Yürüyen merdivene ters binmesinden seccadeye basmasına kadar pek çok şeyini bilmeden yapmıştır diye kendi kendimi avutuyordum ama adam hakikaten bir proje imiş, iyi mi?
Yıllardır siyaseti izlerim, az biraz içinde oldum değişik tipler gördüm. Bazısına saygı duydum, bazısını garipsedim. Ama asla birine acımadım.
Geçen Cuma Sözcü TV’de iki saat Kılıçdaroğlu’nu izledim.

Onun sorular karşısında kıvranışını, tutarsızlığını, dayanaksız tezlerle haklı çıkmaya çalışmasını, bilmiyorum deyip durmasını, o gün öyle demiştim bugün böyle diyorum deyişini, Selahattin Demirtaş’ı nasıl yediklerini, yol arkadaşlarına ettiği ihaneti, tutuklanan CHP’liler için onlara da avukat yollarız deyişini, sorulara sorularla yanıt veremeyişini, bakın size bir şey söyleyeceğim deyip hiçbir şey söyleyememesini ibretle seyrettim…
Kendi kendime dedim ki bu korkunç bir karakter.
Ve şunu da sordum kendime;
Kılıçdaroğlu bunu niye yapıyor?
Sanırım hırsı bunu istiyor.
Diyor ki;
O gün beni değil Özgür Özel’i seçtiniz, hepinizi yok edeceğim…
Acıdım…
ŞARKI DA FAYDA ETMEDİ…
Toplu tüfekli, İHA’lı SİHA’lı milli takım şarkısı da etki etmedi. Villa vaadi de fayda etmedi. İkide sıfır çektik Dünya Kupasında.
25 yılda bir elimize gelen fırsatı değerlendiremedik.

Başarılı ülkelerin Federasyon başkanlarına bakıyorsun hepsi futboldan gelen saygın kişiler, bizim İbo İngilizce bile bilmiyor, (İlkokul diplomalı olması İstanbul basını tarafından allanıp pullanıyor!) ona kalsa şampiyon olmaya gelmişiz!
Elenmeyi bir Haiti garantiledi bir de Türkiye…
Bizim İbo’nun günahı yok, iktidar onu istedi o da gitti federasyon başkanı oldu.
Onun federasyon başkanı olması resmen bir ülkenin özetidir. Bilimde de aynıyız, sanatta da aynıyız, kültürde teknolojide eğitimde hep aynı…
Balık hafızalıyız, geçmişte hayatında hiç kılıçla spor yapan birini görmeyeni Trabzon AKP milletvekili aday adayını Eskrim Federasyon başkanı kim yaptı, elbette AKP.
Futbolunda iliklerine kadar içindeler şimdi.
ABD maçında da sıfır çekip üçün birini bile alamadan geri döneriz herhalde. İşte ben iktidar alkışlayıcılarından dönüşte daha büyük bir TOGG konvoyu bekliyorum, gülmeyin.
Görgüsüzlüğünde görgüsüzlüğündeyiz…
Teşekkürler AKP, teşekkürler İbo, teşekkürler Kerem, teşekkürler Hamit, teşekkürler Montella!
KAZANAN KİM?
Kılıçdaroğlu’nun röportajı bence itibarını onarmaktan çok, kendini yerle bir etti.
Görüntü bana göre sadece Cumhuriyet tarihinin en başarısız parti liderlerinden biri değil, aynı zamanda tutarlılık ve ilke sellik açısından da çok kötü bir sınav oldu. Bu sınavı veremeyen isim ne yazık ki Kılıçdaroğlu oldu.

