oysa dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde tarım yüksek teknolojiyle iç içe yürütülüyor. Sensörler, drone'lar, yapay zekâ, veri analizi ve akıllı sulama sistemleri artık modern tarımın bir parçası.
Tarım artık sadece toprak işi değil; teknoloji işi, veri işi, mühendislik işi ve girişimcilik işi.
Bir diğer sorun ise tarım arazilerinin giderek küçülmesi. Dededen kalan araziler bölündükçe ekonomik olarak işletilmesi zor alanlar ortaya çıkıyor. Gençler de doğal olarak geleceklerini başka yerlerde arıyor.
Köy hayatı da artık eskisi gibi değil. Gençler sadece gelir değil, yaşam kalitesi, sosyal imkânlar, kültürel etkinlikler ve fırsat eşitliği de istiyor.
Peki çözüm ne?
Çözüm gençleri suçlamak değil, tarımın hikâyesini değiştirmek.
Çiftçiyi sadece üretici değil, girişimci olarak görmek. Gençlere yalnızca üretmeyi değil, markalaşmayı, pazarlamayı ve teknolojiyi kullanmayı öğretmek.
Çünkü yeni nesil toprağa küsmüş değil. Yeni nesil anlam, gelecek ve umut arıyor.
Eğer toprağın içinde geleceği gösterebilirsek, gençler yeniden toprağa dönecektir.
Artık gençlere “Tarımı neden tercih etmiyorsunuz?” diye sormayı bırakıp, “Tarımı gençler için nasıl yeniden cazip hâle getirebiliriz?” diye sormalıyız.
Ve unutmayalım:
Toprak yaşlanmıyor aksine yaşlanan bizim ona bakışımız oluyor…