Bu benim izlemimim elbette ama şu konu oldukça net: Kılıçdaroğlu son derece zayıf bir performans sergiledi. Konulara hâkimiyeti sıfırdı. Merdan Yanardağ’ın ifadesini “duymadığını” söylemesi, dava dosyalarını okumadığını söylemesi başlı başına bomba idi. Gündemde tuttuğu 4 “şaibeli” milletvekilinin adını veremedi, ortaya attığı “Fetö” iddiasını somutlaştıramadı, konuşmasının ilerleyen safhasında geri de adım attı bu konuda. Birçok soruya cevap veremedi, bazılarını geçiştirdi. Zorlandığı anlarda sesinin titrediği, dikkatinin dağıldığı ve zaman zaman savunmacı bir tavıra yöneldiği gözlendi. Bunlardan daha önemlisi de sıkıştığı noktalarda sorulara cevap vermek yerine gazetecileri eleştirme yönüne döndü.
En çarpıcı bölümlerinden biri Selahattin Demirtaş meselesi oldu. Dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde rolü hatırlatıldığında pişman olmadığını söyledi. Ardından da Demirtaş hakkında verilen kararların siyasi olduğunu ve yanlış bulduğunu söyledi. Bu hem bir yandan sürece destek verip hem de diğer yandan ortaya çıkan sonuçları eleştirmesi ciddi bir siyasi ve ahlaki çelişki olarak dikkat çekti.
Bir başka çelişki de CHP’li isimlere ilişkin değerlendirmeleri idi. bir yandan yargının bağımsız olmadığını söylerken, hakkında iddialar bulunan CHP’lilerin yargıya gidip aklanmaları gerektiğini savunmak kafalara soru işareti bıraktı. Hâlbuki ortada henüz tamamlanmamış yargı süreçleri ve kesinleşmiş hükümler yokken ve masumiyet karinesi varken bunları söylemesi büyük çelişki idi.
Medyaya aktarıldığı iddia edilen büyük meblağlarla ilgili soruda uzun yıllar genel başkanlık yapmış bir siyasetçinin, partisinin mali işleyişinden haberi olmaması düşündürücü oldu.
Sonuç olarak benim düşüncem hem kendisine büyük zarar verdi hem de CHP’ye.
Kazanan elbette manda yoğurduna Medine hurması, çay kaşığı kadar kestane balı ve yulaf ezmesi katarak yiyerek seyreden Reis oldu.
Hedef 400, az kaldı…
BU DÜNYADAN BİR “ÇOBAN SÜLO” GEÇTİ…
17 Haziran 2015’de kaybetmişiz, 11 sene olmuş.
Bir Levent Kırca anısı okumuştum. Süleyman Demirel Başbakan, “Gereği Düşünüldü” diye bir müzikal tiyatro oynuyor Kırca. İstanbul Yenikapı’da Hürriyet Çadırında her gün 3.500 kişiye oynuyor, inanılmaz ilgi görüyor. Sert bir kış yaşanıyor, çok kar yağıyor çadırın bir kısmı çöküyor. Oyunlar duruyor, onarmak lazım ancak para yok! Bankalarda kredi vermiyor. Randevu alıp Demirel’e çıkıyor Levent Kırca. “Bir koltuk çık da bankalardan kredi çekebileyim” diyor. “Kredi çekersen ezilirsin, üzülürsün” diyor, “Müsaade et bu parayı ben sana ödeyeyim” diye cevap veriyor Başbakan Demirel. Söz konusu rakam 1 trilyon, bugünün 1 milyonu. Biraz düşünüyor Levent Kırca, “Eğer darılmazsanız, ben bu parayı sizden alamam” diyor. “Neden?” soruyor Demirel, “Ben sizinle aynı görüşte değilim, üstelik böyle bir para sizi eleştirmeme mani olur…” diye cevap veriyor Kırca’da. Demirel “Bugüne kadar oynadın, beni yerin dibine soktun. Sana mani mi olduk? Al parayı git gene oyna” diyor, nezaketine teşekkür edip konuttan ayrılıyor Levent Kırca. Demirel bu davranışı yüzünden Levent Kırca’ya hayran olduğunu hep söylermiş etrafına. Daha sonraki yıllarda eşi Nazmiye Hanımı alıp bütün oyunlarını seyretmiş. Hatta açtığı tiyatrolarının açılışlarının da kurdelesini hep Demirel kesmiş.

Hastaneye yattığında ilk arayan hep Süleyman Demirel olmuş. “Oynadıklarım hep ona karşı eleştirilerim olmuştu” diyordu Kırca. “Bu eleştirilerinden dolayı ne bana dokundu, ne de yasaklama getirdi…”
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olduğunda “Olacak O Kadar” programı için “Türkiye’nin gerçeklerini yansıttı ve ülke gündemine katkı sağladı” diyerek Levent Kırca’yı “Devlet Sanatçısı” yaptı.
Yıl olmuş 2026, bırakın eleştirel bir tiyatro oyununu oynamayı eleştiren bir yazı yazmanın zorluklarını yaşıyoruz.
Gel de arama o hoşgörüyü…
İKTİDARIN BEŞİKDÜZÜ HASSASİYETİ…
Son günlerde Beşikdüzü’nde ardı ardına bolca açılışlar falan görünce, hayırdır dedik.
Malum Beşikdüzü’nün CHP’li bir belediye başkanı var.
Ortahisar ve Yomra’ya gösterilmeyen ilgi ve alaka birden Beşikdüzü için verilmeye niye başlandı, diyor bazı partililer.

Organize Sanayi Bölgesi yatırımları, yeni otogar, hemzemin kavşak, millet bahçesi ve teleferik projeleri hatta park açılışları derken AKP iyi yüklendi Beşikdüzü’ne.
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya devamlı önemsenmemelerinden, Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık turizm projelerinde bile Yomra’nın yok sayıldığından sitem ederken iktidar birden Beşikdüzü’ne niye yıkıldı?
Geçen gün CHP’li Beşikdüzü Belediye Başkanı ile samimi kahvaltı görüntülerini sosyal medyada paylaşan AKP İlçe Başkanı Ali Zeytin yapılan işlerin “geleceğe yatırım” olduğunu söylemişti.
Ben de aynı düşüncedeyim, geleceğe yatırımdır.
İnşallah haksız çıkarım…
HALK BULUŞMALARI DEVA OLUR MU?
Genel merkezlerinden gelen bir yazı ile Belediye Başkanları “Halk Buluşmaları” başlattı. Sadece Trabzon değil tüm Türkiye AKP uygulaması oldu.
Güya belediyeler ile vatandaş bir araya gelecek, sorunlar dinlenecek ve anında çözüm bulunacak. Aslında bu bir Milli Görüş projesidir. geçmişte bunu tüm RP belediyeleri yapmıştı, Trabzon’da benim tertip Asım Efendi’de tüm mahallelerde “Halk Buluşması” yapmıştı. Çoğuna gittim, onlarca yazı kaleme almışımdır o dönemler.
Şimdi niye uygulanıyor?

Çünkü AKP artık halktan koptu, teşkilat önemini yitirdi ve tek adam sistemine evrildi.
Güç zehirlenmesi tavan oldu AKP’li yöneticilerde. Saray ve şatafat düşkünlüğü, sonradan görme burjuva tarzı yaşam bunlarda kaçınılmaz bir hal aldı.
AKP’yi koca bir mıknatıs olarak düşünün, seçmeni de demir tozu. O tozlar 2015’ten beri eski çekiciliğini kaybeden büyük mıknatıstan uzaklaşıyor. Küçük küçük mıknatıslar oluşturdular ama dediğim gibi o mıknatıslar çekicilik görevi görmüyor, güç zehirlenmesine kapıldılar. Seçim dönemlerinde büyük mıknatısa güveniyorlar, Reis de artık eski Reis değil. Büyük küçük tüm mıknatıslar çekiciliğini kaybedince bu sefer hadi halka inelim demişler sanırım.
Zirve dönemlerinde %51-52 bandında dolaşan parti son seçimde %38’e kadar geriledi.
Halk ile arasındaki bağın koptuğunu Reis de görüyor elbette, onun için Halk Buluşmaları düzenliyorlar.
Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç ve bazı İlçe Belediye Başkanları Halk Buluşmalarına başladı ama vatandaşın sorularına net cevap verememekten tutunda, konulardan bi’haber olduklarının resmini çizdiler. Bu da çok iyi olmadı. Ahmet Metin Genç’in salondan bir vatandaşı “alın bunu dışarı” demesi tüm Türkiye’den olumsuz not aldı.
Millet Ayçiçek yağı bulamazken biz uzaya gideceğiz demenin de bir yere kadar işlerliği var.
Bence yolun sonu görülüyor, halk bir yerde buluşacak bekleyin…
BİR DEMİREL ANISI DA BENDEN…
Sanırım 2007 Mayıs. Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel Trabzon Belediyesini ziyaret ediyor, eski Belediye Binasındayız. Volkan Bey Belediye Başkanı, ben yardımcısı. Alt girişte karşıladık Demirel’i, hepimizle tokalaşıp hal hatır sordu. Merdivenlerden hızla çıkışını izlerken hayretler içine düşmüştüm. Volkan Beyin odasında koltuğa oturdu, herkese isimleri ile hitap etmesi beni yine hayretlere düşürüyordu. Oturduğu koltuktan şöyle bir geriye kaykıldı ve Yeşilyurt Oteli’ni işaret etti, “Şu Yeşilyurt’ta çok kaldım” dedi. Aklına yasaklı dönem gelmiş olmalı hemen bir anısını anlattı.

“O zamanlar yasaklıyız askerler tarafından. Güya yasakların kalkması için halk oylaması yapılacak ama bize söz hakkı tanınmıyor. Bizde şehir şehir dolanıyoruz yasakları da küçük küçük deliyoruz, çaktırmadan ‘aniden halk istedi’ ayağı ile küçük mitingler düzenliyoruz. Bizim o vakitler burada bir İl Başkanımız var (hemen eski Trabzon Milletvekili İbrahim Vecdi Aksakal atılıyor ‘Ali efendim, bizim Ali) Evet Ali. İzin istiyor Valilikten, uyarı geliyor! Sakın miting falan olmasın diye (tekrar söze Vecdi Bey giriyor ‘Efendim Ali diyor ki o zamanlar, ben yasağı deleceğim askerlerde beni içeri tıksın, nasıl olmazsa içeri tıkılan sonradan mebus oluyor bende olurum)…” Çok gülüyor bu sözlere Demirel, “Geldik, şu arkada bir İl Başkanlığımız var (şimdinin AKP İl binası) orayı ziyaret ettik, yasağı deldik elbette. Ali toplamış kalabalığı bizde çıktık balkondan konuştuk halka” diyor, gülüşüyoruz. Doktoru Aylin Hanım kulağına bir şeyler fısıldıyor ve kahvesini yarım bırakıp kalkıyor. “Uçağa yetişmemiz gerekiyormuş (yanındaki bayan doktoru göstererek) komutanlar öyle emretti” diyerek son bir hızla Trabzon Belediyesinden ayrılıyor.
Yalan yok, ben o zekâda bir siyasetçi hayatımda hiç görmemiştim.
11 koca bir yıl geçmiş vefatından.
Tekrar ışıklar içinde olsun diyorum, arıyoruz…